Kültür Haber Girişi: 18.03.2021 - 09:44, Güncelleme: 18.03.2021 - 09:44

Mavi Şehrin Kalemleri

 

Mavi Şehrin Kalemleri

Mavi Şehrin Kalemleri
NERGİZ'İN ÖLÜMÜ ŞÜKRULLAH YAVUZER Gülüşün hangi şiire benzer Göz yaşın hangi ağıda Rengin hangi türküye hayat verir Bakışın  hangi şarkılardan kalma Sıcaklığın hangi cemreye düşer Hangi yıldızlar göz kırpar sana Hangi bülbüller seni söyler...   Kim senin gibi dokunur Kimin serin elleri alır Alnının ateşini Kim dindirebilir yüreklerde Kimsesizliğin acısını...   Güneşe kim uzanabilir Kim okşayabilir Alevden saçlarını Kim tutabilir elleriyle yüreğini...   Acelen neydi Nergiz Hangi sabahın şafağında Çıkıp gittin Hangi cennetin kuytusunda Açtı çiçeklerin...   Kim hayatla  dalga geçer gibi Böyle Sessiz sedasız ölür Kim sekeratta Boncuk boncuk terlerken Sayıklar adını...   Muhabbet  bahçelerinde Koparıldın Zamansız Söndü gök yüzünde Adınla parlayan yıldız Hala Gülümsüyordun Albümdeki tüm resimlerde Öldüğünden habersiz... KURTULANLARDAN OLABİLME GAYRETİ TAHİRHAN UYSAL Mü'minler Bir Vücut Gibi Olmalı İslam dininde mü'minlerin birbirlerini sevmeleri ve kardeş olmaları çok mühimdir. Nitekim, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:"Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidirler.Vücudun herhangi bir azası rahatsız olursa, diğer azaları da bu yüzden ateşlenir ve uykusuz kalır." (Buhari)Nasıl vücutta bir aza ağrıdığı zaman, onun ağrısı diğer azaları da etkiliyorsa, bir mü'minin sevinmesi veya üzülmesi durumunda diğer mü'minlerin hali de böyle olmalıdır.  Hz. Peygamber (sav) diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Bir mü'minin diğer mü'min kardeşlerine karşı ilgisi, birbirini bağlayıp destekleyen bir binanın taşları gibidir."(Buhari)Hz.Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem),verdiği çok güzel misallerle İslam kardeşliğinin boyutlarını bize gösteriyor.Nasıl bir binanın tuğlaları, taşları, üst üste geliyor, birbirine kuvvet veriyor, birbirine yaslanıyor ve bir bina meydana geliyorsa, işte mü'minler de aynı bu binanın taşları gibidir, buyuruyor.  Hepimiz düşünelim; bir binanın malzemelerini konulması gereken yerlere koymayıp, o tuğlaları, o taşları, üst üste dizmezsek, o kumu, o çimentoyu birbirine katıp suya karıştırarak beton hâline getirmezsek, o bina nasıl meydana gelebilir?Onun için mü'min kardeşlerimizi sevmez, onlara kin beslersek, Allah-u Zülcelâl'in katında bir kıymetimiz kalmaz. Aynen harap olmuş bir bina gibi oluruz. O halde, bir binanın malzemeleri nasıl bir araya gelip bir bina oluşuyor ise mü'minler bir araya gelmeli ve birbirlerine destek olmalıdırlar.  Mü'minler Barış halinde olmalılar Maalesef zaman zaman mü'min kardeşlerimizin birbirleri ile münakaşa ve mücadelelere giriştikleri, bu mücadele neticesinde birbirlerini kırdıkları ve uzun süre aralarına küskünlüklerin girdiği bir gerçektir.Oysa unutmamak lazımdır ki münakaşa, çekişmek,mücadele etmek ve sonunda da mü'minlerin birbirine küsmesi, şeytanın elinde büyük bir sermaye olmaktadır.Hz.Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:"Şeytan Arap yarımadasında, müslümanların kendisine ibadet etmelerinden ümidini kesmiştir.Ama onların aralarında sürtüşme çıkarmaya çalışacaktır." (Müslim)İşte buna bakarak, mü'min kardeşlerimizle aramızdaki küskünlükleri ve küsme sebeplerini ortadan kaldırmaya çalışmamız lazımdır.  Esasen mü'minlerin birbirlerine küsmeleri çok çirkin bir şeydir. Hâlbuki Hz.Peygamber (sav) başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Hiçbir müslümana, kardeşini üç günden fazla terk etmesi helal değildir." (Buhari)"Mü'min kardeşi ile bir sene dargın duran,onu öldürmüş gibidir." (Ebu Davud, Beyhaki) "İki müslüman dargın olsa, haksız olanı barışıncaya kadar İslam'ın dışındadır." (Bezzar)"Her pazartesi ve perşembe günleri ameller Allah'a sunulur, Allah-u Teâlâ kendisine ortak koşmayanlardan sadece mü'min kardeşi ile arasında düşmanlık olan kimseler hariç hepsini bu günlerde affeder." (Meleklere de): "Barışıncaya dek onları bırakınız, buyurur." (İmam Malik, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace)  Bu hadislerden anlaşıldığına göre, mü'min kardeşiyle konuşmamak, onunla küs durmak, çok çirkin ve kabih bir davranıştır. Kişi ahiretini düşünüyor, cennet nimetlerini istiyor ve cehennem ateşinden muhafaza olmak, Allah'ın rızasını kazanmak istiyorsa, mü'min kardeşiyle küs olmamalıdır. Birbiri ile ilgilerini kesen iki kişinin en hayırlısı, selam vermeye ve konuşmaya ilk başlayan ve bu ayrılığın sebeplerini ortadan kaldıran kimsedir. Müslümanların birbirleri ile üç günden fazla küskün durmaları haramdır.  İki mü'minin arasındaki küsmenin üç gün ile sınırlandırılmasından maksat, birbirlerine küsen kimselerin, bu müddet içinde daha iyi düşünüp, hatalarını anlamalarını temin ve kalplerindeki kini yok etmek içindir. Zaten mü'min kimse, kin tutmaz ve hemen barışmaya yanaşmak suretiyle, faziletli davranmayı tercih eder. Mümin müminin varsa ayıplarını örtmelidir. Başkalarının hataları ile meşgul olmak; karşısında bulunan kimseyi hor görmek, daima kendisini diğer mü'min kardeşlerinden üstün tutmak ve onların çok küçük kusurlarını bile mesele yapmaktır.Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Birbirinizin kusurunu araştırmayın." (Hucurat; 12)Hâlbuki insan, diğer insanların kusurunu araştırmak, onların kusurlarıyla meşgul olmak yerine kendisine baksa, o kişilerde bulunan hatalardan daha büyük hataların kendisinde olduğunu görecektir. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:"Allah-u Zülcelâl bir kuluna hayır dilerse, onu kendi hata ve kusurları ile meşgul eder. Allah-u Zülcelâl,bir kuluna da şer dilerse, daima kendi hataları ile meşgul olmayı bırakıp, başkalarının hatalarıyla meşgul olmasını nasip eder."Ma'ruf-i Kerhi (kuddise sırruhu) da şöyle demiştir: "Allah, bir kuluna hayır dilediği zaman, ona salih amel kapısını açar. İnsanlarla mücadele ve münakaşa etme kapısını kapatır. O kimse, daima salih ameller ile meşgul olur ve kimseyle mücadele etmez. Allah-u Zülcelâl bir kimseye de şer murad ederse, onu azabına uğratmak ve cehennem ateşine atmak için salih amel kapısını ona kapatır ve salih amel yapmayı o kimseye nasip etmez. Münakaşa ve mücadele kapısını o kimseye açar."Demek ki küsmenin birinci sebebi, kişinin kendi hatalarını bırakıp başka insanların hataları ile meşgul olmasıdır.  Örneğin bir adam diyor ki: "Ben filan cemaate sohbete gidiyorum. Fakat oradaki insanların yaptıkları hatalardan dolayı, ben o cemaatten soğudum. Filan adam şu hatayı yapıyor, filan adam bu hatayı yapıyor. Onun için namazı bile terk eder hale geldim."İşte bu adam, o kişilerin hatalarına bakmak yerine kendi hataları ile meşgul olsa, onların hatalarını görmez bile. Hâlbuki kişi, biraz derin düşünerek nefsinin kendisini nelerden mahrum bıraktığını anlamaya çalışmalıdır.Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (sav) mescitte minbere çıkarak yüksek bir sesle şöyle seslenmiştir: "Ey diliyle ikrar edip kalbiyle iman etmeyenler! Müslümanlara eza ve cefa etmeyin, onları küçümsemeyin, aşağı görmeyin, kusurlarını araştırmayın.Çünkü bir müslüman kardeşinin ayıplarını araştıran bir kimsenin ayıplarını da Allah araştırır. Hak Teâlâ da bir kimsenin kusurlarını tetebbu ederse (araştırırsa) onu rezil rüsvay eder." (Tirmizi, İbn Hıbban)  Bu hadis-i şerifteki emir, kişinin başkalarının kusurlarına ve ayıplarına bakmamasına işarettir. Kul böyle yaparsa, Allah-u Zülcelâl de onun ahiret günü ayıplarını örtecektir. Kul başkasının ayıbına bakmadığı zaman, kendi kusurlarıyla meşgul olup kendisini düzeltmeye başlayacaktır. Allah-u Zülcelâl bir kuluna hayır dilediği zaman, o kimse kendi ayıplarıyla meşgul olacak başkasının ayıplarıyla uğraşmayacaktır. Eğer biz başkasının ayıplarını araştırırsak, Allah da bizim ayıplarımızı araştıracaktır. Eğer Allah bir insanın ayıplarını araştırırsa, o kişinin işi çok zordur. Bu kişi perişan olacaktır. Bunun için hiç kimsenin ayıbını araştırmayalım. Daima kendi hatalarımızla, eksikliklerimizle meşgul olalım. Hata ve eksikleriyle ilgilenen kullardan olma dileğiyle Selam ve dua ile MÜFLİSE... LUTUF VELİ Gölgesi sağır olan nuru ayındır. Sırtında yağır olan  kelbi hayındır. Mükellefse sofrası sanma bayındır. İmsakı karanu imbatı müflise.   Devlet çün hoş idi muhabbet bahane. Şehin şahın mülkü yıkılmış son hane Geldik ağlayarak hitam yane yane. Şarkı viraneydi şol batı müflise.   İmdi ecel koronaydı çaldı ruhumuz. Hedef ezel Turanaydı  çaldı mı kopuz. Demir erit, yaran aydı aynı soy sopuz. Vermem acuna ol kıratı müflise   Lutuf hükmün söyler gam olsa terane. Benden bilirim hiç naz etmem verene. Baharı yaşarız direne direne. Kim ki meftun olmuş sıratı müflise. YORGUNUM BUGÜN ARİF KUŞ Yorgun ve halsiz hissediyorum Bilmem ki sonum ne olur benim, Ne akrabam var, ne de dert ortağım, Yorgunum bugün, değmeyin bana.   Başım dumanlı fırtınalar kopuyor, Beni almış mazi, yorgun suda boğuyor, İblis fırsat için kolluyor beni, Yorgunum bugün, deymeyin bana.   Korona geldi bahaneler oluştu, Dost akraba, hepsi, evleriyle buluştu, Çaresizlik içinde hasta bitkin konuşur, Yorgunum bu gün, deymeyin bana.   Elinde yumurta, güneşte pişse, Elinle beslesen, kendin yedirsen, Ekmeği dizinde nankör insanın, Yorgunum bu gün, değmeyin bana.   Dizlerim çökmüş, kalmadı gücüm. Yatağa uzanmış, hasta ve suskun, Nefesim çıkmıyor, yardım Allah’ım Yorgunum bu gün değmeyin bana.   Arif kuş, der Allah kerimdir, Bu dünya geçici, kabir evimdir, En büyük zenginlik Allah sevgisi, Gerisi boş değmeyin bana. KİBİR ABDULNASIR TUNÇ Sen ki; et ile kemikten bir beden Canında kibri öldür,ruh can bulsun. Tevazu varken ,kibirlilik neden Canında kibri öldür,ruh can bulsun.   Yıkılsın candaki  kibir sarayı Küçümseme mum, kandille çırayı Edeple oku  yazılan yazıyı Canında kibri öldür, ruh can bulsun.   Kaktüs, güller edasında nazında Söylenir büyük benim, nebat bazında Kahrolur güller, dikenli dalında Canında kibri öldür,ruh can bulsun.   Bir nefesliksin ,ey şaşalı hayat Dönüşsüz geçmişe ,heyhat ki heyhat Tek çaren,Allah’a  sadakat Canında kibri öldür,ruh can bulsun.   Mal varlığıyla olunmaz  zengin Mal biter, can gider,solar rengin Gönlünü eğleme dar, ol hep engin Canında kibri öldür, ruh can bulsun    Ey eşref-i  mahlukat  namlı insan ! Unutma, imanlasın en büyük can Damarlarında aksın  İslam’ı  kan Canında kibri  öldür, ruh can bulsun.   Aşkı belledik gönül eğlencesi İğrenç kokar , aşksız aşkın nefesi Yıkılsın ,gönülsüz sevdanın hanesi Canında kibri öldür, ruh can bulsun.   Kelimeleri süzdürün elekten Noktayı, virgülü ayırın benekten Mihnet eylenmez insan- ı  kelekten Canında kibri öldür, ruh can bulsun.   İçinde yok ise  imanın özü Dinlenmez asla, itibarsız sözü Ateşin özünden, tercihtir közü Canında kibri öldür, ruh can bulsun.    Tunç  der ki; ruhumda sıkıntı,eza Bedenime kestim ölümlü ceza Feryadım anlamsız, söylerim hakeza Canında kibri öldür, ruh can bulsun. ZAMANA VEDA NURULLAH AĞRI Zehrini akıtırm yüreğime zamanın Yıkanırken günahlar kiri düşer zamanın Arşa uzanıyorken dualarla zamanın Gün geceye yüz tutar an kayar ellerimden Nuruna sığındığım yâr tutar ellerimden   Gözlerinden kıvılcım düşmedikçe yanmıyor Vakit vuslata gebe hâle can dayanmıyor Himmeti yetişmeden seyir tamamlanmıyor Gün geceye yüz tutar an kayar ellerimden Nuruna sığındığım yâr tutar ellerimden   Şimdi dönüp sırtımı gidiyorum ya senden Artık içmem sâhbânı içi parlak kasenden Baksana geçiyorum ruhumdaki busenden Gün geceye yüz tutar an kayar ellerimden Nuruna sığındığım yâr tutar ellerimden
Mavi Şehrin Kalemleri

NERGİZ'İN ÖLÜMÜ

ŞÜKRULLAH YAVUZER

Gülüşün hangi şiire benzer

Göz yaşın hangi ağıda

Rengin hangi türküye hayat verir

Bakışın  hangi şarkılardan kalma

Sıcaklığın hangi cemreye düşer

Hangi yıldızlar göz kırpar sana

Hangi bülbüller seni söyler...

 

Kim senin gibi dokunur

Kimin serin elleri alır

Alnının ateşini

Kim dindirebilir yüreklerde

Kimsesizliğin acısını...

 

Güneşe kim uzanabilir

Kim okşayabilir

Alevden saçlarını

Kim tutabilir elleriyle yüreğini...

 

Acelen neydi Nergiz

Hangi sabahın şafağında

Çıkıp gittin

Hangi cennetin kuytusunda

Açtı çiçeklerin...

 

Kim hayatla  dalga geçer gibi

Böyle Sessiz sedasız ölür

Kim sekeratta

Boncuk boncuk terlerken

Sayıklar adını...

 

Muhabbet  bahçelerinde

Koparıldın Zamansız

Söndü gök yüzünde

Adınla parlayan yıldız

Hala Gülümsüyordun

Albümdeki tüm resimlerde

Öldüğünden habersiz...

KURTULANLARDAN OLABİLME GAYRETİ

TAHİRHAN UYSAL

Mü'minler Bir Vücut Gibi Olmalı

İslam dininde mü'minlerin birbirlerini sevmeleri ve kardeş olmaları çok mühimdir. Nitekim, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:"Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidirler.Vücudun herhangi bir azası rahatsız olursa, diğer azaları da bu yüzden ateşlenir ve uykusuz kalır." (Buhari)Nasıl vücutta bir aza ağrıdığı zaman, onun ağrısı diğer azaları da etkiliyorsa, bir mü'minin sevinmesi veya üzülmesi durumunda diğer mü'minlerin hali de böyle olmalıdır.

 Hz. Peygamber (sav) diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Bir mü'minin diğer mü'min kardeşlerine karşı ilgisi, birbirini bağlayıp destekleyen bir binanın taşları gibidir."(Buhari)Hz.Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem),verdiği çok güzel misallerle İslam kardeşliğinin boyutlarını bize gösteriyor.Nasıl bir binanın tuğlaları, taşları, üst üste geliyor, birbirine kuvvet veriyor, birbirine yaslanıyor ve bir bina meydana geliyorsa, işte mü'minler de aynı bu binanın taşları gibidir, buyuruyor.

 Hepimiz düşünelim; bir binanın malzemelerini konulması gereken yerlere koymayıp, o tuğlaları, o taşları, üst üste dizmezsek, o kumu, o çimentoyu birbirine katıp suya karıştırarak beton hâline getirmezsek, o bina nasıl meydana gelebilir?Onun için mü'min kardeşlerimizi sevmez, onlara kin beslersek, Allah-u Zülcelâl'in katında bir kıymetimiz kalmaz. Aynen harap olmuş bir bina gibi oluruz. O halde, bir binanın malzemeleri nasıl bir araya gelip bir bina oluşuyor ise mü'minler bir araya gelmeli ve birbirlerine destek olmalıdırlar.

 Mü'minler Barış halinde olmalılar

Maalesef zaman zaman mü'min kardeşlerimizin birbirleri ile münakaşa ve mücadelelere giriştikleri, bu mücadele neticesinde birbirlerini kırdıkları ve uzun süre aralarına küskünlüklerin girdiği bir gerçektir.Oysa unutmamak lazımdır ki münakaşa, çekişmek,mücadele etmek ve sonunda da mü'minlerin birbirine küsmesi, şeytanın elinde büyük bir sermaye olmaktadır.Hz.Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:"Şeytan Arap yarımadasında, müslümanların kendisine ibadet etmelerinden ümidini kesmiştir.Ama onların aralarında sürtüşme çıkarmaya çalışacaktır." (Müslim)İşte buna bakarak, mü'min kardeşlerimizle aramızdaki küskünlükleri ve küsme sebeplerini ortadan kaldırmaya çalışmamız lazımdır.

 Esasen mü'minlerin birbirlerine küsmeleri çok çirkin bir şeydir. Hâlbuki Hz.Peygamber (sav) başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Hiçbir müslümana, kardeşini üç günden fazla terk etmesi helal değildir." (Buhari)"Mü'min kardeşi ile bir sene dargın duran,onu öldürmüş gibidir." (Ebu Davud, Beyhaki) "İki müslüman dargın olsa, haksız olanı barışıncaya kadar İslam'ın dışındadır." (Bezzar)"Her pazartesi ve perşembe günleri ameller Allah'a sunulur, Allah-u Teâlâ kendisine ortak koşmayanlardan sadece mü'min kardeşi ile arasında düşmanlık olan kimseler hariç hepsini bu günlerde affeder." (Meleklere de): "Barışıncaya dek onları bırakınız, buyurur." (İmam Malik, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace)

 Bu hadislerden anlaşıldığına göre, mü'min kardeşiyle konuşmamak, onunla küs durmak, çok çirkin ve kabih bir davranıştır. Kişi ahiretini düşünüyor, cennet nimetlerini istiyor ve cehennem ateşinden muhafaza olmak, Allah'ın rızasını kazanmak istiyorsa, mü'min kardeşiyle küs olmamalıdır. Birbiri ile ilgilerini kesen iki kişinin en hayırlısı, selam vermeye ve konuşmaya ilk başlayan ve bu ayrılığın sebeplerini ortadan kaldıran kimsedir. Müslümanların birbirleri ile üç günden fazla küskün durmaları haramdır.

 İki mü'minin arasındaki küsmenin üç gün ile sınırlandırılmasından maksat, birbirlerine küsen kimselerin, bu müddet içinde daha iyi düşünüp, hatalarını anlamalarını temin ve kalplerindeki kini yok etmek içindir. Zaten mü'min kimse, kin tutmaz ve hemen barışmaya yanaşmak suretiyle, faziletli davranmayı tercih eder.

Mümin müminin varsa ayıplarını örtmelidir.

Başkalarının hataları ile meşgul olmak; karşısında bulunan kimseyi hor görmek, daima kendisini diğer mü'min kardeşlerinden üstün tutmak ve onların çok küçük kusurlarını bile mesele yapmaktır.Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Birbirinizin kusurunu araştırmayın." (Hucurat; 12)Hâlbuki insan, diğer insanların kusurunu araştırmak, onların kusurlarıyla meşgul olmak yerine kendisine baksa, o kişilerde bulunan hatalardan daha büyük hataların kendisinde olduğunu görecektir.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:"Allah-u Zülcelâl bir kuluna hayır dilerse, onu kendi hata ve kusurları ile meşgul eder. Allah-u Zülcelâl,bir kuluna da şer dilerse, daima kendi hataları ile meşgul olmayı bırakıp, başkalarının hatalarıyla meşgul olmasını nasip eder."Ma'ruf-i Kerhi (kuddise sırruhu) da şöyle demiştir: "Allah, bir kuluna hayır dilediği zaman, ona salih amel kapısını açar. İnsanlarla mücadele ve münakaşa etme kapısını kapatır. O kimse, daima salih ameller ile meşgul olur ve kimseyle mücadele etmez. Allah-u Zülcelâl bir kimseye de şer murad ederse, onu azabına uğratmak ve cehennem ateşine atmak için salih amel kapısını ona kapatır ve salih amel yapmayı o kimseye nasip etmez. Münakaşa ve mücadele kapısını o kimseye açar."Demek ki küsmenin birinci sebebi, kişinin kendi hatalarını bırakıp başka insanların hataları ile meşgul olmasıdır.

 Örneğin bir adam diyor ki: "Ben filan cemaate sohbete gidiyorum. Fakat oradaki insanların yaptıkları hatalardan dolayı, ben o cemaatten soğudum. Filan adam şu hatayı yapıyor, filan adam bu hatayı yapıyor. Onun için namazı bile terk eder hale geldim."İşte bu adam, o kişilerin hatalarına bakmak yerine kendi hataları ile meşgul olsa, onların hatalarını görmez bile. Hâlbuki kişi, biraz derin düşünerek nefsinin kendisini nelerden mahrum bıraktığını anlamaya çalışmalıdır.Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (sav) mescitte minbere çıkarak yüksek bir sesle şöyle seslenmiştir: "Ey diliyle ikrar edip kalbiyle iman etmeyenler! Müslümanlara eza ve cefa etmeyin, onları küçümsemeyin, aşağı görmeyin, kusurlarını araştırmayın.Çünkü bir müslüman kardeşinin ayıplarını araştıran bir kimsenin ayıplarını da Allah araştırır. Hak Teâlâ da bir kimsenin kusurlarını tetebbu ederse (araştırırsa) onu rezil rüsvay eder." (Tirmizi, İbn Hıbban)

 Bu hadis-i şerifteki emir, kişinin başkalarının kusurlarına ve ayıplarına bakmamasına işarettir. Kul böyle yaparsa, Allah-u Zülcelâl de onun ahiret günü ayıplarını örtecektir. Kul başkasının ayıbına bakmadığı zaman, kendi kusurlarıyla meşgul olup kendisini düzeltmeye başlayacaktır. Allah-u Zülcelâl bir kuluna hayır dilediği zaman, o kimse kendi ayıplarıyla meşgul olacak başkasının ayıplarıyla uğraşmayacaktır. Eğer biz başkasının ayıplarını araştırırsak, Allah da bizim ayıplarımızı araştıracaktır. Eğer Allah bir insanın ayıplarını araştırırsa, o kişinin işi çok zordur. Bu kişi perişan olacaktır. Bunun için hiç kimsenin ayıbını araştırmayalım. Daima kendi hatalarımızla, eksikliklerimizle meşgul olalım. Hata ve eksikleriyle ilgilenen kullardan olma dileğiyle

Selam ve dua ile

MÜFLİSE...

LUTUF VELİ

Gölgesi sağır olan nuru ayındır.

Sırtında yağır olan  kelbi hayındır.

Mükellefse sofrası sanma bayındır.

İmsakı karanu imbatı müflise.

 

Devlet çün hoş idi muhabbet bahane.

Şehin şahın mülkü yıkılmış son hane

Geldik ağlayarak hitam yane yane.

Şarkı viraneydi şol batı müflise.

 

İmdi ecel koronaydı çaldı ruhumuz.

Hedef ezel Turanaydı  çaldı mı kopuz.

Demir erit, yaran aydı aynı soy sopuz.

Vermem acuna ol kıratı müflise

 

Lutuf hükmün söyler gam olsa terane.

Benden bilirim hiç naz etmem verene.

Baharı yaşarız direne direne.

Kim ki meftun olmuş sıratı müflise.

YORGUNUM BUGÜN

ARİF KUŞ

Yorgun ve halsiz hissediyorum

Bilmem ki sonum ne olur benim,

Ne akrabam var, ne de dert ortağım,

Yorgunum bugün, değmeyin bana.

 

Başım dumanlı fırtınalar kopuyor,

Beni almış mazi, yorgun suda boğuyor,

İblis fırsat için kolluyor beni,

Yorgunum bugün, deymeyin bana.

 

Korona geldi bahaneler oluştu,

Dost akraba, hepsi, evleriyle buluştu,

Çaresizlik içinde hasta bitkin konuşur,

Yorgunum bu gün, deymeyin bana.

 

Elinde yumurta, güneşte pişse,

Elinle beslesen, kendin yedirsen,

Ekmeği dizinde nankör insanın,

Yorgunum bu gün, değmeyin bana.

 

Dizlerim çökmüş, kalmadı gücüm.

Yatağa uzanmış, hasta ve suskun,

Nefesim çıkmıyor, yardım Allah’ım

Yorgunum bu gün değmeyin bana.

 

Arif kuş, der Allah kerimdir,

Bu dünya geçici, kabir evimdir,

En büyük zenginlik Allah sevgisi,

Gerisi boş değmeyin bana.

KİBİR

ABDULNASIR TUNÇ

Sen ki; et ile kemikten bir beden

Canında kibri öldür,ruh can bulsun.

Tevazu varken ,kibirlilik neden

Canında kibri öldür,ruh can bulsun.

 

Yıkılsın candaki  kibir sarayı

Küçümseme mum, kandille çırayı

Edeple oku  yazılan yazıyı

Canında kibri öldür, ruh can bulsun.

 

Kaktüs, güller edasında nazında

Söylenir büyük benim, nebat bazında

Kahrolur güller, dikenli dalında

Canında kibri öldür,ruh can bulsun.

 

Bir nefesliksin ,ey şaşalı hayat

Dönüşsüz geçmişe ,heyhat ki heyhat

Tek çaren,Allah’a  sadakat

Canında kibri öldür,ruh can bulsun.

 

Mal varlığıyla olunmaz  zengin

Mal biter, can gider,solar rengin

Gönlünü eğleme dar, ol hep engin

Canında kibri öldür, ruh can bulsun 

 

Ey eşref-i  mahlukat  namlı insan !

Unutma, imanlasın en büyük can

Damarlarında aksın  İslam’ı  kan

Canında kibri  öldür, ruh can bulsun.

 

Aşkı belledik gönül eğlencesi

İğrenç kokar , aşksız aşkın nefesi

Yıkılsın ,gönülsüz sevdanın hanesi

Canında kibri öldür, ruh can bulsun.

 

Kelimeleri süzdürün elekten

Noktayı, virgülü ayırın benekten

Mihnet eylenmez insan- ı  kelekten

Canında kibri öldür, ruh can bulsun.

 

İçinde yok ise  imanın özü

Dinlenmez asla, itibarsız sözü

Ateşin özünden, tercihtir közü

Canında kibri öldür, ruh can bulsun.

 

 Tunç  der ki; ruhumda sıkıntı,eza

Bedenime kestim ölümlü ceza

Feryadım anlamsız, söylerim hakeza

Canında kibri öldür, ruh can bulsun.

ZAMANA VEDA

NURULLAH AĞRI

Zehrini akıtırm yüreğime zamanın

Yıkanırken günahlar kiri düşer zamanın

Arşa uzanıyorken dualarla zamanın

Gün geceye yüz tutar an kayar ellerimden

Nuruna sığındığım yâr tutar ellerimden

 

Gözlerinden kıvılcım düşmedikçe yanmıyor

Vakit vuslata gebe hâle can dayanmıyor

Himmeti yetişmeden seyir tamamlanmıyor

Gün geceye yüz tutar an kayar ellerimden

Nuruna sığındığım yâr tutar ellerimden

 

Şimdi dönüp sırtımı gidiyorum ya senden

Artık içmem sâhbânı içi parlak kasenden

Baksana geçiyorum ruhumdaki busenden

Gün geceye yüz tutar an kayar ellerimden

Nuruna sığındığım yâr tutar ellerimden

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.