Kültür Haber Girişi: 11.03.2020 - 15:30, Güncelleme: 15.10.2020 - 08:26

MAVİ ŞEHRİN KALEMLERİ

 

MAVİ ŞEHRİN KALEMLERİ

Vansesi Gazetesi ile Van Yazarlar ve Şairler Derneği işbirliğiyle mavi şehrin kalemleri yazıyor.
Büyük Usta Yaşar Kemal Ümit Kayaçelebi 1923 Hemite, Osmaniye doğumludur. Tam adı Kemal Sadık Gökçeli'dir. Kürt kökenli Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. İlk öykü kitabı Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü ile ilk romanı İnce Memed, Cumhuriyet'te tefrika edildi. İnce Memed, yaklaşık kırk dile çevrilerek yayımlandı. Kitaplarının yurt dışındaki baskısı yüz kırktan fazladır. Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu'nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. PEN Yazarlar Derneği üyesiydi. Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazardır.1952-2001 yılları arasında Thilda Serrero ile evli kalmış, 2002 yılında Ayşe Semiha Baban ile 2. evliliğini yapmıştır. 28 Şubat 2015 tarihinde organ yetmezliği sebebiyle yoğun bakımda olduğu hastanede vefat etmiştir. Cenazesi 2 Mart 2015 tarihinde düzenlenen törenin ardından Zincirlikuyu Mezarlığına defnedilmiştir. Yaşar Kemal, Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi'nin oğlu olarak aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü'ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan bir ailenin çocuğu olarak Adana'nın Osmaniye ilçesinin Hemite (o zamanki adı: Gökçeli ya da Göğceli; bugünkü adı: Gökçedam) köyünde doğdu. Yazarın doğum tarihi hakkında çeşitli kaynaklarda farklı bilgiler mevcuttur. Behçet Necatigil tarafından yazılan Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü'nde 1922;Tuba Tarcar Çandar tarafından hazırlanan Yaşar Kemal Fotobiyografi'sinde Ocak 1923 olarak belirtilmiştir. Doğum tarihinin nüfus cüzdanında 1926 yazdığını söyleyen Yaşar Kemal, nüfus cüzdanını ilkokulu bitirdikten sonra aldığını, kendi hesaplarına göre doğum tarihinin 1923 olduğunu ifade etmiştir. Bu tarihin de hatalı olabileceğini belirten yazar, köylülerin yayladan döndüklerinde doğduğunu, bunun da ekim ayına denk geldiğini söylemiştir. Kendi anlatımına göre bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğup büyüyen Yaşar Kemal, evde Kürtçe, köyde ise Türkçe konuşurdu. Luvan aşiretinden olan babası, Birinci Dünya Savaşı çıkınca ailesiyle birlikte ikamet ettikleri köyden ayrılıp göç etmeye başlamışlardır. Van'dan Diyarbakır'a, buradan da Çukurova'ya bir buçuk yıl süren göç sonucu gelmişlerdir. O zamanlar Kadirli'ye bağlı olan altmış hanelik Türkmenlerin yaşadığı Hemite köyüne yerleşmişlerdir. Üç buçuk yaşlarında iken bir kurban kesimi sırasında halasının kocasının elindeki bıçağın kayarak gözüne saplanması sonucu sağ gözü kör oldu. Dört buçuk yaşındayken, babası camide namaz kıldığı sırada Van'dan göç ederken ölümden kurtarıp besleyip büyüttüğü Yusuf adındaki oğulluğu tarafından öldürüldü. Bu olaydan sonra on iki yaşına kadar kekemeliğe tutuldu. "Ben babamın camide, o, namaz kılarken yanındaydım, hançerlendiği akşamdan sonra, sabaha kadar yüreğim yanıyor, diye ağladım. Ardından da kekeme oldum ve on iki yaşıma kadar zor konuştum. Yalnız türkü söylerken kekemeliğim geçiyordu. Hiç kekelemiyordum. Kitap okurken de, okuryazar olduktan sonra, hiç kekelemedim. On iki yaşımdan sonra kekemeliğim geçti." Babasının öldürülmesinden sonra annesi Nigâr Hanım, yazarın amcası Tahir Efendi ile evlendi. Babası varlıklı biriyken ölümü sonrası ailesinin maddi durumu değişmiş ve köyün en fakir ailelerinden olmuşlardır. Sekiz yaşındayken köye gelen çerçinin köy kadınlarının borcunu bir deftere yazdığını gördü ve yazılanın yazı olduğunu öğrendi. Dokuz yaşındayken Adana'nın Burhanlı köyündeki ilkokula giderek üç ayda okuma ve yazmayı öğrendi. Ortaokul ikinci sınıftayken sınavla Türk Maarif Cemiyeti'nde yatılı olarak okumaya başladı fakat üç ayı bulan devamsızlığından ötürü yatılı okuma hakkını kaybetti. Son sınıftayken okuldan tasdikname ile ayrılarak çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele'de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. Yaşar Kemal, Türkiye'den aldığı birçok ödülün yanı sıra Uluslararası Cino del Duca ödülü, Légion d'Honneur nişanı, Commandeur payesi, Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı, Premi Internacional Catalunya, Fransa Cumhuriyeti tarafından Légion d'Honneur Grand Officier rütbesi, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü'nün de bulunduğu yirmiyi aşkın ödül, ikisi yurt dışında beşi Türkiye'de olmak üzere, yedi fahri doktorluk payesi almıştır. 1973'te Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterildi. Nobel'e aday gösterilen ilk Türk olan Kemal, verdiği bir röportajda "Ölene kadar da aday olacağım."  dedi. Edebi Kişiliği Eğitimini düzenli bir biçimde tamamlama imkânı bulamayan Yaşar Kemal, hayat okulunda kendi kendini yetiştirmiş biridir. Daha çok küçük yaşta doğaya, insanlara ve topluma karşı ruhunda uyanan ilgi, eserlerinin temelini oluşturur. İçinde yetiştiği Çukurova'da saf, el değmemiş doğayı, karıncadan kartala kadar tüm canlıları gözlemlemiş ve incelemiştir. Yazar doğayla, bitkiler ve hayvanlarla iç içe yetişmiştir. Eserlerindeki bitki adlarının tercüme edilen dilde bulunamıyor olması, eserlerini yabancı dillere çevirenlerin en çok yakındıkları konuların başında gelmektedir. Halk kültürü açısından çok zengin bir bölge olan Çukurova'da büyüyen sanatçı için, folklor vazgeçilmezdir. Folkloru kendisinin köken kültürü saymaktadır. Sadece Çukurova'yı değil, Anadolu'nun birçok bölgesini de sonradan değişik vesilelerle dolaşan Yaşar Kemal'in en büyük merakı yine buraların folkloru olmuştur. Halkın içinde yer alıyor, onları çok iyi tanıyor olması, sanatını en iyi şekillendiren unsurların başında gelir. 1942-1944 yıllan arasında Ramazanoğlu Kütüphanesinde çalışırken okuduğu yüzlerce klasik eser sanatını oluşturan diğer bir unsurdur. Seçilmiş eserleri okumasında Arif, Abidin ve Güzin Dino'ların yardımları olur. Hatta Güzin Dino, yazara okuması gereken kitapları gösteren ve Fransız klasiklerinden oluşan bir liste verir. Üzerinde derin etkiler bırakmış biri de, gözleri görmeyen ve hayatı halk arasında efsaneleşmiş bir dengbej olan Abdale Zeynikî'dir. Adana'da 1940'lı yıllardaki mevcut kültür çevreleri ve aydınları da sanatının oluşmasında önemli unsurlardandır.     Büyük Avlu Songül Eski Beni sustuğunda Anlaşırdık hayatla   Ne demiş olabilirdi ki hem Kızaran yaprak çıplak bir parkın güzünde Çaresizliğine insanın   Yangın yavaş yangın içli Yağmur ıslağı perçeminde şehrin Çoğalan Karga sesinin maktulü serçe   Pencere cenaze merasimi Yollar matem   Harladı zebani gülüşüyle Gözün daldığı yerleri Cehennem   Cennet En çok bebekti   Tek kanadı/nı açmaya korkulu Bakışlar Yetişkin   Büyük Pencerede Kötü'lenen dünya   Ve Bir peste sürülmüş İnsan namluya   Tanrım neredesin? Vurulup yediden yetmişe Toplandık bak avluya     Sussuz aşk Sıdıka Nur Yılmaz Her çarenin zorluğunu yazdım Biterken anladım. Çaresiz yurdun gümansız mekânını Dağıtır içimdeki sevgiyi Sevmenin günahsız olduğu anı, Tende bakir, canda fakir Akıldan üstün kalp süsü dilsiz Gözler konuşur aslında Çamurdan insan düzende kir Aşk temizler sevgisiz yürekleri Yüküm ağır sevgilim Divaneyim deliyim Kalbim kalbinde Emanet bir tende Sana söylemeliyim Sussuz aşk çöllerin mecnunu Leyla olmaksa eğer   Aşk için ellerimi bölüşürüm Yüzüne göz olur öpüşürüm Kalp ekseninde darbelerin sesinde Cana can katarım üzersem üzülürüm Görmesem ölürüm...   Söyle bana haykır canıma Anlat kendini bana Halvetin halvetime ışık ol yarınıma Yolcu ol hayatıma bitsin keder Can ol kaderime aşk koksun her yer   Yok, eğer gönül razı değilse Çekil sorunsuz dağlara Kar yağsın eteklerine Örme beni kuytu ağlara Sevmek yaşamak için bir yol Ruhum çaresiz masivaya sitem Kırık kanatlar sevmesini bilmiyor...     Sen Anlat Ustam Derya Gültekin Sen Anlat Ustam   Ben yazamadım, Sen anlat ustam!   Ne zaman ki bir yanlışa kalem doğrultsam, Eğilmiş cetvelden düz çizemedim. Ellerim aciz... El verir mi yüreğim, Sen anlat! Ben yazamadım, Sen anlat ustam!   Ne zaman ki bir hasrete türkü söylesem, İncinmiş gönlümden gül deremedim. Sazların telinden çalınsa da sözlerim, Sen anlat! Ben yazamadım, Sen anlat ustam!   Ne zaman ki bir yarama yâren dilesem, Hak'tan öteye yâr bulamadım. Can dedim, canan bildim, Yine de harcandı her bir emeğim. Ben yazamadım, Sen anlat ustam!   Sen anlat! Dağlarımı... Açsın diye beklediğim baharlarımı... Çıkarına dost olmuş insanlarımı... Sen anlat! Ben yazamadım, Sen anlat ustam!     Yavaş yavaş delirdim A. Yavuz Yavrutürk Bir not düştü hayatın anlamsızlığına 'Yavaş yavaş delirdim, kimse fark etmedi' Suskun bir kelebek çarptı boğazın sularına Ertesi gün gazetelerde -gülen- eski yüzü ile Neydi dostlarının anlayamadığı Anlatamadığı ne vardı Tabutuna sarılı duran ihtiyar babasına   'Yavaş yavaş delirdim, kimse fark etmedi' Solgun bir yaprak düştü boğazın sularına Tam da bahara çalarken gözleri Avunacağı bir sevda vakti Ağlatarak bir yalnız kenti Anlatamadıklarıyla veda etti.   Bu şehrin insanına nisyan vurduğu zaman Korkar oldu insandan insan Şu kör olası yalnızlık hortluyor ya! Azgın sularda boğuluyor insanca her isyan.   'Yavaş yavaş delirdim, kimse fark etmedi' Haber saatlerinde unuttuk gülmeyi Yürekleri kinli, elleri kirli, dişleri sivri Gözleri korkulu haber spikerleri Parkta, durakta, sokakta Ürküttüler masum kelebekleri   'Ne yaptın kızım! 'feryadında bir baba İzi bile kalmıyor çığlıkların Sonraki sabahlarda Yavaş yavaş deliriyorum haberin ola!     Yaşamak deryası Yaşar Adıyaman Uğraş verdiğimiz bu günlerin azmini Hayat akıp giderken sorgulardan İsyan ipini uzattık gökyüzüne Layemut bir baharın üveyik kuşları gibi Büyüdük korkularımızla Hapsettik içimize küçük çaplı mutlulukları Özlem dolu baharı beklemekten Uyku görmeyen gözlerimizle Geceye sırdaş olmuşuz   Gökkuşağı sınıfında olmadı hiç umutlarımız Göğsümüzde biriktirdiklerimiz gece olunca Yıldız olurdu göğümüze Kapı aralığında baharı beklerken Bir yakamoz çılgınlığı baş kaldırırdı O vakit umutlarımızı vururlardı sonsuzluğa Biz ölümü göze almış kumrular gibi Geceyi cehennemden ödünç alırken İyiliği çoğaltmak şiarımız Bu yüzden parya sınıflar dolu içimiz   Ölüm ve yaşam kavgası bizden Sevmek konumuz ölmek onurumuz Sarmalı tamamlanmamış dünya Bizde varız yaşamaya ve yaşatmaya
Vansesi Gazetesi ile Van Yazarlar ve Şairler Derneği işbirliğiyle mavi şehrin kalemleri yazıyor.

Büyük Usta Yaşar Kemal

Ümit Kayaçelebi

1923 Hemite, Osmaniye doğumludur. Tam adı Kemal Sadık Gökçeli'dir. Kürt kökenli Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. İlk öykü kitabı Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü ile ilk romanı İnce Memed, Cumhuriyet'te tefrika edildi. İnce Memed, yaklaşık kırk dile çevrilerek yayımlandı. Kitaplarının yurt dışındaki baskısı yüz kırktan fazladır. Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu'nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. PEN Yazarlar Derneği üyesiydi. Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazardır.1952-2001 yılları arasında Thilda Serrero ile evli kalmış, 2002 yılında Ayşe Semiha Baban ile 2. evliliğini yapmıştır. 28 Şubat 2015 tarihinde organ yetmezliği sebebiyle yoğun bakımda olduğu hastanede vefat etmiştir. Cenazesi 2 Mart 2015 tarihinde düzenlenen törenin ardından Zincirlikuyu Mezarlığına defnedilmiştir.

Yaşar Kemal, Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi'nin oğlu olarak aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü'ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan bir ailenin çocuğu olarak Adana'nın Osmaniye ilçesinin Hemite (o zamanki adı: Gökçeli ya da Göğceli; bugünkü adı: Gökçedam) köyünde doğdu. Yazarın doğum tarihi hakkında çeşitli kaynaklarda farklı bilgiler mevcuttur. Behçet Necatigil tarafından yazılan Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü'nde 1922;Tuba Tarcar Çandar tarafından hazırlanan Yaşar Kemal Fotobiyografi'sinde Ocak 1923 olarak belirtilmiştir. Doğum tarihinin nüfus cüzdanında 1926 yazdığını söyleyen Yaşar Kemal, nüfus cüzdanını ilkokulu bitirdikten sonra aldığını, kendi hesaplarına göre doğum tarihinin 1923 olduğunu ifade etmiştir.

Bu tarihin de hatalı olabileceğini belirten yazar, köylülerin yayladan döndüklerinde doğduğunu, bunun da ekim ayına denk geldiğini söylemiştir. Kendi anlatımına göre bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğup büyüyen Yaşar Kemal, evde Kürtçe, köyde ise Türkçe konuşurdu. Luvan aşiretinden olan babası, Birinci Dünya Savaşı çıkınca ailesiyle birlikte ikamet ettikleri köyden ayrılıp göç etmeye başlamışlardır. Van'dan Diyarbakır'a, buradan da Çukurova'ya bir buçuk yıl süren göç sonucu gelmişlerdir. O zamanlar Kadirli'ye bağlı olan altmış hanelik Türkmenlerin yaşadığı Hemite köyüne yerleşmişlerdir. Üç buçuk yaşlarında iken bir kurban kesimi sırasında halasının kocasının elindeki bıçağın kayarak gözüne saplanması sonucu sağ gözü kör oldu. Dört buçuk yaşındayken, babası camide namaz kıldığı sırada Van'dan göç ederken ölümden kurtarıp besleyip büyüttüğü Yusuf adındaki oğulluğu tarafından öldürüldü. Bu olaydan sonra on iki yaşına kadar kekemeliğe tutuldu.

"Ben babamın camide, o, namaz kılarken yanındaydım, hançerlendiği akşamdan sonra, sabaha kadar yüreğim yanıyor, diye ağladım. Ardından da kekeme oldum ve on iki yaşıma kadar zor konuştum. Yalnız türkü söylerken kekemeliğim geçiyordu. Hiç kekelemiyordum. Kitap okurken de, okuryazar olduktan sonra, hiç kekelemedim. On iki yaşımdan sonra kekemeliğim geçti." Babasının öldürülmesinden sonra annesi Nigâr Hanım, yazarın amcası Tahir Efendi ile evlendi. Babası varlıklı biriyken ölümü sonrası ailesinin maddi durumu değişmiş ve köyün en fakir ailelerinden olmuşlardır.

Sekiz yaşındayken köye gelen çerçinin köy kadınlarının borcunu bir deftere yazdığını gördü ve yazılanın yazı olduğunu öğrendi. Dokuz yaşındayken Adana'nın Burhanlı köyündeki ilkokula giderek üç ayda okuma ve yazmayı öğrendi. Ortaokul ikinci sınıftayken sınavla Türk Maarif Cemiyeti'nde yatılı olarak okumaya başladı fakat üç ayı bulan devamsızlığından ötürü yatılı okuma hakkını kaybetti. Son sınıftayken okuldan tasdikname ile ayrılarak çeşitli işlerde çalıştı.

Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele'de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.

Yaşar Kemal, Türkiye'den aldığı birçok ödülün yanı sıra Uluslararası Cino del Duca ödülü, Légion d'Honneur nişanı, Commandeur payesi, Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı, Premi Internacional Catalunya, Fransa Cumhuriyeti tarafından Légion d'Honneur Grand Officier rütbesi, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü'nün de bulunduğu yirmiyi aşkın ödül, ikisi yurt dışında beşi Türkiye'de olmak üzere, yedi fahri doktorluk payesi almıştır. 1973'te Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterildi. Nobel'e aday gösterilen ilk Türk olan Kemal, verdiği bir röportajda "Ölene kadar da aday olacağım."  dedi.

Edebi Kişiliği

Eğitimini düzenli bir biçimde tamamlama imkânı bulamayan Yaşar Kemal, hayat okulunda kendi kendini yetiştirmiş biridir. Daha çok küçük yaşta doğaya, insanlara ve topluma karşı ruhunda uyanan ilgi, eserlerinin temelini oluşturur. İçinde yetiştiği Çukurova'da saf, el değmemiş doğayı, karıncadan kartala kadar tüm canlıları gözlemlemiş ve incelemiştir.

Yazar doğayla, bitkiler ve hayvanlarla iç içe yetişmiştir. Eserlerindeki bitki adlarının tercüme edilen dilde bulunamıyor olması, eserlerini yabancı dillere çevirenlerin en çok yakındıkları konuların başında gelmektedir. Halk kültürü açısından çok zengin bir bölge olan Çukurova'da büyüyen sanatçı için, folklor vazgeçilmezdir. Folkloru kendisinin köken kültürü saymaktadır. Sadece Çukurova'yı değil, Anadolu'nun birçok bölgesini de sonradan değişik vesilelerle dolaşan Yaşar Kemal'in en büyük merakı yine buraların folkloru olmuştur.

Halkın içinde yer alıyor, onları çok iyi tanıyor olması, sanatını en iyi şekillendiren unsurların başında gelir.

1942-1944 yıllan arasında Ramazanoğlu Kütüphanesinde çalışırken okuduğu yüzlerce klasik eser sanatını oluşturan diğer bir unsurdur. Seçilmiş eserleri okumasında Arif, Abidin ve Güzin Dino'ların yardımları olur. Hatta Güzin Dino, yazara okuması gereken kitapları gösteren ve Fransız klasiklerinden oluşan bir liste verir. Üzerinde derin etkiler bırakmış biri de, gözleri görmeyen ve hayatı halk arasında efsaneleşmiş bir dengbej olan Abdale Zeynikî'dir. Adana'da 1940'lı yıllardaki mevcut kültür çevreleri ve aydınları da sanatının oluşmasında önemli unsurlardandır.

 

 

Büyük Avlu

Songül Eski

Beni sustuğunda

Anlaşırdık hayatla

 

Ne demiş olabilirdi ki hem

Kızaran yaprak çıplak bir parkın güzünde

Çaresizliğine insanın

 

Yangın yavaş yangın içli

Yağmur ıslağı perçeminde şehrin

Çoğalan

Karga sesinin maktulü serçe

 

Pencere cenaze merasimi

Yollar matem

 

Harladı zebani gülüşüyle

Gözün daldığı yerleri

Cehennem

 

Cennet

En çok bebekti

 

Tek kanadı/nı açmaya korkulu

Bakışlar

Yetişkin

 

Büyük

Pencerede

Kötü'lenen dünya

 

Ve

Bir peste sürülmüş

İnsan namluya

 

Tanrım neredesin?

Vurulup yediden yetmişe

Toplandık bak avluya

 

 

Sussuz aşk

Sıdıka Nur Yılmaz

Her çarenin zorluğunu yazdım

Biterken anladım.

Çaresiz yurdun gümansız mekânını

Dağıtır içimdeki sevgiyi

Sevmenin günahsız olduğu anı,

Tende bakir, canda fakir

Akıldan üstün kalp süsü dilsiz

Gözler konuşur aslında

Çamurdan insan düzende kir

Aşk temizler sevgisiz yürekleri

Yüküm ağır sevgilim

Divaneyim deliyim

Kalbim kalbinde

Emanet bir tende

Sana söylemeliyim

Sussuz aşk çöllerin mecnunu

Leyla olmaksa eğer

 

Aşk için ellerimi bölüşürüm

Yüzüne göz olur öpüşürüm

Kalp ekseninde darbelerin sesinde

Cana can katarım üzersem üzülürüm

Görmesem ölürüm...

 

Söyle bana haykır canıma

Anlat kendini bana

Halvetin halvetime ışık ol yarınıma

Yolcu ol hayatıma bitsin keder

Can ol kaderime aşk koksun her yer

 

Yok, eğer gönül razı değilse

Çekil sorunsuz dağlara

Kar yağsın eteklerine

Örme beni kuytu ağlara

Sevmek yaşamak için bir yol

Ruhum çaresiz masivaya sitem

Kırık kanatlar sevmesini bilmiyor...

 

 

Sen Anlat Ustam

Derya Gültekin

Sen Anlat Ustam

 

Ben yazamadım,

Sen anlat ustam!

 

Ne zaman ki bir yanlışa kalem doğrultsam,

Eğilmiş cetvelden düz çizemedim.

Ellerim aciz...

El verir mi yüreğim,

Sen anlat!

Ben yazamadım,

Sen anlat ustam!

 

Ne zaman ki bir hasrete türkü söylesem,

İncinmiş gönlümden gül deremedim.

Sazların telinden çalınsa da sözlerim,

Sen anlat!

Ben yazamadım,

Sen anlat ustam!

 

Ne zaman ki bir yarama yâren dilesem,

Hak'tan öteye yâr bulamadım.

Can dedim, canan bildim,

Yine de harcandı her bir emeğim.

Ben yazamadım,

Sen anlat ustam!

 

Sen anlat!

Dağlarımı...

Açsın diye beklediğim baharlarımı...

Çıkarına dost olmuş insanlarımı...

Sen anlat!

Ben yazamadım,

Sen anlat ustam!

 

 

Yavaş yavaş delirdim

A. Yavuz Yavrutürk

Bir not düştü hayatın anlamsızlığına

'Yavaş yavaş delirdim, kimse fark etmedi'

Suskun bir kelebek çarptı boğazın sularına

Ertesi gün gazetelerde -gülen- eski yüzü ile

Neydi dostlarının anlayamadığı

Anlatamadığı ne vardı

Tabutuna sarılı duran ihtiyar babasına

 

'Yavaş yavaş delirdim, kimse fark etmedi'

Solgun bir yaprak düştü boğazın sularına

Tam da bahara çalarken gözleri

Avunacağı bir sevda vakti

Ağlatarak bir yalnız kenti

Anlatamadıklarıyla veda etti.

 

Bu şehrin insanına nisyan vurduğu zaman

Korkar oldu insandan insan

Şu kör olası yalnızlık hortluyor ya!

Azgın sularda boğuluyor insanca her isyan.

 

'Yavaş yavaş delirdim, kimse fark etmedi'

Haber saatlerinde unuttuk gülmeyi

Yürekleri kinli, elleri kirli, dişleri sivri

Gözleri korkulu haber spikerleri

Parkta, durakta, sokakta

Ürküttüler masum kelebekleri

 

'Ne yaptın kızım! 'feryadında bir baba

İzi bile kalmıyor çığlıkların

Sonraki sabahlarda

Yavaş yavaş deliriyorum haberin ola!

 

 

Yaşamak deryası

Yaşar Adıyaman

Uğraş verdiğimiz bu günlerin azmini

Hayat akıp giderken sorgulardan

İsyan ipini uzattık gökyüzüne

Layemut bir baharın üveyik kuşları gibi

Büyüdük korkularımızla

Hapsettik içimize küçük çaplı mutlulukları

Özlem dolu baharı beklemekten

Uyku görmeyen gözlerimizle

Geceye sırdaş olmuşuz

 

Gökkuşağı sınıfında olmadı hiç umutlarımız

Göğsümüzde biriktirdiklerimiz gece olunca

Yıldız olurdu göğümüze

Kapı aralığında baharı beklerken

Bir yakamoz çılgınlığı baş kaldırırdı

O vakit umutlarımızı vururlardı sonsuzluğa

Biz ölümü göze almış kumrular gibi

Geceyi cehennemden ödünç alırken

İyiliği çoğaltmak şiarımız

Bu yüzden parya sınıflar dolu içimiz

 

Ölüm ve yaşam kavgası bizden

Sevmek konumuz ölmek onurumuz

Sarmalı tamamlanmamış dünya

Bizde varız yaşamaya ve yaşatmaya

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.