Güncel Haber Girişi: 11.02.2021 - 10:36, Güncelleme: 11.02.2021 - 10:36

Mavi Şehrin Kalemleri

 

Mavi Şehrin Kalemleri

Mavi Şehrin Kalemleri
EGOSAL İSTEKLER YAŞAR ADIYAMAN Aklı fakir bırakılmış aç insanların ruhunu dikizliyordu yüzü olmayan insanların aynaları temiz bir maviye ihtiyaç duyduğumuz isterik hislerin acısını taşıdığım günlerin nümerik değrelerine kanıyor yüreğim her gün bir sonraki günden eksik cüzzamlı rüzgarlar arasında çocuk kalmanın ve umudun en belirgin saflığını arıyorum çıkmaz sokaklara eklektik yaklaşımlar ortaya koyan toplumların entelektüel bir kavrayışı göremiyor gözlerim egosal isteklerin kurbanıyız hepimiz   bunun için geçerli olan maddiyatlara satılmış bedenimiz ruhsuz riyakâr yüzlerin acımasız isteklerine cevap veremeyen derin kuyular içindeyiz hayatın kırmızı kartını gösteriyor kusursuz duran aynaların bakire fahişeleri   çiçeklere su taşımaktan yorulmuş bulutlar yağmuru getiremez artık bu yüzden gökyüzü kurşun yağıyor insanın yüreğine doğadan şikayetim insanın insana yaptığı egosal isteklerin kurbanıyız hepimiz insan ölümü kutsaldır çaresiz, belki de tek gerçek budur kabul ettiğimiz.   kefene tarazlanmış ölüm son yolculuğu vaat edecek biz insanlara ve son sual nasıl bilirdiniz ve gerçek olmayan bir hile daha iyi bilirdik yalanına başvuracağız hepimiz...   İHTİMAL… YALÇIN YÜCESOY Kahve kokusu, çeker insanı Büyüler ruhunu Gözünü kör! Dünyasını dar eder, yeşil çuha..   Damlarsın içeri! Biri aldı Biri vermedi, Sağdaki şöyle dedi Soldaki böyle dedi kavgasında..   Maalesef! Bu rezil bataklıkta Kurbanlar öfkeyle yutarken Zehirli havayı masa başlarında Zarlar değiştirilir, voltalar atılır Aranır kaderler! Dumanlı havanın, ihtimal şansında..   Bardaklar sık sık temizlenip Umutlar yenilenirken Heyecandan! Sigaranın külü  pantol da Yanan filitresi, unutulmuştur dudaklarında..   Bazen tüm aylık maaşı Bazen de yüzük taşı Dans edip durur Günahkar, kirli parmaklarında..   Zaman! Kuyruklu yıldız gibi Sinsice akıp, kaybolurken boşlukta Alkol ve küfür Faiz ve faizci Artı! Anam avradım yeminleri İcra edilip Dillenirken hüsran makamında Tuvalet unutulmuş! Ağıtlar, türküler söylenir prostatında..   Ve.. Sabahın ilk ışıkları Düşsel evreni yıkıp Kahvenin kederli camlarında Misket mermisi gibi patlarken Ve de Fidan gibi nice hayatlar Hep! Sınırsız ihtimal hırsının Cinnet ve cehaletiyle Tuzağa düşüp! Halay da oynar iken sirtaki Bu karanlık Bu ölümcül coğrafya da Kimi aslan Kimi sırtlan Kimi tilki Ve.. Kurtlar sofrasında Ara sıcak olsan da Ömür boyu sürekli Hala! Ve bitmeyen bir ihtimal, BELKİ...   ŞAİRLERLE SENİ ARAMAK          GÜLCAN GÜNGÖR Ruhuna öfkeliyim şairlerin çok fena hissediyorlar seni nasıl sevdiğimi Edip Cansever biliyor işte "içinden doğru" sevdim seni  kimseyi üzmeden kırmadan  Cahit zarifoğlu'nun dediği gibi "Sultan" ettim gönlüme  öyle bir yer ettin ki kalbimde  Atilla İlhan bile anlattı seni "kimi sevsem sensin" diye sahi nasıl bir şeysin sen?  kimsenin anlayamadığı  Can yücel'in bile "başka türlü birşey"  diye tarif edemediği nesin sen?  sen Cemal süreya'nın şiirleri ndeki aşksın  Necip fazıl'ın mısralarında ki "Beklenen"  Nazım hikmet'in korkususun "Senden önce ölmek isterim" dediği Ve Sezai Karakoç'un kaleminden çıkan "Ölüm" kadar gerçeksin  Orhan Veli kanık'ın "Gün olur " diye başladı umudusun  sen asırlık şairlerin tarif edemediği güzellikte bir sevdasın  ne kalemler tükendi anlatmak için  bilemezsin  öyle seviyorum işte  "Sevmek de yorulur" der  Zarifoğlu seni severken harap olduğumu bilir halde  "Seni saklayacağım" Özdemir asaf'ın  buram buram sevda kokan sahifelerinde.   BİR EBRU MASALI AZİZ SAYDUT Kimi alacalı renkte boyanıyorum Bir damlada açılıyorum Lale de boynu bükük Gül de mağrur Battal da her dem içinde   Kumluda kırılgan Hatip de yürek Gel git te savurgan Gelincikte solgun Kâğıtta asılı kalan oluyordum Bir ebru sevdasıdır Beni tutsak kılan Tekne başında diyar,  diyar gezdiren Lal ile hal olan Kitre de boya, öd olan      Bir ebru masalı oluyordum Bir yürek bende,  bir yürek teknede İki yüreğinin,  bir çarptığı Kimi alacalı,  kimi hareli Her dokusunda tek olan Fırçada boya, tekne de acılan Yeşil de yaprak Kırmızı da taç olan Bir ebru da dalıp giden Bir masal oluyordum Kolay sanan yanılır Yirmi yılını veren, hayran kalır Kimine kâğıt boyama Kimine sanat kalır Baba Mahmut göç eyledi Geriye bir güzellik bıraktı Bu güzellikte tüten Ondan kalan zanaat kaldı Tekne dikdörtgen, içi sonsuz âlem Görmek için, bilmek gerek Marifettir,   onu göstermek Bir ebru masalıdır yapanların bildiği Uzaktan bakmakla bilinmez Başında oturmadan yaşanmaz Her göreni hayran bırakır Yapan kendini, ona bırakır Yapmayan anlamaz haleden Bir ebru masalıdır bu  Sadece tekne ile yapan arasında olan   YASINI TUTMAYI ÖĞRENDİM SEVDA ZENGİN yasını tutmayı öğrendim Sen yokken. Nasıl ağlanır, nasıl susulur ,nasıl ölünür Hepsini öğrendim. Üç günlük taziye  ritüellerini Bir ömür boyu  tekrarlayarak hep seni hatırlatacağım kalbime. Şiirlerin diliyle konuşmayı öğrendim. Kelimelerin yerini değiştirince Cümlelerin Hep aynı anlama geldiğini Beni hep korkutan şeylerin iyileştirdiğini , Karanlıktan korkuyorken Kendimi karanlıkta bulduğumu anladığımda . Öğrendim ... Büyüdüm... Gördüm... Sevdim... Ben dünyanın en güzel çirkin adamına aşıktım. Ve sanki her şiirin yolu ona çıkıyordu Kelimeler biriktirmeyi onun için öğrendim. Kum saatine sıkıştırdığım zamanı Kırdığımda Durduramadığımda  Öğrendim Sensiz geçen günleri Takvimden saymadığımda Öğrendim. Yolunu gözlerken Nerde duracağımı , Hangi yola bakacağımı Seni nerde bekleyeceğimi Gelmemenden öğrendim... Yokluğunu  en çok Var olduğun andan öğrendim. Sesini duymayı Sağırken öğrendim. Aşk için yazılmış Bir şiirin ayaklarına kapanmayı Seni sevmeyi yine senden öğrendim.   MERYEM’E SESLENİŞ ERCAN TÜRKER I. Çocukları düşün Meryem, Yoksul şairleri Sudan çıkan güvercinleri. Veya örümceği mağaraları ağla ören Korkuya bürünen nebileri Dağılıp kuruyan göl çiçeklerini Meryem.   Durgun suları düşün Meryem, Karanlığın sükûnetini… Hüzünlü mevsimlerin sonunda Sığındığımız uzun geceleri…   Yeniden sev isimleri Meryem, Zeytin Dağı’nı, Sina’yı ve Ruhu’l Kudüs’ü Davut’u, Yahya’yı, Zekeriya ve Mikaili Cüzzamlıları ve felçlileri Sağır, dilsiz ve körleri Gecede salınan çarmıhı ve Mesih’i.   İnan isimlere ve teslimiyete İnan Meryem, mavi kubbeli göğe, zamana Zamana adanan sözlere Naat-ı Şerife, Sinaya ve kelam-ı kadime Meçhul kalabalıklara ve şefaate ve rahmete Talan edilen ruhlara Meryem, Mülhem cezbelerine dervişlerin Bezm-i ezelden hatırla ve unut girdapları Dua eden, şefaat bekleyen Meryem.    II. Kulak kesilip nebevi seslere Eski sokaklarında kadim zamanların Eski inleyişleri eski kulaklarımızda Geceden geçerken çocuklu bir kadın Yahut keşişler öksürürken Eski bir manastırın yüzünde.   Tacirleri düşün Meryem Eski pazar yerlerinde eski kumaşları sararken.   Uyandır uzun yaşayanları ve uzun uyuyanları Meryem, Bir aynaya eşlik edenler kelimeler arasında.   Konuşanları, susanları Kaybedenleri ve kazananları Surlarda gedik açanları Meryem. Yahut Yusuf olmayıp kuyuda boğulanları,   Cezzarları, celepleri, haratları düşün Meryem, Hamutçuları, zembilcileri, nalbantları Pasbanları ve semercileri.     III. Eski bir denizde vaz geçenleri Yürüyenleri, duranları ve geride kalanları Meryem, Öfkelenenleri, akıllıları ve meczupları, Görenleri, ışığı ve aydınlığı.   Yakını düşün Meryem, Uzakları ve terk edilenleri.   Sözü unutanları Semaya uzanan elleri Bağışlanmayı dileyen, Meryem. Unut ve af dile.   ÜZERİNDEYİM KIZAĞIMIN… YUNUS TÜRKOĞLU Rüzgâr kanatlı yaptırmıştı kızağımı babam! Altında “balıksırtı “mı, bilmem” şiş” mi vardı? Vali tepesi’ mi acaba ilk kaydığım rampam? Van’ın karlı sokaklarında hatıralarım kaldı…   Kızak sevdası, ne zemheri ne boran dinler! Memi Tepesi’nden süratle aşağıya inerken, Umurumda mı, buz kesmiş ayaklarla eller, Kızağımın sırtında “hamsin”ler bitti erken…   Çocukluğumun unutulmazıydı tahta kızağım Erek Dağı’nın zirvesinden şimşek gibi inseydik Karların üstüne“Van’ı seviyorum” yazacağım Vangölü’ne mavilerden selam verip geçseydik...   Üzerindeyim kızağımın, yeller yıkasın tenimi, Yağan kar, toprağa hem bereket, hem yardır! Kızağımın tahtalarına nakşettim son bestemi, Doyamadım o güzel günlere, filmi geriye sardır…
Mavi Şehrin Kalemleri

EGOSAL İSTEKLER

YAŞAR ADIYAMAN

Aklı fakir bırakılmış aç insanların ruhunu dikizliyordu yüzü olmayan insanların aynaları

temiz bir maviye ihtiyaç duyduğumuz isterik hislerin acısını taşıdığım günlerin nümerik değrelerine kanıyor yüreğim

her gün bir sonraki günden eksik cüzzamlı rüzgarlar arasında çocuk kalmanın ve umudun en belirgin saflığını arıyorum çıkmaz sokaklara

eklektik yaklaşımlar ortaya koyan toplumların

entelektüel bir kavrayışı göremiyor gözlerim

egosal isteklerin kurbanıyız hepimiz

 

bunun için geçerli olan maddiyatlara satılmış bedenimiz

ruhsuz riyakâr yüzlerin acımasız isteklerine cevap veremeyen derin kuyular içindeyiz

hayatın kırmızı kartını gösteriyor kusursuz duran aynaların bakire fahişeleri

 

çiçeklere su taşımaktan yorulmuş bulutlar yağmuru getiremez artık

bu yüzden gökyüzü kurşun yağıyor insanın yüreğine

doğadan şikayetim insanın insana yaptığı egosal isteklerin kurbanıyız hepimiz

insan ölümü kutsaldır çaresiz, belki de tek gerçek budur kabul ettiğimiz.

 

kefene tarazlanmış ölüm

son yolculuğu vaat edecek biz insanlara

ve son sual nasıl bilirdiniz

ve gerçek olmayan bir hile daha iyi bilirdik yalanına başvuracağız hepimiz...

 

İHTİMAL…

YALÇIN YÜCESOY

Kahve kokusu, çeker insanı

Büyüler ruhunu

Gözünü kör!

Dünyasını dar eder, yeşil çuha..

 

Damlarsın içeri!

Biri aldı

Biri vermedi,

Sağdaki şöyle dedi

Soldaki böyle dedi kavgasında..

 

Maalesef!

Bu rezil bataklıkta

Kurbanlar öfkeyle yutarken

Zehirli havayı masa başlarında

Zarlar değiştirilir, voltalar atılır

Aranır kaderler!

Dumanlı havanın, ihtimal şansında..

 

Bardaklar sık sık temizlenip

Umutlar yenilenirken

Heyecandan!

Sigaranın külü  pantol da

Yanan filitresi, unutulmuştur dudaklarında..

 

Bazen tüm aylık maaşı

Bazen de yüzük taşı

Dans edip durur

Günahkar, kirli parmaklarında..

 

Zaman!

Kuyruklu yıldız gibi

Sinsice akıp, kaybolurken boşlukta

Alkol ve küfür

Faiz ve faizci

Artı!

Anam avradım yeminleri

İcra edilip

Dillenirken hüsran makamında

Tuvalet unutulmuş!

Ağıtlar, türküler söylenir prostatında..

 

Ve..

Sabahın ilk ışıkları

Düşsel evreni yıkıp

Kahvenin kederli camlarında

Misket mermisi gibi patlarken

Ve de

Fidan gibi nice hayatlar

Hep!

Sınırsız ihtimal hırsının

Cinnet ve cehaletiyle

Tuzağa düşüp!

Halay da oynar iken sirtaki

Bu karanlık

Bu ölümcül coğrafya da

Kimi aslan

Kimi sırtlan

Kimi tilki

Ve..

Kurtlar sofrasında

Ara sıcak olsan da

Ömür boyu sürekli

Hala!

Ve bitmeyen bir ihtimal, BELKİ...

 

ŞAİRLERLE SENİ ARAMAK         

GÜLCAN GÜNGÖR

Ruhuna öfkeliyim şairlerin

çok fena hissediyorlar seni nasıl sevdiğimi

Edip Cansever biliyor işte "içinden doğru" sevdim seni

 kimseyi üzmeden kırmadan

 Cahit zarifoğlu'nun dediği gibi "Sultan" ettim gönlüme

 öyle bir yer ettin ki kalbimde

 Atilla İlhan bile anlattı seni

"kimi sevsem sensin" diye

sahi nasıl bir şeysin sen?

 kimsenin anlayamadığı

 Can yücel'in bile "başka türlü birşey"

 diye tarif edemediği nesin sen?

 sen Cemal süreya'nın şiirleri ndeki aşksın

 Necip fazıl'ın mısralarında ki "Beklenen"

 Nazım hikmet'in korkususun

"Senden önce ölmek isterim" dediği

Ve Sezai Karakoç'un kaleminden çıkan

"Ölüm" kadar gerçeksin

 Orhan Veli kanık'ın "Gün olur " diye başladı umudusun

 sen asırlık şairlerin tarif edemediği güzellikte bir sevdasın

 ne kalemler tükendi anlatmak için

 bilemezsin

 öyle seviyorum işte

 "Sevmek de yorulur" der  Zarifoğlu

seni severken harap olduğumu bilir halde

 "Seni saklayacağım" Özdemir asaf'ın

 buram buram sevda kokan sahifelerinde.

 

BİR EBRU MASALI

AZİZ SAYDUT

Kimi alacalı renkte boyanıyorum

Bir damlada açılıyorum

Lale de boynu bükük

Gül de mağrur

Battal da her dem içinde  

Kumluda kırılgan

Hatip de yürek

Gel git te savurgan

Gelincikte solgun

Kâğıtta asılı kalan oluyordum

Bir ebru sevdasıdır

Beni tutsak kılan

Tekne başında diyar,  diyar gezdiren

Lal ile hal olan

Kitre de boya, öd olan     

Bir ebru masalı oluyordum

Bir yürek bende,  bir yürek teknede

İki yüreğinin,  bir çarptığı

Kimi alacalı,  kimi hareli

Her dokusunda tek olan

Fırçada boya, tekne de acılan

Yeşil de yaprak

Kırmızı da taç olan

Bir ebru da dalıp giden

Bir masal oluyordum

Kolay sanan yanılır

Yirmi yılını veren, hayran kalır

Kimine kâğıt boyama

Kimine sanat kalır

Baba Mahmut göç eyledi

Geriye bir güzellik bıraktı

Bu güzellikte tüten

Ondan kalan zanaat kaldı

Tekne dikdörtgen, içi sonsuz âlem

Görmek için, bilmek gerek

Marifettir,   onu göstermek

Bir ebru masalıdır yapanların bildiği

Uzaktan bakmakla bilinmez

Başında oturmadan yaşanmaz

Her göreni hayran bırakır

Yapan kendini, ona bırakır

Yapmayan anlamaz haleden

Bir ebru masalıdır bu 

Sadece tekne ile yapan arasında olan

 

YASINI TUTMAYI ÖĞRENDİM

SEVDA ZENGİN

yasını tutmayı öğrendim

Sen yokken.

Nasıl ağlanır, nasıl susulur ,nasıl ölünür

Hepsini öğrendim.

Üç günlük taziye  ritüellerini

Bir ömür boyu  tekrarlayarak

hep seni hatırlatacağım kalbime.

Şiirlerin diliyle konuşmayı öğrendim.

Kelimelerin yerini değiştirince

Cümlelerin

Hep aynı anlama geldiğini

Beni hep korkutan şeylerin

iyileştirdiğini ,

Karanlıktan korkuyorken

Kendimi karanlıkta bulduğumu anladığımda .

Öğrendim ...

Büyüdüm...

Gördüm...

Sevdim...

Ben dünyanın en güzel çirkin adamına aşıktım.

Ve sanki her şiirin yolu

ona çıkıyordu

Kelimeler biriktirmeyi onun için

öğrendim.

Kum saatine sıkıştırdığım zamanı

Kırdığımda

Durduramadığımda

 Öğrendim

Sensiz geçen günleri

Takvimden saymadığımda

Öğrendim.

Yolunu gözlerken

Nerde duracağımı ,

Hangi yola bakacağımı

Seni nerde bekleyeceğimi

Gelmemenden öğrendim...

Yokluğunu  en çok

Var olduğun andan öğrendim.

Sesini duymayı

Sağırken öğrendim.

Aşk için yazılmış

Bir şiirin ayaklarına kapanmayı

Seni sevmeyi yine senden öğrendim.

 

MERYEM’E SESLENİŞ

ERCAN TÜRKER

I.

Çocukları düşün Meryem,

Yoksul şairleri

Sudan çıkan

güvercinleri.

Veya örümceği

mağaraları ağla ören

Korkuya bürünen nebileri

Dağılıp kuruyan göl çiçeklerini Meryem.

 

Durgun suları düşün Meryem,

Karanlığın sükûnetini…

Hüzünlü mevsimlerin sonunda

Sığındığımız uzun geceleri…

 

Yeniden sev isimleri Meryem,

Zeytin Dağı’nı, Sina’yı ve Ruhu’l Kudüs’ü

Davut’u, Yahya’yı, Zekeriya ve Mikaili

Cüzzamlıları ve felçlileri

Sağır, dilsiz ve körleri

Gecede salınan çarmıhı ve Mesih’i.

 

İnan isimlere ve teslimiyete

İnan Meryem, mavi kubbeli göğe, zamana

Zamana adanan sözlere

Naat-ı Şerife, Sinaya ve kelam-ı kadime

Meçhul kalabalıklara ve şefaate ve rahmete

Talan edilen ruhlara Meryem,

Mülhem cezbelerine dervişlerin

Bezm-i ezelden hatırla ve unut girdapları

Dua eden, şefaat bekleyen Meryem.

 

 II.

Kulak kesilip nebevi seslere

Eski sokaklarında kadim zamanların

Eski inleyişleri eski kulaklarımızda

Geceden geçerken çocuklu bir kadın

Yahut keşişler öksürürken

Eski bir manastırın yüzünde.

 

Tacirleri düşün Meryem

Eski pazar yerlerinde eski kumaşları sararken.

 

Uyandır uzun yaşayanları ve uzun uyuyanları Meryem,

Bir aynaya eşlik edenler kelimeler arasında.

 

Konuşanları, susanları

Kaybedenleri ve kazananları

Surlarda gedik açanları Meryem.

Yahut Yusuf olmayıp kuyuda boğulanları,

 

Cezzarları, celepleri, haratları düşün Meryem,

Hamutçuları, zembilcileri, nalbantları

Pasbanları ve semercileri.

 

 

III.

Eski bir denizde vaz geçenleri

Yürüyenleri, duranları ve geride kalanları Meryem,

Öfkelenenleri, akıllıları ve meczupları,

Görenleri, ışığı ve aydınlığı.

 

Yakını düşün Meryem,

Uzakları ve terk edilenleri.

 

Sözü unutanları

Semaya uzanan elleri

Bağışlanmayı dileyen, Meryem.

Unut ve af dile.

 

ÜZERİNDEYİM KIZAĞIMIN…

YUNUS TÜRKOĞLU

Rüzgâr kanatlı yaptırmıştı kızağımı babam!

Altında “balıksırtı “mı, bilmem” şiş” mi vardı?

Vali tepesi’ mi acaba ilk kaydığım rampam?

Van’ın karlı sokaklarında hatıralarım kaldı…

 

Kızak sevdası, ne zemheri ne boran dinler!

Memi Tepesi’nden süratle aşağıya inerken,

Umurumda mı, buz kesmiş ayaklarla eller,

Kızağımın sırtında “hamsin”ler bitti erken…

 

Çocukluğumun unutulmazıydı tahta kızağım

Erek Dağı’nın zirvesinden şimşek gibi inseydik

Karların üstüne“Van’ı seviyorum” yazacağım

Vangölü’ne mavilerden selam verip geçseydik...

 

Üzerindeyim kızağımın, yeller yıkasın tenimi,

Yağan kar, toprağa hem bereket, hem yardır!

Kızağımın tahtalarına nakşettim son bestemi,

Doyamadım o güzel günlere, filmi geriye sardır…

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.