Köşe Yazıları Haber Girişi: 08.04.2021 - 09:29, Güncelleme: 08.04.2021 - 09:29

Mavi Şehrin Kalemleri

 

Mavi Şehrin Kalemleri

Mavi Şehrin Kalemleri
AŞK Seyfettin Avcı Aşk... Kelimelerle bile tarif edilemeyen tek arayış, Her insana göre değişik değişik olan bekleyiş, Bebeklikte annenin o sımsıcak kucağı, Gençlikte iliklerine kadar titrettiren o ilk bakış, Ve o ilk dokunuştur aşk.   Aşk... İbrahim'in atıldığı kor olan ateş, Yusuf'un kör kuyulardaki ettiği o sessiz yakarış, Yunusların "Ver isteyene isteğini bana seni gerek seni" olan deyiş Yakup'a göre ciğerparesinin kokusunu getiren rüzgârdır aşk.   Aşk... Heyecandan lal olan dil, Kelimelerin bile kifayetsiz kaldığı hece, Sevgilinin hasretinden uyulmayan gece, Her gün alınların koyulduğu o secde, Miraçta yükselip, Ümmetim diye iki büklüm olan  Peygamberdir aşk. Aşkı Tutup ta… Oktay Çekal Yağan yağmurun her bir damlasında, Düşüncelerimin kuytularında, Duygularım birer birer ıslanır. Mis kokan sevgimin o baharında…   Hep yüreğimde baharı yaşarken, Ömrümün sokağında dolanırken, Gözlerim bakışından süzülürken, Yokluğunda da seni yaşıyorum.   Kim varsa da çevremde görmez gözüm. Başkasına yok söylenecek sözüm. Aşkın o derin çukurunda ruhum… Tırmandıkça bedenim yorulurum.   Kendinin ötesindesin bilirim. Tutup ta kolundan bir getirsene… Burada desin varlığın gelirim. Artık susmayıp bir haber etsene…   Her yer toprak kokusu bir sen yoksun. Yağmurda dolaşıp ıslanacaktık. Yüreğinde beni yokla hep dursun. Aşkı tutup ta bırakmayacaktık. Pusulalar Behzat Mansuroğlu Bir deve üzerindeyim çölde Serabını görüyorum çırılçıplak Nil sularında yıkandık Seviştik gece gündüz Bir tarafımız zenci Bir tarafımız beyaz Acıktık kutuplarda balık avladık Altı ay gece altı ay gündüz Bütün kadınları manastıra kapattılar Mekke'de kapattılar güzelliğini Köle yaptılar tanrılara Aşkı yasak ettiler Şarabımıza ettikleri gibi Bir rakkase oynuyor Beyoğlu'nda Bir yılan gibi  Süzülüp boynuma sarılıyor Sonradan öldürdüğümüz Çocuklar geliyor aklıma Hürriyet anıtına çıkıyorum Attım kendimi Bağdata Amerikan askerinin gırtlağını sıkıyorum Annesini görüyorum gözlerinde Gökyüzüne küfürler savuruyorum İçten içe ağlıyorum Taş sopayla yürüdüm üzerlerine Parçaladılar bedenimi Bir parçam Bağdata Bir parçam Tikrite Felluceye dağıldım Ayaklandım şehir şehir Yürüdüm üzerlerine Uyanıyorum bir sabah Moskova metrosunda Buluyorum kendimi Güzel kadınlar geçiyor önümden İçlerinden biri sevdiğime benziyor Otel odasında sevişmişiz doyasıya Attım pusulasız yollara kendimi Yanımda şarabın kalemim Bir yudum şarap Bir yudum şiir Yazıyorum alınyazıma Mamahatun Derya Gültekin Öyküsünü her hatırlayışımda hep sorarım kendime:  "Mamahatun  haklı mıydı?" diye.  Anlatılanlara göre güzel Tercan'ımıza Kervansaray, türbe ve hamamı yapan Ahlatlı taş ustası mimar Mufaddal, Saltuklu Sultan'ı Mamahatun 'a sevdalanır. "Sultanlığımı sevdama değişemem!" diyen Mama Sultan ise, Mufaddal'ı reddeder. Bu cevaba dayanamayan Mufaddal, bir kaç rivayete göre kendini Kervansaray'dan aşağı atarak veya  külünk  denen bir aletin altında  kendini  bırakarak canına kıyar.  Mufaddal' ın emeğine eserine aşkına icaben âcizane yazdiğım ... GİDİYORUM SULTANIM Duman gözlerinde boğulduğum Sultanım, Muradıma ermeden yandım da gidiyorum. Aşkınla saray yaptım ne yarar? Gönül sarayımı yıktım da gidiyorum.   Sonsuz sözlerine kandığım Sultanım, Mamahatun aşkına taş oldum gidiyorum. Bu saray, bu türbe bir sultana ne yeter! Canımı tahtına serdim de gidiyorum.   Suna boylarında yıkıldığım Sultanım, Saltuklu şanına şan kattım gidiyorum. Sultana ustadan yâr mi olurmuş? Haddimi aşmadan düştüm de gidiyorum.   Ahlatlı Mufaddal Mamahatunsuz ölmez, Aşkla yapılmış bina Tercan'ımda yıkılmaz, Hakk’ı bilen canlar hiç bir oyuna gelmez, Bu handan Mevlam’a sığındım,  gidiyorum. Kıssadan Hisse… İhsan Ünlü “Hindistan’da filleri yetiştirmek amacıyla küçükken kalın zincirle bir kazığa bağlarlar. Tabi yavru filin bu kazığı sökmesi ya da zinciri kırması mümkün değildir. Küçük fil, önceleri bu zincirden kurtulmak için var gücüyle mücadele eder durur. Ne var ki sonuç bir türlü değişmediğinden özgürlüğüne kavuşamaz. Yıllar geçer, fil büyür. Bağlı olduğu kazığın onlarca katına gücü yetebilir artık. Ama fil, asla böyle bir teşebbüste bulunmaz. Çünkü o, zaman özgürlüğüne kavuşamayacağına inanmıştır. Artık kırılmayan tek şey filin zinciri değil, özgür olamayacağına dair kanaatidir.” Psikolojide "öğrenilmiş çaresizlik" denilen olguyu günlük hayatta pek çok konuda yaşamıyor muyuz? Eğitimden tutun dini anlayışlara kadar birçok alanda ezberlerimiz elimizi kolumuzu bağlamıyor mu? En basitinden, ‘biz büyüklerden böyle duyduk, böyle gördük…’diye başlayıp devam eden sorgusuzca kabullendiğimiz değer yargıları! “Benim kapasitem bu…etim belli butum belli…” söylemine sığınarak yenilgiyi baştan kabul eden anlayışlar! “Biz böyle bir milletiz işte…bu saatten sonra bizden ne köy olur ne kasaba…” ifadeleriyle aşağılık kompleksine kapılıp daha baştan teslim olma. “Ben başka yol, mezhep, meşrep tanımam. Bu yola gelen kazanır, gelmeyen sonunu hazırlar.” şeklinde tasarlanan tek tipçi inanışlar ve yorumlar. Liste uzayıp gider ama uzatmadan söylemeliyim ki bunların hepsi zihinlerde kırılamayan o kalın zincirlerin eserinden başka bir şey değildir. Oysa ki kafasındaki o kalın zincirlerden, ayağındaki o hantal prangalardan kurtulan hür iradeye sahip bireyler, başka fikirlerden asla korkmazlar. Neticede akıl, Allah’ın insanlara doğuştan armağan ettiği en büyük nimettir. Bir büyüğümüzün ifadesiyle; “Peygamber, insanın dışındaki akıl; akıl insanın içindeki peygamberdir.” O yüzden dinde sorumlu olmanın şartı, akıllı ve o aklı kullanacak rüşt sahibi olmaktır. ‘Aklı olmayandan kalem kaldırılmıştır’ derler. Peki, aklı olup da aklını kiraya veren veya peynir ekmekle yiyenlere ne demeli acaba? Aklını kullanmayıp ipotek altına aldıranların akıbetinin nelere mal olduğunu 15 Temmuz sabahı maalesef üzülerek gördük. Buralardan ders çıkarmazsak şayet, korkarım benzer tehlikeler kapımızı çalmaya namzettir. O yüzden Yüce Kitabımız Kur’an sık sık; “aklınızı kullanmaz mısınız?”, “hiç düşünmez misiniz?”, “tefekkür etmez misiniz?”, “ibret almaz mısınız?” diye hatırlatmalarda bulunur. Daha ilginç olanı Yunus Suresi 100. Ayette geçen; “…O (Allah) aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder!” gerçeğidir. Daha küçük yaşta çocuklara hiçbir sorumluluk duygusu kazandırılmadan gelinen noktada, “nasıl olsa benim yerime düşünen ve yapan annem, babam var” mantığını yerleştiriyoruz. Sorumluluk sahibi olmadan hazırcı ve ezberci yetişen gençler ilerde, “benim yerime düşünen abilerim var”, “beni koruyup kollayan cemaatim var” kolaycılığına rahatça teslim olabiliyor. Buradan tabi ki cemaatlerin ve cemiyetlerin yok sayılması ve genelleştirilmesi anlaşılmamalı ancak aklıselim de elden bırakılmamalıdır. Unutmayalım Batı, benzer sorunları 18. Yüzyılda Kant’ın başını çektiği filozofların “Aklını kullanma cesareti göster” çıkışıyla aşmaya başladı ve akıl tutulması yaşayan kilise hegemonyasını kırdı. Peki ya biz? Bu manifestodan tam 12 asır önce bize öğütlenen ve Akif’in ifadesiyle, ilhamı doğrudan Kur’an’dan alıp asrın idrakine ne zaman söyleteceğiz İslam’ı? Van deyince İzzet Irmak Yurdumun her tarafı ayrı güzeldir ama Van deyince aklıma masmavi deniz gelir Gurbetlik yarasına boşa çare arama Van deyince aklıma yüreklerde iz gelir   İlmek ilmek dokunur hayatlar bin bir emek Gün doğumu burada mesai başı demek Tarlada buğday başak bahçede kazma kürek Van deyince aklıma ekmek gelir tuz gelir   İki bine yaklaşır düz yerinin rakımı Doğu batı yönünde eser hava akımı Erek'ten akan sular bal kaymak birikimi Van deyince aklıma pınarlarda buz gelir   Kırk bir çeşit ot biter Pirgarip yaylasında Koyunların şahı var Norduz'un merasında Kediler ev sahibi tarihi kalesinde Van deyince aklıma mavi yeşil göz gelir   Zengin fakir paylaşır kardeşlik sofrasını Bu şehirde bulursun kahvaltının hasını Başlarda taç ederler peygamber mirasını Van deyince aklıma ben sen değil biz gelir   Kültür sanat şiire kanarsın doya doya Herkesin rengi başka herkes ayrı bir boya Özgün anlam ustası Müştehir Karakaya Van deyince aklıma söylenmemiş söz gelir   Özlememek ne mümkün ayran aşı balığı Otlu peynir yanında tereyağlı cacığı Kapatmak mümkün değil gönüldeki açığı Van deyince aklıma küllenmemiş köz gelir   Âşıklar çay evinde uzun kış geceleri Ayakta atışırlar Dertli Kazım Çağlari İzzet'im kayıt düşüp söyledim bu sözleri Van deyince aklıma ozan gelir saz gelir  (Van'ın düşman işgalinden kurtuluşunun yıldönümü vesilesiyle...) Van Gölüm Bahattin Bulut Van gölüm,bu sabah hastane penceresinden baktım sana Acılarımı,ıstıraplarımı bir,bir attım sana Sen dağların eteğine akarken,ben ise yine aktım sana Aslında dertlerimi benden alırsın,can katarsın cana   Hastane penceresinde,güzelliğini izledim Akşam olunca da yine yolun gözledim Güzelliğini kuşanırken sen,ben se şiirlerle seni süsledim Sen tüm ihtişamınla dururken karşımda, ben sana bir beste dizmek istedim   Gökyüzü kadar güzelsin,bir o kadar da mavisin Ne kadar güzelsen, bir o kadar da sahisin Bir sırdaş kadar yakın,bir o kadar da hamisin Sanki bir hekim kadar mahir,bir o kadar da dahisin   Van gölüm,hayat bulurum ben,seni seyrederken Rahatlatırsın yüreği sen,ötelere yüzerken Umutlarımı ekerim sana,seni bestelere dizerken Huzura yol alırım ben,kıyılarında gezerken. Ne Güzeldi Van Evleri Adnan Özkan Kerpiçtendi yapıları, Ahşaptandı kapıları, Gülden geçilmez yolları, Ne güzeldi Van Evleri…   Toprak kokardı her yanı, Kuşatırdı bütün Van’ı, Değişmem versen cihanı, Ne güzeldi Van Evleri...   Huzur vardı, neşe vardı, Üç nesil ona sığardı, Sabahları nur yağardı, Ne güzeldi Van Evleri...   Kapı kapıya bakardı, O zaman Komşuluk vardı, İnsan insanı sorardı, Ne güzeldi Van Evleri…   Başköşede semaveri, Belliydi sedirin yeri, Çoktu sobanın değeri Ne güzeldi Van Evleri…   Semaverde dolu ataş, Tandırlarda pişerdi aş, Ne günlerdi sorma gardaş, Ne güzeldi Van Evleri…   Işığımız gaz lambası, Lüküs’tü Fenerin hası Huzur vardı hülasası, Ne güzeldi Van Evleri…   İnsanları bilmez gurur, Beş vakit sofra kurulur, Misafire açık durur, Ne güzeldi Van Evleri…     Eşiğinde pişik yatar, Neşelere neşe katar, Yürekler hollar da atar, Ne güzeldi Van Evleri…   Kardeş olmak neşemizdi, Boş tarlalar köşemizdi, Sokakları tertemizdi, Ne güzeldi Van Evleri...   Muhabbetle kaynardı çay, Ne günlerdi vay anam vay, Gel de unut demek kolay, Ne güzeldi Van Evleri...   Yeter ey Özkan’ım yeter! Olmuşuz betondan beter, Hayali gözümde tüter, Ne güzeldi Van Evleri...     
Mavi Şehrin Kalemleri

AŞK

Seyfettin Avcı

Aşk...

Kelimelerle bile tarif edilemeyen tek arayış,

Her insana göre değişik değişik olan bekleyiş,

Bebeklikte annenin o sımsıcak kucağı,

Gençlikte iliklerine kadar titrettiren o ilk bakış,

Ve o ilk dokunuştur aşk.

 

Aşk...

İbrahim'in atıldığı kor olan ateş,

Yusuf'un kör kuyulardaki ettiği o sessiz yakarış,

Yunusların "Ver isteyene isteğini bana seni gerek seni" olan deyiş

Yakup'a göre ciğerparesinin kokusunu getiren rüzgârdır aşk.

 

Aşk...

Heyecandan lal olan dil,

Kelimelerin bile kifayetsiz kaldığı hece,

Sevgilinin hasretinden uyulmayan gece,

Her gün alınların koyulduğu o secde,

Miraçta yükselip,

Ümmetim diye iki büklüm olan

 Peygamberdir aşk.

Aşkı Tutup ta…

Oktay Çekal

Yağan yağmurun her bir damlasında,

Düşüncelerimin kuytularında,

Duygularım birer birer ıslanır.

Mis kokan sevgimin o baharında…

 

Hep yüreğimde baharı yaşarken,

Ömrümün sokağında dolanırken,

Gözlerim bakışından süzülürken,

Yokluğunda da seni yaşıyorum.

 

Kim varsa da çevremde görmez gözüm.

Başkasına yok söylenecek sözüm.

Aşkın o derin çukurunda ruhum…

Tırmandıkça bedenim yorulurum.

 

Kendinin ötesindesin bilirim.

Tutup ta kolundan bir getirsene…

Burada desin varlığın gelirim.

Artık susmayıp bir haber etsene…

 

Her yer toprak kokusu bir sen yoksun.

Yağmurda dolaşıp ıslanacaktık.

Yüreğinde beni yokla hep dursun.

Aşkı tutup ta bırakmayacaktık.

Pusulalar

Behzat Mansuroğlu

Bir deve üzerindeyim çölde

Serabını görüyorum çırılçıplak

Nil sularında yıkandık

Seviştik gece gündüz

Bir tarafımız zenci

Bir tarafımız beyaz

Acıktık kutuplarda balık avladık

Altı ay gece altı ay gündüz

Bütün kadınları manastıra kapattılar

Mekke'de kapattılar güzelliğini

Köle yaptılar tanrılara

Aşkı yasak ettiler

Şarabımıza ettikleri gibi

Bir rakkase oynuyor Beyoğlu'nda

Bir yılan gibi

 Süzülüp boynuma sarılıyor

Sonradan öldürdüğümüz

Çocuklar geliyor aklıma

Hürriyet anıtına çıkıyorum

Attım kendimi Bağdata

Amerikan askerinin gırtlağını sıkıyorum

Annesini görüyorum gözlerinde

Gökyüzüne küfürler savuruyorum

İçten içe ağlıyorum

Taş sopayla yürüdüm üzerlerine

Parçaladılar bedenimi

Bir parçam Bağdata

Bir parçam Tikrite

Felluceye dağıldım

Ayaklandım şehir şehir

Yürüdüm üzerlerine

Uyanıyorum bir sabah

Moskova metrosunda

Buluyorum kendimi

Güzel kadınlar geçiyor önümden

İçlerinden biri sevdiğime benziyor

Otel odasında sevişmişiz doyasıya

Attım pusulasız yollara kendimi

Yanımda şarabın kalemim

Bir yudum şarap

Bir yudum şiir

Yazıyorum alınyazıma

Mamahatun

Derya Gültekin

Öyküsünü her hatırlayışımda hep sorarım kendime:  "Mamahatun  haklı mıydı?" diye.

 Anlatılanlara göre güzel Tercan'ımıza Kervansaray, türbe ve hamamı yapan Ahlatlı taş ustası mimar Mufaddal, Saltuklu Sultan'ı Mamahatun 'a sevdalanır. "Sultanlığımı sevdama değişemem!" diyen Mama Sultan ise, Mufaddal'ı reddeder. Bu cevaba dayanamayan Mufaddal, bir kaç rivayete göre kendini Kervansaray'dan aşağı atarak veya  külünk  denen bir aletin altında  kendini  bırakarak canına kıyar.

 Mufaddal' ın emeğine eserine aşkına icaben âcizane yazdiğım ...

GİDİYORUM SULTANIM

Duman gözlerinde boğulduğum Sultanım,

Muradıma ermeden yandım da gidiyorum.

Aşkınla saray yaptım ne yarar?

Gönül sarayımı yıktım da gidiyorum.

 

Sonsuz sözlerine kandığım Sultanım,

Mamahatun aşkına taş oldum gidiyorum.

Bu saray, bu türbe bir sultana ne yeter!

Canımı tahtına serdim de gidiyorum.

 

Suna boylarında yıkıldığım Sultanım,

Saltuklu şanına şan kattım gidiyorum.

Sultana ustadan yâr mi olurmuş?

Haddimi aşmadan düştüm de gidiyorum.

 

Ahlatlı Mufaddal Mamahatunsuz ölmez,

Aşkla yapılmış bina Tercan'ımda yıkılmaz,

Hakk’ı bilen canlar hiç bir oyuna gelmez,

Bu handan Mevlam’a sığındım,  gidiyorum.

Kıssadan Hisse…

İhsan Ünlü

“Hindistan’da filleri yetiştirmek amacıyla küçükken kalın zincirle bir kazığa bağlarlar. Tabi yavru filin bu kazığı sökmesi ya da zinciri kırması mümkün değildir. Küçük fil, önceleri bu zincirden kurtulmak için var gücüyle mücadele eder durur. Ne var ki sonuç bir türlü değişmediğinden özgürlüğüne kavuşamaz.

Yıllar geçer, fil büyür. Bağlı olduğu kazığın onlarca katına gücü yetebilir artık. Ama fil, asla böyle bir teşebbüste bulunmaz. Çünkü o, zaman özgürlüğüne kavuşamayacağına inanmıştır. Artık kırılmayan tek şey filin zinciri değil, özgür olamayacağına dair kanaatidir.”

Psikolojide "öğrenilmiş çaresizlik" denilen olguyu günlük hayatta pek çok konuda yaşamıyor muyuz?

Eğitimden tutun dini anlayışlara kadar birçok alanda ezberlerimiz elimizi kolumuzu bağlamıyor mu?

En basitinden, ‘biz büyüklerden böyle duyduk, böyle gördük…’diye başlayıp devam eden sorgusuzca kabullendiğimiz değer yargıları!

“Benim kapasitem bu…etim belli butum belli…” söylemine sığınarak yenilgiyi baştan kabul eden anlayışlar!

“Biz böyle bir milletiz işte…bu saatten sonra bizden ne köy olur ne kasaba…” ifadeleriyle aşağılık kompleksine kapılıp daha baştan teslim olma.

“Ben başka yol, mezhep, meşrep tanımam. Bu yola gelen kazanır, gelmeyen sonunu hazırlar.” şeklinde tasarlanan tek tipçi inanışlar ve yorumlar.

Liste uzayıp gider ama uzatmadan söylemeliyim ki bunların hepsi zihinlerde kırılamayan o kalın zincirlerin eserinden başka bir şey değildir.

Oysa ki kafasındaki o kalın zincirlerden, ayağındaki o hantal prangalardan kurtulan hür iradeye sahip bireyler, başka fikirlerden asla korkmazlar.

Neticede akıl, Allah’ın insanlara doğuştan armağan ettiği en büyük nimettir. Bir büyüğümüzün ifadesiyle; “Peygamber, insanın dışındaki akıl; akıl insanın içindeki peygamberdir.”

O yüzden dinde sorumlu olmanın şartı, akıllı ve o aklı kullanacak rüşt sahibi olmaktır.

‘Aklı olmayandan kalem kaldırılmıştır’ derler. Peki, aklı olup da aklını kiraya veren veya peynir ekmekle yiyenlere ne demeli acaba?

Aklını kullanmayıp ipotek altına aldıranların akıbetinin nelere mal olduğunu 15 Temmuz sabahı maalesef üzülerek gördük.

Buralardan ders çıkarmazsak şayet, korkarım benzer tehlikeler kapımızı çalmaya namzettir.

O yüzden Yüce Kitabımız Kur’an sık sık; “aklınızı kullanmaz mısınız?”, “hiç düşünmez misiniz?”, “tefekkür etmez misiniz?”, “ibret almaz mısınız?” diye hatırlatmalarda bulunur.

Daha ilginç olanı Yunus Suresi 100. Ayette geçen; “…O (Allah) aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder!” gerçeğidir.

Daha küçük yaşta çocuklara hiçbir sorumluluk duygusu kazandırılmadan gelinen noktada, “nasıl olsa benim yerime düşünen ve yapan annem, babam var” mantığını yerleştiriyoruz.

Sorumluluk sahibi olmadan hazırcı ve ezberci yetişen gençler ilerde, “benim yerime düşünen abilerim var”, “beni koruyup kollayan cemaatim var” kolaycılığına rahatça teslim olabiliyor.

Buradan tabi ki cemaatlerin ve cemiyetlerin yok sayılması ve genelleştirilmesi anlaşılmamalı ancak aklıselim de elden bırakılmamalıdır.

Unutmayalım Batı, benzer sorunları 18. Yüzyılda Kant’ın başını çektiği filozofların “Aklını kullanma cesareti göster” çıkışıyla aşmaya başladı ve akıl tutulması yaşayan kilise hegemonyasını kırdı.

Peki ya biz? Bu manifestodan tam 12 asır önce bize öğütlenen ve Akif’in ifadesiyle, ilhamı doğrudan Kur’an’dan alıp asrın idrakine ne zaman söyleteceğiz İslam’ı?

Van deyince

İzzet Irmak

Yurdumun her tarafı ayrı güzeldir ama

Van deyince aklıma masmavi deniz gelir

Gurbetlik yarasına boşa çare arama

Van deyince aklıma yüreklerde iz gelir

 

İlmek ilmek dokunur hayatlar bin bir emek

Gün doğumu burada mesai başı demek

Tarlada buğday başak bahçede kazma kürek

Van deyince aklıma ekmek gelir tuz gelir

 

İki bine yaklaşır düz yerinin rakımı

Doğu batı yönünde eser hava akımı

Erek'ten akan sular bal kaymak birikimi

Van deyince aklıma pınarlarda buz gelir

 

Kırk bir çeşit ot biter Pirgarip yaylasında

Koyunların şahı var Norduz'un merasında

Kediler ev sahibi tarihi kalesinde

Van deyince aklıma mavi yeşil göz gelir

 

Zengin fakir paylaşır kardeşlik sofrasını

Bu şehirde bulursun kahvaltının hasını

Başlarda taç ederler peygamber mirasını

Van deyince aklıma ben sen değil biz gelir

 

Kültür sanat şiire kanarsın doya doya

Herkesin rengi başka herkes ayrı bir boya

Özgün anlam ustası Müştehir Karakaya

Van deyince aklıma söylenmemiş söz gelir

 

Özlememek ne mümkün ayran aşı balığı

Otlu peynir yanında tereyağlı cacığı

Kapatmak mümkün değil gönüldeki açığı

Van deyince aklıma küllenmemiş köz gelir

 

Âşıklar çay evinde uzun kış geceleri

Ayakta atışırlar Dertli Kazım Çağlari

İzzet'im kayıt düşüp söyledim bu sözleri

Van deyince aklıma ozan gelir saz gelir

 (Van'ın düşman işgalinden kurtuluşunun yıldönümü vesilesiyle...)

Van Gölüm

Bahattin Bulut

Van gölüm,bu sabah hastane penceresinden baktım sana

Acılarımı,ıstıraplarımı bir,bir attım sana

Sen dağların eteğine akarken,ben ise yine aktım sana

Aslında dertlerimi benden alırsın,can katarsın cana

 

Hastane penceresinde,güzelliğini izledim

Akşam olunca da yine yolun gözledim

Güzelliğini kuşanırken sen,ben se şiirlerle seni süsledim

Sen tüm ihtişamınla dururken karşımda, ben sana bir beste dizmek istedim

 

Gökyüzü kadar güzelsin,bir o kadar da mavisin

Ne kadar güzelsen, bir o kadar da sahisin

Bir sırdaş kadar yakın,bir o kadar da hamisin

Sanki bir hekim kadar mahir,bir o kadar da dahisin

 

Van gölüm,hayat bulurum ben,seni seyrederken

Rahatlatırsın yüreği sen,ötelere yüzerken

Umutlarımı ekerim sana,seni bestelere dizerken

Huzura yol alırım ben,kıyılarında gezerken.

Ne Güzeldi Van Evleri

Adnan Özkan

Kerpiçtendi yapıları,

Ahşaptandı kapıları,

Gülden geçilmez yolları,

Ne güzeldi Van Evleri…

 

Toprak kokardı her yanı,

Kuşatırdı bütün Van’ı,

Değişmem versen cihanı,

Ne güzeldi Van Evleri...

 

Huzur vardı, neşe vardı,

Üç nesil ona sığardı,

Sabahları nur yağardı,

Ne güzeldi Van Evleri...

 

Kapı kapıya bakardı,

O zaman Komşuluk vardı,

İnsan insanı sorardı,

Ne güzeldi Van Evleri…

 

Başköşede semaveri,

Belliydi sedirin yeri,

Çoktu sobanın değeri

Ne güzeldi Van Evleri…

 

Semaverde dolu ataş,

Tandırlarda pişerdi aş,

Ne günlerdi sorma gardaş,

Ne güzeldi Van Evleri…

 

Işığımız gaz lambası,

Lüküs’tü Fenerin hası

Huzur vardı hülasası,

Ne güzeldi Van Evleri…

 

İnsanları bilmez gurur,

Beş vakit sofra kurulur,

Misafire açık durur,

Ne güzeldi Van Evleri…

 

 

Eşiğinde pişik yatar,

Neşelere neşe katar,

Yürekler hollar da atar,

Ne güzeldi Van Evleri…

 

Kardeş olmak neşemizdi,

Boş tarlalar köşemizdi,

Sokakları tertemizdi,

Ne güzeldi Van Evleri...

 

Muhabbetle kaynardı çay,

Ne günlerdi vay anam vay,

Gel de unut demek kolay,

Ne güzeldi Van Evleri...

 

Yeter ey Özkan’ım yeter!

Olmuşuz betondan beter,

Hayali gözümde tüter,

Ne güzeldi Van Evleri...     

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.