Politika Haber Girişi: 22.07.2015 - 11:04, Güncelleme: 15.10.2020 - 08:20

KDP, PKK ve değişen dengeler

 

KDP, PKK ve değişen dengeler

KDP ve PKK arasındaki güç dengesinde 1990’ların sonuna dek PKK avantajlıyken, 1999 sonrası ibre KDP lehine döndü. Arap Baharı’nın başladığı 2010’da KDP diğer Kürt partileri karşısında ciddi bir üstünlüğe sahipti. Peki şimdi PKK’nın üstünlüğüne doğru giden ve yeni bir siyasi çatışma dalgasını tetikleyen süreç nasıl başladı?
Türkiye’de genelde Kürt hareketleri yekpare hareket eden, benzer kaynaklardan beslenen ve nihai olarak aynı amaca odaklanmış bütünsel bir yapı olarak görülür. Ama elbette bu hareketlerde de uzlaşmazlıklar, rekabet eden liderlikler, değişen beklentiler ve değişken ittifaklar görülür. Bugün KDP, PKK, KYB, Gorran, İKDP ve İslamcı partiler Kürt siyasetinin önemli hareketleri olarak kabul edilse de öne çıkan iki aktör KDP ve PKK’dır. KDP ve PKK, Kürt siyasi hareketleri içinde farklı ekolleri temsil ediyor ve çok önemli reel sorunları var. Benzer coğrafyada aynı halk kitlesini yönetme iddiasında bulunduklarından aralarında doğal ve daimi bir siyasi rekabet bulunuyor. Silahlı ve siyasi çatışma ise dönemsel ve son derece özgün koşullarda ortaya çıkıyor. KDP-PKK ilişkilerinin son 30 yılına bakıldığında, daimi rekabetin siyasi bir çatışmaya doğru evrildiği görülüyor. 2013 ise ilişkilerin evrilmesinde kritik bir tarih. “2013’ten sonra Öcalan’ın başrolü kapmasıyla Barzani’nin rolü çok daha sembolik hale geldi. Dolayısıyla KDP, Suriye’den önce Türkiye’deki Kürtler arasında yönlendirici olma şansını yitirdi.” Ekonomik kapasite ve kaynakların kontrolü Narko terör örgütleri listesindeki PKK’nın en önemli ekonomik kaynağı illegal faaliyetlerdir. Örgütün zaman zaman paravan şirketlerle legalize edilmiş gelir kaynakları 1990’ların yarısına dek KDP’den üstündü. Ancak 1996 sonrası KDP’nin sınır ticareti ve 2003’ten sonra Bağdat’tan gelen petrol gelirleri üzerindeki hâkimiyeti ibreyi KDP lehine çevirdi. Özellikle 2007’den sonra Kuzey Irak’ta gayri resmi petrol üretiminin başlamasıyla birlikte bu fark gittikçe açıldı. KDP, IKBY’deki ekonomik düzenin önemli bir kısmı üzerinde hâkimiyet kurdu, bunu siyasi açıdan da ranta çevirerek büyük üstünlük sağladı. Uluslararası arenada destek bulma PKK, çoğu Avrupa ülkesi ve ABD tarafından bir terör örgütü olarak kabul edilirken, KDP üzerinde bu tür bir baskı yok denecek kadar azdı. 1998’de Mesut Barzani Washington’da ağırlanırken, Abdullah Öcalan Suriye’den çıkarıldı. 2003 sonrası Irak’taki gelişmeler sonucu Barzani dünyaca tanınan bir figür haline geldi, Öcalan’ın iletişimi Türkiye’nin iznine tabiydi. KDP dünyanın önemli güç odaklarıyla açık ve meşru ilişkiler kurarken, PKK ancak gizli operasyonlar yürüten merkezlerle ilişki kurabiliyordu. Bu çerçevede Türkiye’nin KDP’yle ilişkisi hep sürdü. PKK ise İran ve Rusya dışında etkin bir açık destek bulamıyordu. 2000’lerin ortalarında İran’ın desteği de sıkıntıya girdi. Fakat en kötü döneminde dahi Ortadoğu’daki görünmeyen ilişkiler ağının bir parçası olarak çeşitli devletlerin örgütlü desteklerini aldı. Askeri güç 1990’ların başında PKK’nın sayı, ateş gücü, eğitim, taktik, strateji, teçhizat-mühimmat, mücadele azmi ve savaş tecrübesi gibi konularda KDP’ye karşı üstünlüğü açıktı. Fakat 90’ların sonunda ibre tersine döndü. Öcalan’ın yakalanması sonrası örgütte hem siyasi hem de askeri çözülmeler başladı. 2003’ten sonra ise KDP, ABD ile işbirliğinin nimetlerinden yararlandı. Doğrudan yardım ve Irak ordusundan kalan malzemelerin ele geçirilmesiyle önce silah ve mühimmat açısından PKK’yı geçti. Artan insan kaynağıyla sayısal ve askeri akademiler aracılığıyla da eğitim ve taktik konularında üstünlüğü ele geçirdi. 2000’li yıllar boyunca en azından bu üstünlüklerinin bir kısmını korudu. Siyasi güç PKK Türkiye’deki, KDP ise Irak’taki Kürtler arasında siyasetin gündemini belirleyen ana aktördü. Fakat her ikisi de siyasi açıdan tam hâkim değildi. Türkiye’de PKK’nın siyaseten nüfuz edemediği geniş bir Kürt vatandaş kitlesi vardı. Irak’ta da KDP hem KYB’nin hem de İslamcı partilerin meydan okumasıyla karşı karşıyaydı. Üstelik 1990’ların sonlarına dek PKK’nın da güçlü bir varlık gösterdiği alanlar vardı. 2003 sonrası KDP tüm rakiplerini büyük ölçüde elimine etmişti. Buna rağmen KDP de PKK gibi hedef kitlesinin ancak yüzde 40-45’i üzerinde siyasi yönlendiriciliğe sahipti. Fakat 2004 sonrası KDP Suriye (Kamışlı), Türkiye (Güneydoğu Anadolu) ve Irak’ta (Musul’un kuzeyi) daha önce nüfuz edemediği alanlarda yönlendirici olmaya başladı. Bu dönemde gerek IKBY’de gerekse dışarıda Kürt siyasetinin ana aktörü görüntüsü çiziyordu. IKBY’nin ekonomik, güvenlik, dış ilişkiler ve parlamento gibi önemli kurumlarını kontrol altında tutarak gücünü pekiştirdi. “2012 sonunda KDP’nin Suriye Kürtleri üzerindeki etkisi asgariye indi. PKK, Suriye’de kendisine ait bölgeler yaratarak coğrafi derinlik, yeni bir eleman havuzu, siyasi meşruiyet, ekonomik kaynaklar ve yeni silahlı mücadele alanı yarattı.” Çözüm Süreci KDP-Türkiye ilişkilerinde 2008’deki normalleşmeden kısa bir süre sonra Türkiye’de çözüm sürecinin ilk sinyalleri gelmeye başladı. Habur Olayı’yla kesilen ilk aşamaya KDP yoğun bir siyasi destek veriyordu. Barzani pek çok kez silahlı mücadele döneminin sona erdiğini ilan eden açıklamalar yaptı. Böylece hem Türkiye’yle yeniden yakınlaşmayı Kuzey Irak’taki Kürtlere açıklayabilecek hem de barış görüşmelerinde rol oynayarak Türkiye ve Irak’taki Kürtler arasında prestijini artıracaktı. Bu yaklaşıma AKP de destek oldu ve her iki aşamada da Barzani’nin siyasi desteğini almak ve bunu halka göstermek için elinden geleni yaptı. Ancak 2013’ten sonra Öcalan’ın başrolü kapmasıyla Barzani’nin rolü çok daha sembolik hale geldi. KDP, Suriye’den önce Türkiye’deki Kürtler arasında yönlendirici olma şansını yitirdi. Suriye 2011’de Suriye’deki olayları KDP-PKK dengesini kökten değiştirdi. Başta PKK’nın Suriye’deki uzantısı olan PYD ve ona bağlı silahlı grupların etkinliği sınırlıydı. Fakat Kasım 2011’de KDP’ye bağlı gruplar sayı, siyasi güç, para, askeri kapasite, örgütlenme becerisi gibi konularda PYD’nin gerisinde kaldı. 2012 sonunda KDP’nin Suriye Kürtleri üzerindeki etkisi asgariye indi. PKK, Suriye’de kendisine ait bölgeler yaratarak coğrafi derinlik, YPG’ye gerek Türkiye’den gerek Suriye’den katılımlar yoluyla yeni bir eleman havuzu, siyasi meşruiyet, ekonomik kaynaklar, yeni silahlı mücadele alanı yarattı. Böylece KDP teritoryal üstünlüğünü yitirdi. KDP’ye bağlı Peşmergeler savaşmayan, maaşlı ve profesyonel olmayan hantal yapılara dönerken, PKK yeniden aktif savaş durumuna geçerek hem mobilizasyon hem de yeni bir enerji yarattı. Ayrıca Suriye’nin bazı bölgelerinde petrol ticaretinden ciddi gelirler elde etti. IKBY’deki yeni siyasal dinamikler 2009’dan itibaren KDP IKBY’de güç yitirmeye başladı. KYB’nin zayıflaması ve “stratejik ittifak”ın sona ermesi, KDP’nin hegemonyasını sarstı. 2013’te yüzde 40 oy alan KDP bölgenin en güçlü partisi olsa da 2 yıl sonra yüzde 60’lık bloğu mecliste karşısında buldu. Bugün anayasa yapımından siyasal sisteme kadar geniş bir yelpazede KDP dışı güçler ağır basıyor. Buna karşılık KDP de kırmızı çizgiler ilan ederek üstü kapalı şekilde 2003-2013 kazanımlarını kaybederse silah kullanacağından bahsediyor. Suriye’de kaybeden, Türkiye’de varlık gösteremeyen, kendi evinde ciddi sorunlarla karşılaşan KDP’nin karşısındaki blok PKK’nın güdümünde değil, fakat aralarında bir sempati ilişkisi var. IŞİD faktörü IŞİD’in Haziran 2014 sonrası hamleleri KDP-PKK ilişkilerini kökten etkiledi. KDP Peşmergesi efsanesi Sincar’da çöktü. IŞİD militanlarının saldırısında Peşmergeler kaçarken, YPG’nin ilerlemesi ve tahliye operasyonunda oynadığı rol siyasi ve sembolik bir dönüşümün ilk evresiydi. IŞİD’le mücadele kapsamında KDP’nin Türkiye dahil pek çok aktörden destek aldığı ortada. Ancak KDP zaten meşru bir aktördü. Fakat Kobani’den sonra PYD-YPG-ABD ilişkisi açık bir saha üzerinde taktik ittifaka dönüştü. Artık ABD’yle doğrudan askeri ilişki kuran sadece KDP ve KYB değildi, YPG üzerinden PKK da aynı ilişkiye sahip hale geldi. “Ortadoğu’da dengelerin ciddi ölçüde değiştiği bu dönemde PKK ve KDP arasındaki ilişkinin sessiz ve derin işbirliğine dönüşmesini beklemek gerçekçi değil.” YPG’nin IŞİD’den “kurtardığı” Sincar’ı kanton ilan etme çabası KDP’de büyük tepki yarattı. Çünkü PYD Irak sınırlarındaki bir bölgede Suriye’deki modelini uygulamaya koyma iddiasını başlattı. Üstelik Sincar, KDP’nin Musul’daki en önemli kalelerinin başında. Ardından Kuzey Irak’taki başka alanlarda da benzer kantonların ilan edilebileceği söylemi geldi ki tartışılan alanlarından en az biri KDP’nin doğrudan etki alanı içinde. Dolayısıyla PKK’nın bu hamlesi hem Suriye hem de Irak bağlamında KDP için uzun vadeli siyasi, hatta stratejik bir meydan okuma anlamına geliyor. Bütün bunlara PKK militanlarının özellikle Mahmur, Kerkük ve çevresinde IŞİD’le çatışmak üzere KYB üzerinden sahaya inmesi eklenince, ortaya çıkan tablo KDP’ye 1998 öncesi PKK’nın Kuzey Irak’ta oynamayı hedeflediği rolü hatırlatıyor. Böylece KDP açısından tablo, Türkiye ile yakın ilişkilerin karşısında İran’ın desteklediği IKBY’deki bir Kürt bloku ile PKK arasındaki ilişkiye dönüşebiliyor. KDP-PKK ilişkilerindeki tabloda ibre bölgesel şartlar, IKBY’deki siyasi denge ve yeni güvenlik atmosferi çerçevesinde yeniden PKK lehine dönüyor izlenimi veriyor. Bu da iki aktör arasındaki siyasi çatışmanın karşılıklı açık bir rekabete dönüşmesine neden olabilir. Elbette bugünden yarına KDP ve PKK bayrakları birbirine saldıracak değil. Kürtler son 20 yılda siyasi ve stratejik anlamda çok tecrübelendi. Hatta IKBY’den Suriye’ye insani yardımlar, Suriye’de IŞİD’le mücadeleye Peşmerge desteği ve Iraklı Kürtlerin bağımsızlık arayışına PKK’nın söylemsel desteği gibi gelişmeler meydana gelebilir. Fakat Ortadoğu’da dengelerin ciddi ölçüde değiştiği bu dönemde iki aktör arasındaki ilişkinin sessiz ve derin işbirliğine dönüşmesini beklemek de gerçekçi değil. Çünkü son tahlilde ikisi de Kürtlerin “iç” ve “dış” self determinasyonu için projeleri olan ve bu projeleri birbiriyle hiç de uyuşmayan yapılar.Al Jezeere
KDP ve PKK arasındaki güç dengesinde 1990’ların sonuna dek PKK avantajlıyken, 1999 sonrası ibre KDP lehine döndü. Arap Baharı’nın başladığı 2010’da KDP diğer Kürt partileri karşısında ciddi bir üstünlüğe sahipti. Peki şimdi PKK’nın üstünlüğüne doğru giden ve yeni bir siyasi çatışma dalgasını tetikleyen süreç nasıl başladı?

Türkiye’de genelde Kürt hareketleri yekpare hareket eden, benzer kaynaklardan beslenen ve nihai olarak aynı amaca odaklanmış bütünsel bir yapı olarak görülür. Ama elbette bu hareketlerde de uzlaşmazlıklar, rekabet eden liderlikler, değişen beklentiler ve değişken ittifaklar görülür. Bugün KDP, PKK, KYB, Gorran, İKDP ve İslamcı partiler Kürt siyasetinin önemli hareketleri olarak kabul edilse de öne çıkan iki aktör KDP ve PKK’dır.

KDP ve PKK, Kürt siyasi hareketleri içinde farklı ekolleri temsil ediyor ve çok önemli reel sorunları var. Benzer coğrafyada aynı halk kitlesini yönetme iddiasında bulunduklarından aralarında doğal ve daimi bir siyasi rekabet bulunuyor. Silahlı ve siyasi çatışma ise dönemsel ve son derece özgün koşullarda ortaya çıkıyor. KDP-PKK ilişkilerinin son 30 yılına bakıldığında, daimi rekabetin siyasi bir çatışmaya doğru evrildiği görülüyor. 2013 ise ilişkilerin evrilmesinde kritik bir tarih.

“2013’ten sonra Öcalan’ın başrolü kapmasıyla Barzani’nin rolü çok daha sembolik hale geldi. Dolayısıyla KDP, Suriye’den önce Türkiye’deki Kürtler arasında yönlendirici olma şansını yitirdi.”


Ekonomik kapasite ve kaynakların kontrolü

Narko terör örgütleri listesindeki PKK’nın en önemli ekonomik kaynağı illegal faaliyetlerdir. Örgütün zaman zaman paravan şirketlerle legalize edilmiş gelir kaynakları 1990’ların yarısına dek KDP’den üstündü. Ancak 1996 sonrası KDP’nin sınır ticareti ve 2003’ten sonra Bağdat’tan gelen petrol gelirleri üzerindeki hâkimiyeti ibreyi KDP lehine çevirdi. Özellikle 2007’den sonra Kuzey Irak’ta gayri resmi petrol üretiminin başlamasıyla birlikte bu fark gittikçe açıldı. KDP, IKBY’deki ekonomik düzenin önemli bir kısmı üzerinde hâkimiyet kurdu, bunu siyasi açıdan da ranta çevirerek büyük üstünlük sağladı.

Uluslararası arenada destek bulma

PKK, çoğu Avrupa ülkesi ve ABD tarafından bir terör örgütü olarak kabul edilirken, KDP üzerinde bu tür bir baskı yok denecek kadar azdı. 1998’de Mesut Barzani Washington’da ağırlanırken, Abdullah Öcalan Suriye’den çıkarıldı. 2003 sonrası Irak’taki gelişmeler sonucu Barzani dünyaca tanınan bir figür haline geldi, Öcalan’ın iletişimi Türkiye’nin iznine tabiydi. KDP dünyanın önemli güç odaklarıyla açık ve meşru ilişkiler kurarken, PKK ancak gizli operasyonlar yürüten merkezlerle ilişki kurabiliyordu. Bu çerçevede Türkiye’nin KDP’yle ilişkisi hep sürdü. PKK ise İran ve Rusya dışında etkin bir açık destek bulamıyordu. 2000’lerin ortalarında İran’ın desteği de sıkıntıya girdi. Fakat en kötü döneminde dahi Ortadoğu’daki görünmeyen ilişkiler ağının bir parçası olarak çeşitli devletlerin örgütlü desteklerini aldı.

Askeri güç

1990’ların başında PKK’nın sayı, ateş gücü, eğitim, taktik, strateji, teçhizat-mühimmat, mücadele azmi ve savaş tecrübesi gibi konularda KDP’ye karşı üstünlüğü açıktı. Fakat 90’ların sonunda ibre tersine döndü. Öcalan’ın yakalanması sonrası örgütte hem siyasi hem de askeri çözülmeler başladı. 2003’ten sonra ise KDP, ABD ile işbirliğinin nimetlerinden yararlandı. Doğrudan yardım ve Irak ordusundan kalan malzemelerin ele geçirilmesiyle önce silah ve mühimmat açısından PKK’yı geçti. Artan insan kaynağıyla sayısal ve askeri akademiler aracılığıyla da eğitim ve taktik konularında üstünlüğü ele geçirdi. 2000’li yıllar boyunca en azından bu üstünlüklerinin bir kısmını korudu.

Siyasi güç

PKK Türkiye’deki, KDP ise Irak’taki Kürtler arasında siyasetin gündemini belirleyen ana aktördü. Fakat her ikisi de siyasi açıdan tam hâkim değildi. Türkiye’de PKK’nın siyaseten nüfuz edemediği geniş bir Kürt vatandaş kitlesi vardı. Irak’ta da KDP hem KYB’nin hem de İslamcı partilerin meydan okumasıyla karşı karşıyaydı. Üstelik 1990’ların sonlarına dek PKK’nın da güçlü bir varlık gösterdiği alanlar vardı. 2003 sonrası KDP tüm rakiplerini büyük ölçüde elimine etmişti. Buna rağmen KDP de PKK gibi hedef kitlesinin ancak yüzde 40-45’i üzerinde siyasi yönlendiriciliğe sahipti. Fakat 2004 sonrası KDP Suriye (Kamışlı), Türkiye (Güneydoğu Anadolu) ve Irak’ta (Musul’un kuzeyi) daha önce nüfuz edemediği alanlarda yönlendirici olmaya başladı. Bu dönemde gerek IKBY’de gerekse dışarıda Kürt siyasetinin ana aktörü görüntüsü çiziyordu. IKBY’nin ekonomik, güvenlik, dış ilişkiler ve parlamento gibi önemli kurumlarını kontrol altında tutarak gücünü pekiştirdi.

“2012 sonunda KDP’nin Suriye Kürtleri üzerindeki etkisi asgariye indi. PKK, Suriye’de kendisine ait bölgeler yaratarak coğrafi derinlik, yeni bir eleman havuzu, siyasi meşruiyet, ekonomik kaynaklar ve yeni silahlı mücadele alanı yarattı.”

Çözüm Süreci

KDP-Türkiye ilişkilerinde 2008’deki normalleşmeden kısa bir süre sonra Türkiye’de çözüm sürecinin ilk sinyalleri gelmeye başladı. Habur Olayı’yla kesilen ilk aşamaya KDP yoğun bir siyasi destek veriyordu. Barzani pek çok kez silahlı mücadele döneminin sona erdiğini ilan eden açıklamalar yaptı. Böylece hem Türkiye’yle yeniden yakınlaşmayı Kuzey Irak’taki Kürtlere açıklayabilecek hem de barış görüşmelerinde rol oynayarak Türkiye ve Irak’taki Kürtler arasında prestijini artıracaktı. Bu yaklaşıma AKP de destek oldu ve her iki aşamada da Barzani’nin siyasi desteğini almak ve bunu halka göstermek için elinden geleni yaptı. Ancak 2013’ten sonra Öcalan’ın başrolü kapmasıyla Barzani’nin rolü çok daha sembolik hale geldi. KDP, Suriye’den önce Türkiye’deki Kürtler arasında yönlendirici olma şansını yitirdi.

Suriye

2011’de Suriye’deki olayları KDP-PKK dengesini kökten değiştirdi. Başta PKK’nın Suriye’deki uzantısı olan PYD ve ona bağlı silahlı grupların etkinliği sınırlıydı. Fakat Kasım 2011’de KDP’ye bağlı gruplar sayı, siyasi güç, para, askeri kapasite, örgütlenme becerisi gibi konularda PYD’nin gerisinde kaldı. 2012 sonunda KDP’nin Suriye Kürtleri üzerindeki etkisi asgariye indi. PKK, Suriye’de kendisine ait bölgeler yaratarak coğrafi derinlik, YPG’ye gerek Türkiye’den gerek Suriye’den katılımlar yoluyla yeni bir eleman havuzu, siyasi meşruiyet, ekonomik kaynaklar, yeni silahlı mücadele alanı yarattı. Böylece KDP teritoryal üstünlüğünü yitirdi. KDP’ye bağlı Peşmergeler savaşmayan, maaşlı ve profesyonel olmayan hantal yapılara dönerken, PKK yeniden aktif savaş durumuna geçerek hem mobilizasyon hem de yeni bir enerji yarattı. Ayrıca Suriye’nin bazı bölgelerinde petrol ticaretinden ciddi gelirler elde etti.

IKBY’deki yeni siyasal dinamikler

2009’dan itibaren KDP IKBY’de güç yitirmeye başladı. KYB’nin zayıflaması ve “stratejik ittifak”ın sona ermesi, KDP’nin hegemonyasını sarstı. 2013’te yüzde 40 oy alan KDP bölgenin en güçlü partisi olsa da 2 yıl sonra yüzde 60’lık bloğu mecliste karşısında buldu. Bugün anayasa yapımından siyasal sisteme kadar geniş bir yelpazede KDP dışı güçler ağır basıyor. Buna karşılık KDP de kırmızı çizgiler ilan ederek üstü kapalı şekilde 2003-2013 kazanımlarını kaybederse silah kullanacağından bahsediyor. Suriye’de kaybeden, Türkiye’de varlık gösteremeyen, kendi evinde ciddi sorunlarla karşılaşan KDP’nin karşısındaki blok PKK’nın güdümünde değil, fakat aralarında bir sempati ilişkisi var.

IŞİD faktörü

IŞİD’in Haziran 2014 sonrası hamleleri KDP-PKK ilişkilerini kökten etkiledi. KDP Peşmergesi efsanesi Sincar’da çöktü. IŞİD militanlarının saldırısında Peşmergeler kaçarken, YPG’nin ilerlemesi ve tahliye operasyonunda oynadığı rol siyasi ve sembolik bir dönüşümün ilk evresiydi. IŞİD’le mücadele kapsamında KDP’nin Türkiye dahil pek çok aktörden destek aldığı ortada. Ancak KDP zaten meşru bir aktördü. Fakat Kobani’den sonra PYD-YPG-ABD ilişkisi açık bir saha üzerinde taktik ittifaka dönüştü. Artık ABD’yle doğrudan askeri ilişki kuran sadece KDP ve KYB değildi, YPG üzerinden PKK da aynı ilişkiye sahip hale geldi.

“Ortadoğu’da dengelerin ciddi ölçüde değiştiği bu dönemde PKK ve KDP arasındaki ilişkinin sessiz ve derin işbirliğine dönüşmesini beklemek gerçekçi değil.”

YPG’nin IŞİD’den “kurtardığı” Sincar’ı kanton ilan etme çabası KDP’de büyük tepki yarattı. Çünkü PYD Irak sınırlarındaki bir bölgede Suriye’deki modelini uygulamaya koyma iddiasını başlattı. Üstelik Sincar, KDP’nin Musul’daki en önemli kalelerinin başında. Ardından Kuzey Irak’taki başka alanlarda da benzer kantonların ilan edilebileceği söylemi geldi ki tartışılan alanlarından en az biri KDP’nin doğrudan etki alanı içinde. Dolayısıyla PKK’nın bu hamlesi hem Suriye hem de Irak bağlamında KDP için uzun vadeli siyasi, hatta stratejik bir meydan okuma anlamına geliyor.

Bütün bunlara PKK militanlarının özellikle Mahmur, Kerkük ve çevresinde IŞİD’le çatışmak üzere KYB üzerinden sahaya inmesi eklenince, ortaya çıkan tablo KDP’ye 1998 öncesi PKK’nın Kuzey Irak’ta oynamayı hedeflediği rolü hatırlatıyor. Böylece KDP açısından tablo, Türkiye ile yakın ilişkilerin karşısında İran’ın desteklediği IKBY’deki bir Kürt bloku ile PKK arasındaki ilişkiye dönüşebiliyor.

KDP-PKK ilişkilerindeki tabloda ibre bölgesel şartlar, IKBY’deki siyasi denge ve yeni güvenlik atmosferi çerçevesinde yeniden PKK lehine dönüyor izlenimi veriyor. Bu da iki aktör arasındaki siyasi çatışmanın karşılıklı açık bir rekabete dönüşmesine neden olabilir. Elbette bugünden yarına KDP ve PKK bayrakları birbirine saldıracak değil. Kürtler son 20 yılda siyasi ve stratejik anlamda çok tecrübelendi. Hatta IKBY’den Suriye’ye insani yardımlar, Suriye’de IŞİD’le mücadeleye Peşmerge desteği ve Iraklı Kürtlerin bağımsızlık arayışına PKK’nın söylemsel desteği gibi gelişmeler meydana gelebilir. Fakat Ortadoğu’da dengelerin ciddi ölçüde değiştiği bu dönemde iki aktör arasındaki ilişkinin sessiz ve derin işbirliğine dönüşmesini beklemek de gerçekçi değil. Çünkü son tahlilde ikisi de Kürtlerin “iç” ve “dış” self determinasyonu için projeleri olan ve bu projeleri birbiriyle hiç de uyuşmayan yapılar.Al Jezeere

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.