Köşe Yazıları Haber Girişi: 07.04.2022 - 09:29, Güncelleme: 07.04.2022 - 09:29

Mavi Şehrin Kalemleri

 

Mavi Şehrin Kalemleri

Mavi Şehrin Kalemleri
UNUTTUM AYDIN ALTAY unuttum içimde kaç kıyı olduğunu kaç deniz öfkeyle ayaklanıp kabardığını umuda açılan kaç gemi alabora olduğunu unuttum kaç kez dibe vurduğumu   unuttum içimdeki boşluğun hacmini her fırtına sonrası kırılan yanlarımı toparlanmak üzereyken kayıplarımı unuttum kendime ait neyin var olduğunu   unuttum yerden kalkarken neye tutunacağımı kanayan yaralarımı neyle saracağımı şifa niyetine kana kana zehir içtiğimi unuttum daha kaç kez öleceğimi ŞAİRİN ÖLÜMÜ YILMAZ GÜNAY Sokakta yürürken gördüm Ellerinde tarçın kokusu olan kadınlar Saat şairin ölümüydü Yetim kalışıydı kelimelerin   Çığlıklar sığmaz uçları dantelli eteklere Yeşil parklara sığmaz Sığmaz haznemde taşıdığım Yaşama sevincinin doğmaya and içmiş şiirleri Aşk nasıl sığmıyorsa Versay Sarayına Cinayet belki   Kaldırımlarda bir çok kelime gördüm Can çekişen Karınları lokma tatlısına hasret kalmış egenin çocukları Her şafak balıkçılar başına bakır kovalarıyla sarı kaymaklı yoğurt götüren Diyarbakır'ın al yazmalı kadınları Can çekişen kelimeler söyler   Bir andır ölüm Paris'te de olsan cinayet soğukkanlı işlenir Bundandır hiçbir katil kanın rengini bilmez Oysa kırmızı kandır ayaklarıma bulaşan Bulaşan bulaşan kandır kelimelere   Yolda can çekişen tarihe rastladım Boynunda mittrand döneminden kalma mahcubiyet Sözlerinde Babil bilgeliği Konuştu   Önce kendinden koparsın dedi Sonra herşey kopar senden Kopar sözcüklerin asılı durduğu gerdanlık Tarihle yolculuğa çıkmş kitaplar yırtılır Kan dahi akmaz Ve ölür kelimelerin boynundaki bilgelik yükü Şair ölür KADİM MEMLEKET TUŞBA ZEYNEP VANÇİN Bir garip yolcuyum bu memlekette, Gezer,görür ; keşfeder ,seyredalarım Tüm renkler mavidir ,bu semtte Hele ki dolaşıyorsan Edremit’te   Vakit geçti mi duyarsın açlığı Pekte misafirperverdir  insanı Hemen hazırlarlar yere,sofrayı Ardından içerler semaver çayı   Ne hoş lezzettir, Van’ın aşı Meşhurdur keşkek,keledoş,ayranaşı İster mangal ister tandırda balığı Hiç dayanır mı insanın damağı   Her sabah murtuğa sevdası Yanında kavut ve çok dahası Binbir çeşit nimet kahvaltısı Süsüdür kavurmalı yumurtası   Dağlarından toplarlar birçok otu Mendo, çıreş, siyaboyu Şifadır uçkunu,semiz otu Yedin mi bunları açar ufkunu     Sokaklarında görürsün renkli göz Biri sarı biri mavi tek göz Tüyleri pamuk, rengi beyaz Van’a hastır türü pek az   Suyun memleketidir yok böylesi Muhteşemdir Muradiye şelalesi Yakınındadır Erciş Bendi Mahi Uzak değil Erçek Gölü, Kuş Cenneti   Van Gölü’nde dört ada Çarpanak,Adır,Kuş,Ahtamara Dalmak istediğinde sulara Denk gelme sakın ha canavara   Şehrin ortasındadır kalesi Tarih kokar Hüsrev Paşa camisi Zamanında tam bir ilim merkezi Yetişmiştir Feqie Teyran ve nicesi   Gittim Şahmaran kanal boyu Öğrendim çokşey hayat boyu Necip Hoca ne güzel ruhlu Duasını aldım ömür boyu   Garip olan ben değil,gittiğim yolmuş Ben ,sen, o ;biz ,siz davası  yokmuş Kin ,öfke ,nefret hep yok olmuş Bu şehrin adı kadim Tuşba olmuş DÜNYADIR KADIN FATMA ŞAHİN Yaşam, mutluluk, sevinç, hüzün, gözyaşı... Nice bilinmez duygulara ve dünyalara gebedir kadın… Bazen çocuksu bakışlarında yakalarsın hüznü, bazen fırtınalı denizlerin mağrur bakışını, bazen de tutunmak için hayata tüm yaşam ışıltısını... Dağ gibi büyük olur şefkati, sarıp sarmalayan sevgisiyle barındırır gönül ininde... Anadır kadın, doğurandır, doğurgandır... Yüreğinde nice sevdalara kucak açan, yaşama dört elle sıkı sıkı sarılandır. Dününü, bugününü, yarınını ilmek ilmek dokuyan, gözünün nurunu akıtandır kadın. Tüm zorlukları taşır omuzlarında. Zorlukları yük değil yaşamın rengi olarak benimser, boyar dokunduğu her deseni renk renk. Halide Edip olur cephede kalemi ile savaşır, kartal olur Sabiha Gökçen gibi kanatlanır semalarda, Nene Hatun’dur kağnısı ile koşar cephelere gücü yettiğince, cahiliye döneminde diri diri gömülen bir çocuk olur kadın… ‘’ Ey kahraman Türk kadını, sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.’’ diyerek kadını nasıl da yüceltmiştir Atatürk. Gelişmiş toplumların ölçüsüdür kadına toplumun verdiği değer. Günümüzde kadın olmak, hak ettiği degeri görmek hangi ülkede olursan ol zordur... Doğuda ayrı, batıda ayrı bir kimliktir kadın. Toplumun direttiği namus, edep, haya tabuları içinde, baskı altında ezilendir. Karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyen zihniyete inat toplumda her daim yer edinmeye çalışandır. Her şeyin yansımasıdır kadın. Bir aynadır görmek isteyene, bilmek isteyene bir akıl, sevmek isteyene bir yürek... NİSAN GELDİ VE BİZ SADECE YORGUNUZ... HİKMET KIZIL Nisan, yorgun bir savaşcının mağrur bakışlarını kuşanarak sessizce geldi. Bense ölümünü cebinde taşıyan bir seyyah gibi yaşıyorum günleri... Yorgun ve örselenmiş kelimeler taşıyorum ceplerimde. Saklı şiirlerin mahçup kelimeleriyle giriyorum şehre... Kalbimde Ferhat'ın terekesinden kalan mecruh bir aşkla yürüyorum bulvarların kenarlarından... Nisan, boynu bükük bir çocuk gibi geldi ağlamaklı... Bir buse kondurup saçlarımıza, tarihin duvarlarını sarmaladı Nisan. Yağmur çiselerken içimizin buğusuna; yenik, yıkık ve mağdur bir halde yürüyoruz en yorgun halimizle kentin burçlarına. Hışırtıyla yaprakların arasında dolaşan bir rüzgâr, yenilgimizin rayihâsını ölü toprağı serper gibi serpiyor kadim şehrimizin aşinâ varoşlarına. Aşka vurgun gövdemizi seğirte seğirte güneşi yakıp suyu eriterek sürüyoruz yenilginin kutsal mabedine. Nisan geldi ve biz ölmedik... Büyük günahların kayasından cennet çiçekleri devşirdik karanfil kokan ellerimizle. En şedit fırtınalardan kalplere umut eken rüyalar getirdik. Şimdi kim tabir edecek umudun rüyasını? Yusuf'un gömlek kokusu nereden geliyor? Ve Musa ve yed- i beyza İkindi vaktine ve asra yemin olsun ki; ne diz çöktük ne eğildik. Nisan çağıldayan bir sel gibi geldi yanıbaşımıza. Çürüdü sular, yorgun ve yılgın gövdemizle kalbimizi gömdük ilkin toprağa... Geceyi kanırtıp dağların sırtını ağartırken gözlerimiz, ellerimizle geçiriyoruz zincirleri boynumuza. Bir dağ suskunluğu ile yürüyoruz kente. Kiraz çiçeklerinin açtığı demde bembeyaz papatyaların umuduna tutunuyoruz... Ve şehrin en yüksek burcundan içimin en hiddetli yanıyla bir tirad geçiyorum şehirlilere: "Suret değil yürektir aslolan ey şehirliler! Bunu bilir bunu söyleriz, kara ve muhalifiz ve sonsuzluk kadar yiğit. Andolsun ki biliyoruz, biz kaybettik; fakat onlar da kazanmadı" Nisan bir serçe gibi geldi pervasız bir avcı olan avuçlarımıza... Şimdi sadece yorgunuz... MÜPTELA OLMUŞ RUHUM HATİCE ERDOĞAN Düşmüşse içime kor ayaz keser bulutlar Yağmalanan gönlüme yoktan kırağı kalır Müptela olmuş ruhum damarıma akarlar Ilık bir meltem esse bende sızısı kalır   Yenilgim kaç sen eder kaç kere bozulur and Binbir tövbeden yine kefaretim sayılır İçimde deli taylar yer bulamaz koşacak Dinginliğin sesinde avazım yankılanır   Hengamede kalbimin sayısız durakları Kaç molada bilmem ki sensizliğim dağılır Tökezleyip dururken sözlerin dağarcığı Kaç imlada kaç kere beynime ufalanır
Mavi Şehrin Kalemleri

UNUTTUM

AYDIN ALTAY

unuttum içimde kaç kıyı olduğunu

kaç deniz öfkeyle ayaklanıp kabardığını

umuda açılan kaç gemi alabora olduğunu

unuttum kaç kez dibe vurduğumu

 

unuttum içimdeki boşluğun hacmini

her fırtına sonrası kırılan yanlarımı

toparlanmak üzereyken kayıplarımı

unuttum kendime ait neyin var olduğunu

 

unuttum yerden kalkarken neye tutunacağımı

kanayan yaralarımı neyle saracağımı

şifa niyetine kana kana zehir içtiğimi

unuttum daha kaç kez öleceğimi

ŞAİRİN ÖLÜMÜ

YILMAZ GÜNAY

Sokakta yürürken gördüm

Ellerinde tarçın kokusu olan kadınlar

Saat şairin ölümüydü

Yetim kalışıydı kelimelerin

 

Çığlıklar sığmaz uçları dantelli eteklere

Yeşil parklara sığmaz

Sığmaz haznemde taşıdığım

Yaşama sevincinin doğmaya and içmiş şiirleri

Aşk nasıl sığmıyorsa Versay Sarayına

Cinayet belki

 

Kaldırımlarda bir çok kelime gördüm

Can çekişen

Karınları lokma tatlısına hasret kalmış egenin çocukları

Her şafak balıkçılar başına bakır kovalarıyla sarı kaymaklı yoğurt götüren

Diyarbakır'ın al yazmalı kadınları

Can çekişen kelimeler söyler

 

Bir andır ölüm

Paris'te de olsan cinayet soğukkanlı işlenir

Bundandır hiçbir katil kanın rengini bilmez

Oysa kırmızı kandır ayaklarıma bulaşan

Bulaşan bulaşan kandır kelimelere

 

Yolda can çekişen tarihe rastladım

Boynunda mittrand döneminden kalma mahcubiyet

Sözlerinde Babil bilgeliği

Konuştu

 

Önce kendinden koparsın dedi

Sonra herşey kopar senden

Kopar sözcüklerin asılı durduğu gerdanlık

Tarihle yolculuğa çıkmş kitaplar yırtılır

Kan dahi akmaz

Ve ölür kelimelerin boynundaki bilgelik yükü

Şair ölür

KADİM MEMLEKET TUŞBA

ZEYNEP VANÇİN

Bir garip yolcuyum bu memlekette,

Gezer,görür ; keşfeder ,seyredalarım

Tüm renkler mavidir ,bu semtte

Hele ki dolaşıyorsan Edremit’te

 

Vakit geçti mi duyarsın açlığı

Pekte misafirperverdir  insanı

Hemen hazırlarlar yere,sofrayı

Ardından içerler semaver çayı

 

Ne hoş lezzettir, Van’ın aşı

Meşhurdur keşkek,keledoş,ayranaşı

İster mangal ister tandırda balığı

Hiç dayanır mı insanın damağı

 

Her sabah murtuğa sevdası

Yanında kavut ve çok dahası

Binbir çeşit nimet kahvaltısı

Süsüdür kavurmalı yumurtası

 

Dağlarından toplarlar birçok otu

Mendo, çıreş, siyaboyu

Şifadır uçkunu,semiz otu

Yedin mi bunları açar ufkunu

 

 

Sokaklarında görürsün renkli göz

Biri sarı biri mavi tek göz

Tüyleri pamuk, rengi beyaz

Van’a hastır türü pek az

 

Suyun memleketidir yok böylesi

Muhteşemdir Muradiye şelalesi

Yakınındadır Erciş Bendi Mahi

Uzak değil Erçek Gölü, Kuş Cenneti

 

Van Gölü’nde dört ada

Çarpanak,Adır,Kuş,Ahtamara

Dalmak istediğinde sulara

Denk gelme sakın ha canavara

 

Şehrin ortasındadır kalesi

Tarih kokar Hüsrev Paşa camisi

Zamanında tam bir ilim merkezi

Yetişmiştir Feqie Teyran ve nicesi

 

Gittim Şahmaran kanal boyu

Öğrendim çokşey hayat boyu

Necip Hoca ne güzel ruhlu

Duasını aldım ömür boyu

 

Garip olan ben değil,gittiğim yolmuş

Ben ,sen, o ;biz ,siz davası  yokmuş

Kin ,öfke ,nefret hep yok olmuş

Bu şehrin adı kadim Tuşba olmuş

DÜNYADIR KADIN

FATMA ŞAHİN

Yaşam, mutluluk, sevinç, hüzün, gözyaşı... Nice bilinmez duygulara ve dünyalara gebedir kadın… Bazen çocuksu bakışlarında yakalarsın hüznü, bazen fırtınalı denizlerin mağrur bakışını, bazen de tutunmak için hayata tüm yaşam ışıltısını...

Dağ gibi büyük olur şefkati, sarıp sarmalayan sevgisiyle barındırır gönül ininde... Anadır kadın, doğurandır, doğurgandır... Yüreğinde nice sevdalara kucak açan, yaşama dört elle sıkı sıkı sarılandır. Dününü, bugününü, yarınını ilmek ilmek dokuyan, gözünün nurunu akıtandır kadın.

Tüm zorlukları taşır omuzlarında. Zorlukları yük değil yaşamın rengi olarak benimser, boyar dokunduğu her deseni renk renk. Halide Edip olur cephede kalemi ile savaşır, kartal olur Sabiha Gökçen gibi kanatlanır semalarda, Nene Hatun’dur kağnısı ile koşar cephelere gücü yettiğince, cahiliye döneminde diri diri gömülen bir çocuk olur kadın…

‘’ Ey kahraman Türk kadını, sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.’’ diyerek kadını nasıl da yüceltmiştir Atatürk. Gelişmiş toplumların ölçüsüdür kadına toplumun verdiği değer.

Günümüzde kadın olmak, hak ettiği degeri görmek hangi ülkede olursan ol zordur... Doğuda ayrı, batıda ayrı bir kimliktir kadın. Toplumun direttiği namus, edep, haya tabuları içinde, baskı altında ezilendir. Karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyen zihniyete inat toplumda her daim yer edinmeye çalışandır.

Her şeyin yansımasıdır kadın. Bir aynadır görmek isteyene, bilmek isteyene bir akıl, sevmek isteyene bir yürek...

NİSAN GELDİ VE BİZ SADECE YORGUNUZ...

HİKMET KIZIL

Nisan, yorgun bir savaşcının mağrur bakışlarını kuşanarak sessizce geldi.

Bense ölümünü cebinde taşıyan bir seyyah gibi yaşıyorum günleri...

Yorgun ve örselenmiş kelimeler taşıyorum ceplerimde.

Saklı şiirlerin mahçup kelimeleriyle giriyorum şehre...

Kalbimde Ferhat'ın terekesinden kalan mecruh bir aşkla yürüyorum bulvarların kenarlarından...

Nisan, boynu bükük bir çocuk gibi geldi ağlamaklı...

Bir buse kondurup saçlarımıza, tarihin duvarlarını sarmaladı Nisan.

Yağmur çiselerken içimizin buğusuna; yenik, yıkık ve mağdur bir halde yürüyoruz en yorgun halimizle kentin burçlarına.

Hışırtıyla yaprakların arasında dolaşan bir rüzgâr, yenilgimizin rayihâsını ölü toprağı serper gibi serpiyor kadim şehrimizin aşinâ varoşlarına.

Aşka vurgun gövdemizi seğirte seğirte güneşi yakıp suyu eriterek sürüyoruz yenilginin kutsal mabedine.

Nisan geldi ve biz ölmedik...

Büyük günahların kayasından cennet çiçekleri devşirdik karanfil kokan ellerimizle.

En şedit fırtınalardan kalplere umut eken rüyalar getirdik.

Şimdi kim tabir edecek umudun rüyasını?

Yusuf'un gömlek kokusu nereden geliyor?

Ve Musa ve yed- i beyza

İkindi vaktine ve asra yemin olsun ki; ne diz çöktük ne eğildik.

Nisan çağıldayan bir sel gibi geldi yanıbaşımıza.

Çürüdü sular, yorgun ve yılgın gövdemizle kalbimizi gömdük ilkin toprağa...

Geceyi kanırtıp dağların sırtını ağartırken gözlerimiz, ellerimizle geçiriyoruz zincirleri boynumuza.

Bir dağ suskunluğu ile yürüyoruz kente.

Kiraz çiçeklerinin açtığı demde bembeyaz papatyaların umuduna tutunuyoruz...

Ve şehrin en yüksek burcundan içimin en hiddetli yanıyla bir tirad geçiyorum şehirlilere:

"Suret değil yürektir aslolan ey şehirliler!

Bunu bilir bunu söyleriz,

kara ve muhalifiz ve sonsuzluk kadar yiğit.

Andolsun ki biliyoruz, biz kaybettik; fakat onlar da kazanmadı"

Nisan bir serçe gibi geldi pervasız bir avcı olan avuçlarımıza...

Şimdi sadece yorgunuz...

MÜPTELA OLMUŞ RUHUM

HATİCE ERDOĞAN

Düşmüşse içime kor ayaz keser bulutlar

Yağmalanan gönlüme yoktan kırağı kalır

Müptela olmuş ruhum damarıma akarlar

Ilık bir meltem esse bende sızısı kalır

 

Yenilgim kaç sen eder kaç kere bozulur and

Binbir tövbeden yine kefaretim sayılır

İçimde deli taylar yer bulamaz koşacak

Dinginliğin sesinde avazım yankılanır

 

Hengamede kalbimin sayısız durakları

Kaç molada bilmem ki sensizliğim dağılır

Tökezleyip dururken sözlerin dağarcığı

Kaç imlada kaç kere beynime ufalanır

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.