Haber Girişi: 31.07.2021 - 10:44, Güncelleme: 31.07.2021 - 10:44

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri
ESKİ VAN’DA KURBAN BAYRAMI ÜMİT KAYAÇELEBİ Efendim, eski yıllarda Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı arasındaki tek fark Ramazan bayramında şekerin ön planda kurban bayramında da kurban etinin ön planda olması bir farklılıktı. Yoksa arifeleri, bayramları ve bayram günü yapılanlar birinde ne ise diğerinde de aynı idi. Bu yüzden yukarıda yazdığım bayram kutlaması ile ilgili aynı şeyleri burada tekrarlamayacağım. Kurban Bayramı’nda Van halkı kendi gücü nispetinde ya tek başına koyun alır veya birkaç kişi ile ortak olarak sığır alıp kurban ederlerdi. Yani o günkü insanlar kurban kesme hususunda çok titizdiler ve kesmedikleri zaman bundan büyük üzüntü duyarlardı. Onun için şartlarını zorlayarak kurban alıp kesmeye çalışırlardı. O zamanlar kurbanlık koyun, keçi, sığırlar ulu orta yerlerde gezdirilmez ve satılmazdı. Eski Van’da kazadan, nahiyeden veya köyden gelen köylüler için onları öküz arabaları, atları, eşekleri ile kalabilecekleri han’lar özel mekânlar vardı. Bunlarla bir yerde kalınabilecek en uygun mekanlarda o zamanki Emer Ağanın, Hancı Mustafa’nın, Hancı Rıza’nın, Mehmet Emin Çelebi’nin, Seyit’in hanları idi. Köylü kurbanlıklarını buralara getirir ve kurban alıp kesmek isteyenler buraya gelir pazarlık edip kurbanlıklarını alıp götürürlerdi. Hayvanlar şehre girmedikleri için şehirde kirlenmezdi. Kurbanlığı alan kişi aldığı kurbanı yaz ise kendi bahçesine bağlar ve kurban bayramı gelinceye kadar hayvanın biraz semirmesine çalışılırdı. Gece olduğu zamanda hayvan tandır evine katılırdı. Çünkü o yıllarda hemen hemen her evde tandır ekmeği yapıldığı için her evin mutlaka bir tandır evi vardı. Kış olduğu zamanda yine hayvan orada kurban bayramına kadar yemi suyu verilerek bakımı yapılırdı. Yazın Kurban Bayramı olduğunda haliyle hayvanlar o zamanki bağ ve bahçelere salınır ve çocuklarda adeta onunla arkadaş olur oynarlardı. Hele koçların tos atması da ayrı bir şeydi. Bir yandan toslamasından korkar bir yandan hiç yanından ayrılmazdık. Kurban bayramı gelip çattığında hayvan kurban edilmek üzere götürüldüğünde hüngür hüngür ağlardık. Kurban Bayramı günü bayram namazı kılındıktan sonra doğruca ailece aile kabristanlarına gidilir ölüler ziyaret edilip kabristandan geldikten sonra kurbanlık hayvan sürüklenmeden, incitilmeden, horlanmadan adeta nazlı ve nazenin bir şekilde kesim yapılacak yere getirilirdi. Kesim yapılacak yerde ufacık bir çukur açılarak hayvan kesildikten sonra kanının burada toplanarak etrafa yayılması önlenirdi. Ve kesim mutlaka bağ ve bahçelerde yapılırdı. Böyle şimdiki gibi caddede, sokakta, beton yollarda kesim olmazdı. Hatta o esnada kadınlar ve çocuklar bile yaklaştırılmazdı kesim yapılan yere. Önce Kurban sahibi kasaba vekâlet verir ve ondan sonra orada hazır bulunan cemaat hayvanın gözleri bağlandıktan sonra ve usulü dairesinde yere yatılıp yüzü de kıbleye getirilir ve başı da o açılan ufak çukura denk getirilirdi. Hazır bulunanlar tekbir getirirler ve ondan sonra kasap besmele ile hayvanı boğazlardı ve bırakırdı. Hayvan deprendikçe Başından akan kanlar açılan çukura dökülürdü. Ve iyice bekledikten sonra yüzülür ve evden getirilen bakır sinilere, kaplara hayvanın etleri bırakılırken ayrı bir yere de Kelle, pepik, mumbar da ayrı bir yere bırakılırdı. Bazen ev sahibi kelle ve sakatatı istemez kasaba verirdi ve kasap vazifesini yaptıktan sonra ücreti verilerek gönderilirdi. Hatta o zamanlar kasaplar ekseriyetle para almaz ve hayvanın derisini isterlerdi Böylece kurban sahibi ile helalleşmiş olurlardı. Kasap gittikten sonra etler genelde üçe bölünürdü. Bir hisse ev sahibine, bir hisse, komşulara, bir hissede bayram günü kapıya gelecek ihtiyaç sahibi fakirlere sunulurdu. Yani ben kestim ben yiyeyim denilmezdi. Etlerde dağıtılırken işte yağlı tarafı kemikli tarafı komşulara ve fakirlere vereyim iyi tarafı da bana kalsın gibi bir düşüncede kimse olmazdı. Etler Allahın rızasına uygun bir şekilde dağıtılırdı. Daha kurban kesilmeden önce ocak yandığı için hayvanın etleri kazanda pişirilirdi. Bu arada hayvanın kuyruk tarafında olan yağları hemen pişirilerek sofraya gelirdi. Çıtıt çıtır olan bu kuyruk tarafından pişirilen tarafa da bu yörede’ Cızlığ’ denirdi ve biz çocuklarda o sabah kahvaltıda büyüklerle birlikte kemali afiyetle cızlık yerdik. Böylelikle kurban kesimi bittikten sonra herkes kahvaltısını yaptıktan sonra Kurban Bayramı kutlamalarına geçilirdi. İşte bir zamanlar Van’da böyleydi bayramlar diyerek  ‘Van’da eski bayramlar’ şiirimizle son noktayı koyalım. ************* Bayram havasını yaşardı yöre Çok güzeldi Van’da eski bayramlar   Bizim mehle insanlarla kaynardı Çocuklar melikan, kupa oynardı Kimisi de sinemaya koşardı Çok güzeldi Van’da eski bayramlar   Toprak evler tertemizdi her zaman Hele bayramlarda görseydin aman Misafirle kaynayıp taşardı her an Çok güzeldi Van’da eski bayramlar   Nenem bize ayran aşı yapardı Hane halkı kaşıkları kapardı Tuzlu balık sofraya tat katardı Çok güzeldi Van’da eski bayramlar   Nerde o eski bayramlar nerde? Bütün güzellikler kaldı mazide Toprak damlı bizim o eski evde Çok güzeldi Van’da eski bayramlar   GEÇMİŞİN İZİNDE TUNCER SAVCI Zemheri ortasında; karlı ve soğuk günlerin akşamlarında köyün gençleri bir araya gelir vakit geçirmek için çeşitli oyunlar, eğlenceler, söylenceler düzenlerlerdi. Kış aylarında vakit geçirmek için her gün bir evde toplanırlar ve aralarında iş bölümü yaparlardı. Birisi sobada çay demler, birileri ellibir oynar, ev sahibi de ardiyeden çaydanlıkta köy şurubu ikram ederdi misafirlerine. Gaz lambası isli ışığı aydınlatırken odayı, pencere aralıklarından içeriye sızan rüzgâr esintisiyle lambanın fitili ipildeyip dururdu. Sobanın harareti sönmüş kendi halinde içten içe yanardı. Pisinin keyfini sedirin altından deliğine kaçan köy faresi bölerdi. Sobanın üzerinde cısıldayan çaydanlık çoktan bitmiş olup çatıdan indirilen üzüm kurusu salkımları kış meyvesi olurdu gençlere. Günlerce yolun kapalı oluşundan, köye ne sebze gelir ne de aydınlanmak için gaz kalırdı. Yollar açılacak da.... tanker gelecek de ....gaz alınacakta epeyce uzunca bir iş..... Yarın saya gezmesi yapılacağında köy çocuklarını da ayrı bir heyecan sarardı. Saya gezmesi buralarda kışın yapılan geleneksel bir köylü oyunlarındandı. Gündüz çocuklar kapı kapı gezerek bulgur ve para toplar sonrasında dükkânda bozdurarak harcarlardı. Belki de çocukların eline ilk defa bu kadar çokça para geçerdi. Bu heyecanı yaşayanlardan birisi de Kocaların en küçük oğlu Gökhan idi. Akşamdan bulgur torbasını hazırladı. Torbanın delik olup olmadığını anasına kontrol ettirdi. Yarın erkenden kalkacak yukarı mahalle çocuklarıyla ev ev gezecekti. Gözüne uyku girmedi, bir an evvel sabah olsa da sayaya çıksaydı. Sabah erkencecik kalktı. Gızkın kömbesini cebine koyarak çayını bile içmeden çıktı ortalığa. Öncelikle kendisini çok seven evlere gitmekti. Daha fazla birkaç tepsi bulgur veren kişilerden başlayacaktı. Aşağılardan demircilerden başladı. Demircinin avradı her seferinde çokça bulgur doldururdu torbaya. Öylede yaptı. İyi bir başlangıçla sevinerek yöneldi evlere. Kirveleri Gırca Mustafaların Kapıyı çaldı içeriden Gırcaların Avradı açtı kapıyı. Bolca torbasını doldurdu. Sevine sevine ortalıktan ivezlere oradan Nazmiyeleri sıraladı. Köyün ortalığında birçok çocukla karşılaştı. Kimisi bulguru satmış bakkala, kimisi de sakız, balon gofret, sucuk ve büskevit almış yiyorlardı. -Oğlum ben yarıladım, sen daha yeni mi çıktın? -Ben parada aldım laa. Hem de beş lira. -Onbaşı Bayram bulgur almıyor. Hüseyin emmi alıyor herhal... -Trafik emmi de artık almıyor. Köyün hemen hemen her evini dolaştı. Kimisini evde bulamadı. Kimisinin de evde bulguru olmadığı için boş döndü. Öğleye kadar torbayı yarılamıştı. Biran evvel dükkana gidip bulguru hemen satmaktı amacı. Bakkal Hüseyin emmiye gitti. Bulguru tarttırdı. Tam iki çinik geldi. Kendini mutlu hissetti. Hepsine sucuk, gofret, cıbık kraker aldı ..yiye yiye evine gitti. Akşamki gençlerin günü, saya akşamında başlardı. Dünkü gençler bugün için planlarını çoktan yapmışlardı. Köylü gençler, kılıktan kılığa girerek değişik kostümlerle kendilerini tanınmayacak bir hale sokarlardı. Gecenin ayazıyla başlayan bu ritüel, bulgur, tavukları herhangi bir evde pişirilerek giderdi.. Çan ve teneke sesleri köyün her tarafında yankılanırdı. Gümbür gümbür ev balkonlarındaki gürültü depreşmeleriyle dış kapının açılması zorlanırdı. Herkes farklı kılıkta olduğu için kimse tanımaz. Şaşkınlarını dile getirirlerdi. -Ayy sen kimsin bir bakayım hele. Kocakarı kılığında elinde kirmeni, büyükçe gözlüğüyle onbaşının Ersinmiş keleee. -Bıyıklı foterli kaba sakal kim. Valla tanıyamadım. -Saya geldi saya .Bir oyun bir halay.... Darbukanın dumdu mu? Sonunda bütün köy gezilir. Hasılat hesaplanır ortaya dökülürdü. -Beş tavuk, dört çinik bulgur, beş litre köy şurubu. Sabah olmazdı artık. Çalgılar, oyunlar, halaylar, sızmalar... Yavaş yavaş evlere dağılmayla bir saya da böyle geçip giderdi.   GURBET İÇRE BİR DÜNYA MUHAMMET BARAN ASLAN Güle alev düştü gönlüme  sevda... zaman ki ruhumda bir ıssız durak! maşuku göklerin düştü yâdıma acaba şu feza bundan mı berrak?   Etime batıyor kendi elimle kendi etlerimden dövdüğüm bıçak bu dava kamburum oldu ömrümce namümkün bu arzda şifayab olmak   Yedi cihan içre yedi kul yanar kimisi kör kütük, kimisi aksak derya dahi meşke gelip alır har bu yürekler ıssız, bu eller kurak!   Dünya gurbetlikmiş anladım Ya Hak öz vatanım makber yolundan ırak beşeriyet insanlıktan çok uzak ömür bir işkence, mevt ise şafak!   AŞKIMIZ PINAR ŞİNEL BİRİNCİ Gözlerin, ah gözlerin beni benden alan gözlerin benden alıp bir bakışına sonsuz hülyalara salan gözlerin   Senelerin özlemi bu, tarifsiz hasreti patlayıp dışa vurdu, taştı sel gibi aştı bendini de, kavurdu kor eyledi ah, böyle bitmemeliydi   Yandı, içimiz yandı, kordan alevdi ikimiz yandık /gördüm, gördük ne duvarlar ördük o gözyaşlarımızla sustuk, bizi kimse anlamadı...   O alevli, üzgün tükenen halimizi aşkımızı, sevdamızı, umudumuzu bilmediler… kıydılar, ayırdı kader bizi   Olsun elden ne gelir, Bu da yeter,  ya da yetmeli belki yakar yakar ama geçer sustuk sonra birlikte susuştuk artık herkes yoluna gitmeli   Olsun dedim, olsun ey yâr bir aşk için bu kadar ölmemeli, öğrendim ben, yaşarken sensiz bu kalp attıkça yüreğim biliyor seni azıcık, azıcık sevmeli....   GÜLLERLE SÜSLENMİŞ KADINLAR ÖZCAN ALTAY Gün batımıyla başladı her şey ölüler terledi, diriler serinledi bir kadın, boyuna dövüldü sokakta bir adam, bıyıklarını burdu aynı sokakta   Gün batımıyla başladı her şey Bir çocuk bıçak kullanmayı öğrendi Bir köpek taciz edildi sokak ortasında Bir esnaf işçisine elli lira avans verdi   Gün batımıyla başladı her şey oyuklardan sular boşaldı fırıncılar bedava ekmek dağıttı bir çocuk boyuna güldü   Gün batımıyla bitti her şey bir demet çiçek sokağa atıldı bir kadın güllerle süslendi tahtalar konuldu güller üstüne   Gün batımıyla bitti her şey sazlıklar kuşlarla doldu bir adam boyuna kum taşıdı sazlıklara kuşlar uçmuyorlardı sevincinden   Gün batımıyla bitti her şey tırlarla taşındı kuşlar torbalar konuldu dere yataklarına bir kadın sokakta gazete ile örtündü   Gün battı, gün doğdu yenilenler kışlalardan ayrıldı sokaklar kadınlarla doldu gazetelerle örtündü kadınlar   Gün battı, gün doğdu çiçekler konuldu mermerlerin yanına kravatlar takıldı, aynalara bakıldı gazetelere okunmayacak haberler yazıldı   Çiçeklerle süslendi tahtalar arabalar geçti sokaklardan gazetelerin yazılarına kan bulaştı sokaklarında memleketimin.   BİR GÜLÜ OLMALI GÖNÜL ESVEDİ Bir gülü olmalı insanın bahar kokulu, anne kokulu yapmacıklık, ikiyüzlülük nedir bilmeyen samimi bir gülü olmalı kokusu gönlüne dokunan…   Hayat adına bir nebze umudun dahi kalmadığı bu alemde, dikenlerinde yaşam bulduğu bir gülü olmalı insanın her gün özlemini doya doya koklayabileceği kayıp yanlarını bulduğu gönül açlığını doyurduğu, uçurumun kenarındayken bile dikenine tutunduğu bir gülü olmalı   Yanındayken bile hasret çekmeli çocukça sevmeli evet bir gülü olmalı insanın hem de siyah bir gülü ömrünü tamamlamaya ant içtiği ondan gayrısına körlüğü seçtiği kendini ekip, kendini biçtiği siyah bir gülü olmalı   Yüreği, ekildiği toprağından başka bir yerde yeşermeyen hem değil miydi siyah, ait olmayan her ruhun üzerine ince bir çizgi başka hayatlara teslimiyet perdesi   Siyah bir gülü olmalı insanın karamsar düşüncelerin değil masumluğunu kaybetmemiş yanlışa kızıp da çekip gitmeyen anne yüreğindeki evlat gibi yarınlarını sensiz düşünemediği bir gülü olmalı   Bir gülü olmalı insanın olur olmaz sancılarını dindirdiği gamzesine gömülmek isteyeceğin gül gibi / bir gülü olmalı.   ANILARIM BİRSEN EKER Sessizce yazıyorum senden kalan içi boş anıları seninle olan zamanlar ne meyve verdi, ne bir tomurcuk hep senin sayende bu umutsuzluk kırıntıları   Bak her yer papatya bahçesi ardında ben toplayıp durdum hayal kırıklıkları hayat, insanlar hep aynı sorup durmuşsun benden kalanları   Sendeki kalp sarsıntısı zannetme sen mıhladın kalbimi sensizde yazıyorum ben güzel anıları anılarımı…   MASA M. FURKAN DEMİRADAM Gülseydin, kazanırdım zafer çiçekleriyle açardım yüzünün o ulaşılmaz kapılarını susmasaydın, kazanırdım mağlubum, binlerce defa…   Sana gelirken, daha yoldayken mağlubum sana, yüzünün o ince ovalarına sığınacaktım ceviz ağaçları bulaşacaktı saçlarıma çok saygın bir adammışım gibi durup karşında saçlarını öpecektim milyon defa vurularak   Gülseydin, kazanırdım; günah ellerim, sönük masalarım; ardımıza bakıp şehirleri yakıyorum geri gelmemek üzere sözler çıkıyor dudaklarımdan; bir daha söylenmemek üzere; susmasaydın, kazanırdım...   Gülüşün içime demokrasi kirpiklerin yaşayan bütün metropoller... SEN RUKEN GÖREN Bir akşamüstü rastladım sana Buluştu gözlerimiz bir anda Alışmadı dünya bu duruma Güneş ol da doğdun sabahıma   Hüzünlü geçerken fani ömrüm Bir düş idi sanki gördüğüm Vaktimi senle doldurur oldum Gelişin tohum oldu umuduma   Bir sen duyardın feryadımı Bir sen çekerdin kahrımı Kopardım takvim yapraklarını Gittiğin gün dur dedim zamanıma   Ahh! Bir görseydin bendeki seni Kurduğum sen dolu hayallerimi Bir dinleseydin çarpan kalbimi Bırakıp gitmeyecektin beni bir başıma   Sanma ki unuttum seni Yokluğun bir hayli yordu beni Lâkin sana olan hasretimi Düşürmedim ele ayağa   Hani olur ya çıkıp gelirsen bir gün Güneşli bir bahar havası olsun Elinde bir papatya gün dursun Yahut soğuk bir kışın ayazında   En sevdiğimiz şiir kitabıyla Gel ve hiçbir şey sormadan sarıl bana.
Van Gölü İncileri

ESKİ VAN’DA KURBAN BAYRAMI

ÜMİT KAYAÇELEBİ

Efendim, eski yıllarda Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı arasındaki tek fark Ramazan bayramında şekerin ön planda kurban bayramında da kurban etinin ön planda olması bir farklılıktı. Yoksa arifeleri, bayramları ve bayram günü yapılanlar birinde ne ise diğerinde de aynı idi. Bu yüzden yukarıda yazdığım bayram kutlaması ile ilgili aynı şeyleri burada tekrarlamayacağım.

Kurban Bayramı’nda Van halkı kendi gücü nispetinde ya tek başına koyun alır veya birkaç kişi ile ortak olarak sığır alıp kurban ederlerdi. Yani o günkü insanlar kurban kesme hususunda çok titizdiler ve kesmedikleri zaman bundan büyük üzüntü duyarlardı. Onun için şartlarını zorlayarak kurban alıp kesmeye çalışırlardı. O zamanlar kurbanlık koyun, keçi, sığırlar ulu orta yerlerde gezdirilmez ve satılmazdı. Eski Van’da kazadan, nahiyeden veya köyden gelen köylüler için onları öküz arabaları, atları, eşekleri ile kalabilecekleri han’lar özel mekânlar vardı. Bunlarla bir yerde kalınabilecek en uygun mekanlarda o zamanki Emer Ağanın, Hancı Mustafa’nın, Hancı Rıza’nın, Mehmet Emin Çelebi’nin, Seyit’in hanları idi.

Köylü kurbanlıklarını buralara getirir ve kurban alıp kesmek isteyenler buraya gelir pazarlık edip kurbanlıklarını alıp götürürlerdi. Hayvanlar şehre girmedikleri için şehirde kirlenmezdi. Kurbanlığı alan kişi aldığı kurbanı yaz ise kendi bahçesine bağlar ve kurban bayramı gelinceye kadar hayvanın biraz semirmesine çalışılırdı. Gece olduğu zamanda hayvan tandır evine katılırdı. Çünkü o yıllarda hemen hemen her evde tandır ekmeği yapıldığı için her evin mutlaka bir tandır evi vardı. Kış olduğu zamanda yine hayvan orada kurban bayramına kadar yemi suyu verilerek bakımı yapılırdı.

Yazın Kurban Bayramı olduğunda haliyle hayvanlar o zamanki bağ ve bahçelere salınır ve çocuklarda adeta onunla arkadaş olur oynarlardı. Hele koçların tos atması da ayrı bir şeydi. Bir yandan toslamasından korkar bir yandan hiç yanından ayrılmazdık. Kurban bayramı gelip çattığında hayvan kurban edilmek üzere götürüldüğünde hüngür hüngür ağlardık. Kurban Bayramı günü bayram namazı kılındıktan sonra doğruca ailece aile kabristanlarına gidilir ölüler ziyaret edilip kabristandan geldikten sonra kurbanlık hayvan sürüklenmeden, incitilmeden, horlanmadan adeta nazlı ve nazenin bir şekilde kesim yapılacak yere getirilirdi.

Kesim yapılacak yerde ufacık bir çukur açılarak hayvan kesildikten sonra kanının burada toplanarak etrafa yayılması önlenirdi. Ve kesim mutlaka bağ ve bahçelerde yapılırdı. Böyle şimdiki gibi caddede, sokakta, beton yollarda kesim olmazdı. Hatta o esnada kadınlar ve çocuklar bile yaklaştırılmazdı kesim yapılan yere.

Önce Kurban sahibi kasaba vekâlet verir ve ondan sonra orada hazır bulunan cemaat hayvanın gözleri bağlandıktan sonra ve usulü dairesinde yere yatılıp yüzü de kıbleye getirilir ve başı da o açılan ufak çukura denk getirilirdi. Hazır bulunanlar tekbir getirirler ve ondan sonra kasap besmele ile hayvanı boğazlardı ve bırakırdı. Hayvan deprendikçe Başından akan kanlar açılan çukura dökülürdü. Ve iyice bekledikten sonra yüzülür ve evden getirilen bakır sinilere, kaplara hayvanın etleri bırakılırken ayrı bir yere de Kelle, pepik, mumbar da ayrı bir yere bırakılırdı.

Bazen ev sahibi kelle ve sakatatı istemez kasaba verirdi ve kasap vazifesini yaptıktan sonra ücreti verilerek gönderilirdi. Hatta o zamanlar kasaplar ekseriyetle para almaz ve hayvanın derisini isterlerdi Böylece kurban sahibi ile helalleşmiş olurlardı. Kasap gittikten sonra etler genelde üçe bölünürdü. Bir hisse ev sahibine, bir hisse, komşulara, bir hissede bayram günü kapıya gelecek ihtiyaç sahibi fakirlere sunulurdu. Yani ben kestim ben yiyeyim denilmezdi. Etlerde dağıtılırken işte yağlı tarafı kemikli tarafı komşulara ve fakirlere vereyim iyi tarafı da bana kalsın gibi bir düşüncede kimse olmazdı. Etler Allahın rızasına uygun bir şekilde dağıtılırdı.

Daha kurban kesilmeden önce ocak yandığı için hayvanın etleri kazanda pişirilirdi. Bu arada hayvanın kuyruk tarafında olan yağları hemen pişirilerek sofraya gelirdi. Çıtıt çıtır olan bu kuyruk tarafından pişirilen tarafa da bu yörede’ Cızlığ’ denirdi ve biz çocuklarda o sabah kahvaltıda büyüklerle birlikte kemali afiyetle cızlık yerdik. Böylelikle kurban kesimi bittikten sonra herkes kahvaltısını yaptıktan sonra Kurban Bayramı kutlamalarına geçilirdi. İşte bir zamanlar Van’da böyleydi bayramlar diyerek  ‘Van’da eski bayramlar’ şiirimizle son noktayı koyalım.

*************

Bayram havasını yaşardı yöre

Çok güzeldi Van’da eski bayramlar

 

Bizim mehle insanlarla kaynardı

Çocuklar melikan, kupa oynardı

Kimisi de sinemaya koşardı

Çok güzeldi Van’da eski bayramlar

 

Toprak evler tertemizdi her zaman

Hele bayramlarda görseydin aman

Misafirle kaynayıp taşardı her an

Çok güzeldi Van’da eski bayramlar

 

Nenem bize ayran aşı yapardı

Hane halkı kaşıkları kapardı

Tuzlu balık sofraya tat katardı

Çok güzeldi Van’da eski bayramlar

 

Nerde o eski bayramlar nerde?

Bütün güzellikler kaldı mazide

Toprak damlı bizim o eski evde

Çok güzeldi Van’da eski bayramlar

 

GEÇMİŞİN İZİNDE

TUNCER SAVCI

Zemheri ortasında; karlı ve soğuk günlerin akşamlarında köyün gençleri bir araya gelir vakit geçirmek için çeşitli oyunlar, eğlenceler, söylenceler düzenlerlerdi. Kış aylarında vakit geçirmek için her gün bir evde toplanırlar ve aralarında iş bölümü yaparlardı. Birisi sobada çay demler, birileri ellibir oynar, ev sahibi de ardiyeden çaydanlıkta köy şurubu ikram ederdi misafirlerine.

Gaz lambası isli ışığı aydınlatırken odayı, pencere aralıklarından içeriye sızan rüzgâr esintisiyle lambanın fitili ipildeyip dururdu. Sobanın harareti sönmüş kendi halinde içten içe yanardı. Pisinin keyfini sedirin altından deliğine kaçan köy faresi bölerdi. Sobanın üzerinde cısıldayan çaydanlık çoktan bitmiş olup çatıdan indirilen üzüm kurusu salkımları kış meyvesi olurdu gençlere. Günlerce yolun kapalı oluşundan, köye ne sebze gelir ne de aydınlanmak için gaz kalırdı. Yollar açılacak da.... tanker gelecek de ....gaz alınacakta epeyce uzunca bir iş.....

Yarın saya gezmesi yapılacağında köy çocuklarını da ayrı bir heyecan sarardı. Saya gezmesi buralarda kışın yapılan geleneksel bir köylü oyunlarındandı. Gündüz çocuklar kapı kapı gezerek bulgur ve para toplar sonrasında dükkânda bozdurarak harcarlardı. Belki de çocukların eline ilk defa bu kadar çokça para geçerdi. Bu heyecanı yaşayanlardan birisi de Kocaların en küçük oğlu Gökhan idi. Akşamdan bulgur torbasını hazırladı. Torbanın delik olup olmadığını anasına kontrol ettirdi. Yarın erkenden kalkacak yukarı mahalle çocuklarıyla ev ev gezecekti. Gözüne uyku girmedi, bir an evvel sabah olsa da sayaya çıksaydı. Sabah erkencecik kalktı. Gızkın kömbesini cebine koyarak çayını bile içmeden çıktı ortalığa. Öncelikle kendisini çok seven evlere gitmekti. Daha fazla birkaç tepsi bulgur veren kişilerden başlayacaktı. Aşağılardan demircilerden başladı. Demircinin avradı her seferinde çokça bulgur doldururdu torbaya. Öylede yaptı. İyi bir başlangıçla sevinerek yöneldi evlere. Kirveleri Gırca Mustafaların Kapıyı çaldı içeriden Gırcaların Avradı açtı kapıyı. Bolca torbasını doldurdu. Sevine sevine ortalıktan ivezlere oradan Nazmiyeleri sıraladı.

Köyün ortalığında birçok çocukla karşılaştı. Kimisi bulguru satmış bakkala, kimisi de sakız, balon gofret, sucuk ve büskevit almış yiyorlardı.

-Oğlum ben yarıladım, sen daha yeni mi çıktın?

-Ben parada aldım laa. Hem de beş lira.

-Onbaşı Bayram bulgur almıyor. Hüseyin emmi alıyor herhal...

-Trafik emmi de artık almıyor.

Köyün hemen hemen her evini dolaştı. Kimisini evde bulamadı. Kimisinin de evde bulguru olmadığı için boş döndü. Öğleye kadar torbayı yarılamıştı. Biran evvel dükkana gidip bulguru hemen satmaktı amacı. Bakkal Hüseyin emmiye gitti. Bulguru tarttırdı. Tam iki çinik geldi. Kendini mutlu hissetti. Hepsine sucuk, gofret, cıbık kraker aldı ..yiye yiye evine gitti. Akşamki gençlerin günü, saya akşamında başlardı. Dünkü gençler bugün için planlarını çoktan yapmışlardı. Köylü gençler, kılıktan kılığa girerek değişik kostümlerle kendilerini tanınmayacak bir hale sokarlardı. Gecenin ayazıyla başlayan bu ritüel, bulgur, tavukları herhangi bir evde pişirilerek giderdi.. Çan ve teneke sesleri köyün her tarafında yankılanırdı. Gümbür gümbür ev balkonlarındaki gürültü depreşmeleriyle dış kapının açılması zorlanırdı. Herkes farklı kılıkta olduğu için kimse tanımaz. Şaşkınlarını dile getirirlerdi.

-Ayy sen kimsin bir bakayım hele. Kocakarı kılığında elinde kirmeni, büyükçe gözlüğüyle onbaşının Ersinmiş keleee.

-Bıyıklı foterli kaba sakal kim. Valla tanıyamadım.

-Saya geldi saya .Bir oyun bir halay.... Darbukanın dumdu mu?

Sonunda bütün köy gezilir. Hasılat hesaplanır ortaya dökülürdü.

-Beş tavuk, dört çinik bulgur, beş litre köy şurubu. Sabah olmazdı artık. Çalgılar, oyunlar, halaylar, sızmalar... Yavaş yavaş evlere dağılmayla bir saya da böyle geçip giderdi.

 

GURBET İÇRE BİR DÜNYA

MUHAMMET BARAN ASLAN

Güle alev düştü gönlüme  sevda...

zaman ki ruhumda bir ıssız durak!

maşuku göklerin düştü yâdıma

acaba şu feza bundan mı berrak?

 

Etime batıyor kendi elimle

kendi etlerimden dövdüğüm bıçak

bu dava kamburum oldu ömrümce

namümkün bu arzda şifayab olmak

 

Yedi cihan içre yedi kul yanar

kimisi kör kütük, kimisi aksak

derya dahi meşke gelip alır har

bu yürekler ıssız, bu eller kurak!

 

Dünya gurbetlikmiş anladım Ya Hak

öz vatanım makber yolundan ırak

beşeriyet insanlıktan çok uzak

ömür bir işkence, mevt ise şafak!

 

AŞKIMIZ

PINAR ŞİNEL BİRİNCİ

Gözlerin, ah gözlerin

beni benden alan gözlerin

benden alıp bir bakışına

sonsuz hülyalara salan gözlerin

 

Senelerin özlemi bu, tarifsiz hasreti

patlayıp dışa vurdu, taştı sel gibi

aştı bendini de, kavurdu kor eyledi

ah, böyle bitmemeliydi

 

Yandı, içimiz yandı, kordan alevdi

ikimiz yandık /gördüm, gördük

ne duvarlar ördük o gözyaşlarımızla

sustuk, bizi kimse anlamadı...

 

O alevli, üzgün tükenen halimizi

aşkımızı, sevdamızı, umudumuzu

bilmediler… kıydılar, ayırdı kader bizi

 

Olsun elden ne gelir,

Bu da yeter,  ya da yetmeli

belki yakar yakar ama geçer

sustuk sonra birlikte susuştuk

artık herkes yoluna gitmeli

 

Olsun dedim, olsun ey yâr

bir aşk için bu kadar ölmemeli,

öğrendim ben, yaşarken sensiz

bu kalp attıkça yüreğim biliyor

seni azıcık, azıcık sevmeli....

 

GÜLLERLE SÜSLENMİŞ KADINLAR

ÖZCAN ALTAY

Gün batımıyla başladı her şey

ölüler terledi, diriler serinledi

bir kadın, boyuna dövüldü sokakta

bir adam, bıyıklarını burdu aynı sokakta

 

Gün batımıyla başladı her şey

Bir çocuk bıçak kullanmayı öğrendi

Bir köpek taciz edildi sokak ortasında

Bir esnaf işçisine elli lira avans verdi

 

Gün batımıyla başladı her şey

oyuklardan sular boşaldı

fırıncılar bedava ekmek dağıttı

bir çocuk boyuna güldü

 

Gün batımıyla bitti her şey

bir demet çiçek sokağa atıldı

bir kadın güllerle süslendi

tahtalar konuldu güller üstüne

 

Gün batımıyla bitti her şey

sazlıklar kuşlarla doldu

bir adam boyuna kum taşıdı sazlıklara

kuşlar uçmuyorlardı sevincinden

 

Gün batımıyla bitti her şey

tırlarla taşındı kuşlar

torbalar konuldu dere yataklarına

bir kadın sokakta gazete ile örtündü

 

Gün battı, gün doğdu

yenilenler kışlalardan ayrıldı

sokaklar kadınlarla doldu

gazetelerle örtündü kadınlar

 

Gün battı, gün doğdu

çiçekler konuldu mermerlerin yanına

kravatlar takıldı, aynalara bakıldı

gazetelere okunmayacak haberler yazıldı

 

Çiçeklerle süslendi tahtalar

arabalar geçti sokaklardan

gazetelerin yazılarına kan bulaştı

sokaklarında memleketimin.

 

BİR GÜLÜ OLMALI

GÖNÜL ESVEDİ

Bir gülü olmalı insanın

bahar kokulu, anne kokulu

yapmacıklık, ikiyüzlülük nedir bilmeyen

samimi bir gülü olmalı

kokusu gönlüne dokunan…

 

Hayat adına bir nebze umudun

dahi kalmadığı bu alemde,

dikenlerinde yaşam bulduğu

bir gülü olmalı insanın her gün

özlemini doya doya koklayabileceği

kayıp yanlarını bulduğu

gönül açlığını doyurduğu,

uçurumun kenarındayken bile

dikenine tutunduğu bir gülü olmalı

 

Yanındayken bile hasret çekmeli

çocukça sevmeli

evet bir gülü olmalı insanın

hem de siyah bir gülü

ömrünü tamamlamaya ant içtiği

ondan gayrısına körlüğü seçtiği

kendini ekip, kendini biçtiği

siyah bir gülü olmalı

 

Yüreği, ekildiği toprağından başka

bir yerde yeşermeyen

hem değil miydi siyah, ait olmayan

her ruhun üzerine ince bir çizgi

başka hayatlara teslimiyet perdesi

 

Siyah bir gülü olmalı insanın

karamsar düşüncelerin değil

masumluğunu kaybetmemiş

yanlışa kızıp da çekip gitmeyen

anne yüreğindeki evlat gibi

yarınlarını sensiz düşünemediği

bir gülü olmalı

 

Bir gülü olmalı insanın

olur olmaz sancılarını dindirdiği

gamzesine gömülmek isteyeceğin

gül gibi / bir gülü olmalı.

 

ANILARIM

BİRSEN EKER

Sessizce yazıyorum

senden kalan içi boş anıları

seninle olan zamanlar

ne meyve verdi, ne bir tomurcuk

hep senin sayende

bu umutsuzluk kırıntıları

 

Bak her yer papatya bahçesi

ardında ben toplayıp durdum

hayal kırıklıkları

hayat, insanlar hep aynı

sorup durmuşsun benden kalanları

 

Sendeki kalp sarsıntısı

zannetme sen mıhladın kalbimi

sensizde yazıyorum ben güzel anıları

anılarımı…

 

MASA

M. FURKAN DEMİRADAM

Gülseydin, kazanırdım

zafer çiçekleriyle açardım

yüzünün o ulaşılmaz kapılarını

susmasaydın, kazanırdım

mağlubum, binlerce defa…

 

Sana gelirken,

daha yoldayken mağlubum sana,

yüzünün o ince ovalarına sığınacaktım

ceviz ağaçları bulaşacaktı saçlarıma

çok saygın bir adammışım gibi

durup karşında

saçlarını öpecektim

milyon defa vurularak

 

Gülseydin, kazanırdım;

günah ellerim, sönük masalarım;

ardımıza bakıp şehirleri yakıyorum

geri gelmemek üzere

sözler çıkıyor dudaklarımdan;

bir daha söylenmemek üzere;

susmasaydın, kazanırdım...

 

Gülüşün içime demokrasi

kirpiklerin

yaşayan bütün metropoller...

SEN

RUKEN GÖREN

Bir akşamüstü rastladım sana

Buluştu gözlerimiz bir anda

Alışmadı dünya bu duruma

Güneş ol da doğdun sabahıma

 

Hüzünlü geçerken fani ömrüm

Bir düş idi sanki gördüğüm

Vaktimi senle doldurur oldum

Gelişin tohum oldu umuduma

 

Bir sen duyardın feryadımı

Bir sen çekerdin kahrımı

Kopardım takvim yapraklarını

Gittiğin gün dur dedim zamanıma

 

Ahh! Bir görseydin bendeki seni

Kurduğum sen dolu hayallerimi

Bir dinleseydin çarpan kalbimi

Bırakıp gitmeyecektin beni bir başıma

 

Sanma ki unuttum seni

Yokluğun bir hayli yordu beni

Lâkin sana olan hasretimi

Düşürmedim ele ayağa

 

Hani olur ya çıkıp gelirsen bir gün

Güneşli bir bahar havası olsun

Elinde bir papatya gün dursun

Yahut soğuk bir kışın ayazında

 

En sevdiğimiz şiir kitabıyla

Gel ve hiçbir şey sormadan sarıl bana.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.