Ko Desinler Şah Abbasın Bağı var!

Ümit Kayaçelebi yazdı...

Van tarihte çeşitli zamanlarda komşu hükümdarlıkların ilgi ve alaka duydukları bir şehir olmuştur. İşte 17.asırda da İran Safevi devletinin Hükümdarı olan Şah Abbas’ın da ilgi odağı olmuş ve Şah Abbas Van’a bir sefer düzenlemiştir.

Bu arada Şah Abbas kimdir diye merak edenler de olursa kısa bir bilgi sunalım.

Şah Abbas Safevi sülalesinden Muhammed Hudabende'nin oğludur. Herat'ta babasına karşı ayaklandı. Kazvin'i ele geçirdi ve 1587'de hükümdar oldu.

Şah Abbas, babasının kötü yönetimi ile yok olma derecesine düşen Safevi Devletini kalkındırdı. Yeniçeriliği taklit ederek "Tüfekçi" adını verdiği bir ordu kurdu. 1597'de Herat yakınlarında Özbekleri yenerek Meşet'i geri aldı. Osmanlıların Avrupa seferi ve Anadolu ayaklanmaları ile uğraşmasından yararlanarak, Sultan Üçüncü Mehmed'in son yıllarında Osmanlı Türklerine düşmanca tavırlar sergiledi. 1605'te, sayıca zayıf olan Osmanlı ordusunu Tebriz yakınlarında yenerek Tebriz, Erivan ve Kars kalelerini ele geçirdi.

Kuyucu Murad Paşa'nın Tebriz'i harap etmesi üzerine, İran seraskeri Nasuh Paşa ile 1618 yılında imzaladığı antlaşma uzun sürmedi. Sultan İkinci Osman'ın öldürülmesini ve Anadolu'da çıkan karışıklıkları fırsat bilen Şah Abbas, Bağdat, Kerbela, Necef, Musul ve Diyarbakır'ı zaptetti. Şah Abbas, İran'ın gelişmesi için çok gayret etti. Yol, köprü, saray ve birçok kervansaraylar yaptırdı. Buna karşın çok zalim bir yönetim kurdu. Tahta geçmesine yardımcı olan Murşid Küli Han'ı, bir süre sonra da öz oğlu Şafi Mirza'yı öldürmekten geri durmadı.

İşte o şah Abbas On yedinci yüzyılda Van kalesini muhasara etmek üzere Van’a gelmiş ve zapt edeceği kaleyi en iyi gören mahal olarak da şimdi ki Bey üzümü denilen yerde savaş karargâhını kurar…

Oysa ki Van kalesi muhkem bir kala olup çeşitli zamanlarda çeşitli hükümdarlar, krallar tarafından muhasara edilmişse de kalanın zaptı mümkün olmamıştır.

Şah Abbas ordugâhını kurar ve kalenin dört yanını askerlerle sarar ve kalenin düşmesini bekler. Artık kala muhasara altındadır kaleye giriş ve çıkış mümkün olmayacağına göre kale içerisinde yaşayan askerler netice olarak bir gün erzakları bittiğinde teslim olurlar diye düşünür Şah Abbas.

Bu esnada kaleyi muhasara eden askerlerin haricinde kalan askerler Şahım biz ne yapalım dediklerinde Şah Abbas’ta onlara;

-Varın gidin siz de üzüm bağları kurun ve bu işle uğraşın o da sizin meşgaleniz olsun der.

Bunun üzerine askerde kendine bir meşgale olarak üzüm bağları kurmakla iştigal eder. Kale muhasara altındadır ve bir kısım askerde üzüm bağları kurmakla meşguldür.

Şah Abbas gayet rahattır ve endişesi de yoktur. Kendi kendine nasıl olsa bir gün yiyecek içecekleri bitecek diyerek otağında keyif sürmektedir. Ve böylece günler gelir geçer.

Şah bu kadar rahat ama kaledekiler onun kadar rahat değiller. Çünkü kalede yiyecek içecek namına artık yok denecek kadar erzak kalmıştır. Bu kaledekileri karamsarlığa iter ve varıp kale kumandanına ve valiye:

-Artık yiyecek ve içecek namına elde avuçta bir şey kalmadı ve dayanacak halimizde kalmadı deyince Vali:

-Birkaç gün daha sabredin biraz daha dayanın der.

Birkaç gün sonra tekrar Sitemler intizarlar Valiye ulaşır ve vali artık dayanacak halimiz yok en iyisi kaleyi teslim edelim dediğinde o anda orada olan yaşlı bir koca karı:

-Efendim siz kaleyi teslim etmeyin benim bi fikrim var. Olmazsa o zaman ne yaparsanız yapın dediğinde Vali:

-Sen nasıl kaleyi kurtaracaksın neyle kurtaracaksın. Senin gibi yaşlı bir kadın ne yapabilir?

Dediğinde koca karı:

-Valim siz bana biraz lavaş ekmek, yoğurt verin ben gidip şah Abbasa vereceğim. Ama ben Şah Abbasın otağına vardığımda siz torbalara doldurduğunuz kireçleri kalenin surlarından aşağıya dökmeye başlayın der.

Vali sesini çıkartmaz ve tebaasına:

-Koca karıya istediklerini verin varsın gitsin Şah Abbasa bakalım ne olur.

Ve Koca Karı bir eline lavaş ekmekleri öbür elinde de yoğurt bakracı tıngır mıngır kaleye doğru yol alır.

Şah Abbasın otağına vardığında muhafızlar kendisine sorar:

-Kocakarı ne istiyorsun?

Dediklerinde:

-Şah Abbası göreceğim ona hediyelerim var deyince Şah Abbas da bunları duyar ve bırakın gelsin der.

Kocakarı içeri girer ve şahı selamlar.Şah Abbas:

- hayırdır kocakarı neye geldin?

-Şahım sizi çok merak eder dururdum hem sizi görmeye ve hem de bu hediyelerimi takdim etmeye geldim der ve elindekileri oraya bırakır.

O esnada Koca Karının dediği gibi kaledeki askerler Van kalesinin surlarından torbalar dolusu kireçleri aşağıya doğru dökmeye başlarlar.

Şah Abbas bunu görür ve yaşlı kadına sorara:

-Koca karı bu nedir böyle kalenin surlarından aşağıya doğru dökerler?

Yaşlı kadın:

-Şahım kalede o kadar çok un var ki binlerce torba una güve girmiş. Askerler de o güve giren unları döküyorlar ki diğer unlar zarar görmesin.

Bunu duyan Şah Abbas:

-O kadar unları varsa biz daha çok burada kalırız. Yedi yıldır alamadığımız kaleyi bi yedi yıl daha bekleriz.

Vezirini yanına çağırır:

-Vezirim tez askeri topla muhasara bitmiştir artık İran’a dönüyoruz dediğinde kumandan asma bağlarını gösterdiğinde:

-Bu bağ ve bahçeler ne olacak şahım dediğinde Şah Abbas:

-Ko desinler şah Abbasın bağı var.

Ve Şah Abbas 7 yıl muhasara ettiği Van kalasını zapt edemeden gerisin geri İran’a döner.

İşte o zaman orada ordugahın kurulduğu yer zamanla “Şah bağı” daha sonra ise “Beyüzümü” adını alır.

Şimdi orada ne bağ kaldı ne bahçe ne de üzüm. Ama gelin görün ki ismi de olmuş Bey üzümü ama orada üzümden başka ne ararsanız var.

İşte böyle dostlar.

 

Bakmadan Geçme