Köşe Yazıları (İHA) - İhlas Haber Ajansı | Haber Girişi: 20.05.2013 - 08:25, Güncelleme: 15.10.2020 - 08:18

Huzuru Arayan Memleketim

 

Huzuru Arayan Memleketim

Bizim neslimiz azda olsa bu coğrafyanın huzur dolu günlerini yaşamıştı. Mis kokan dağlarındaki engin yaylalarının sabah ayazını ve kızgın öğlen güneşini tüm şiddetiyle ensemizde hissetmiştik biraz... Oysa bugün yaylanın ne demek olduğundan bihaber koca bir nesil yetişti.Bu neslin bir diğer şanssızlığı da yaşadıkları bölge itibariyle, asla normal bir günün sabahında uyanamamış olmalarıdır.Türkiye'nin nispeten en huzurlu olduğu seksenli yılların başlarında, belki bölgede bunca yatırım ve modern imkânlar yoktu ama o yıllardan sonra anladık ki huzur, güven, sükûnet her şeye bedelmiş. Hiç unutmam, o zamanlar Van Gölü sahilleri (Edremit, Kadembas) turistlerin günlerce konakladıkları, çadır kampinglerle dolardı hep. O yıllarda elime geçen eski bir takvim yaprağının arka yüzünde ''Van kentinin güzelliği'' adlı bir yazı okumuştum. Yazıda uzun uzun Van'ın güzellikleri anlatıldıktan sonra Fransız bir fotoğrafçının her yıl yaz aylarında Van'a gelip çektiği 'Van manzaralarını' kartpostala dönüştürüp Avrupa da sattığından bahsediliyordu… Yine o yıllardan aklımda kalan ilginç bir şey de Van caddelerinde çift katlı otobüslerin otellere turist taşımasıydı.Bu insanları onca uzak diyarlardan Van'a çeken temel etken, muhteşem doğasının yanında içinde bulunduğu huzur ve güven ortamıyla sıcak misafirperver halkıydı. Öyle ki Beşiktaş bile o yıllarda sezon hazırlık kampını Van'da yapmıştı.Ne yazık ki çok uzun sürmedi, süremedi o güzel günler…Huzursuz geçen yıllara ait dile getirilen istatistikler gerçekten korkunç. Fakat beni en çok düşündüren şey, telaffuz edilen 600 milyar dolar! Yeniden inşa edilen Van'a bile 5 milyar lira harcanmışken bu rakam gerçekten bölgenin ve genelde de ülkenin neler kaybettiğinin sadece maddi boyutun anlatması açısından çok önemlidir.       Bu kaos ortamının şüphesiz tüm bölgeye zararı oldu fakat Van' a, sanılandan yada hissedilenden çok daha fazla darbe vurdu. Bölgeden göç eden 3 milyonu aşkın insan hep batıya göç etmedi. Nispeten daha sakin ve iş bulma olasılığının daha fazla olduğu Van'a da bir daha geri dönmemek üzere yerleşenler oldu. Böylece bir zamanlar üretici olan büyük bir insan güruhu, hem tüketici oldu hem de işsizliğin, gurbetin, sosyal handikapların pençesinde kıvranıp durdular. Size başımdan geçen bir olay anlatayım. İki yıl önce bir görev vesilesiyle bulunduğum Ankara'da, otogarda aynı otobüse bindiğimiz ve tesadüfen yan yana oturduğumuz bir amcayla hem şaşırtıcı hem de üzücü çok ilginç bir sohbetimiz olmuştu. Yaşlı amcanın elindeki poşette İpekyolu Devlet Hastanesi yazdığını görünce, Van'dan geldiğini anlamış ve sormuştum;- Amca Vanlı mısın? -Evet dedi Vanlıyım, hastayım tedavi olmaya geldim Ankara'ya. Şimdi de Kocaeli'ye oğlumun yanına gidiyorum.-Peki, amca Van'ın neresinde oturuyorsun? Diye sorduğumda ise ilginç bir cevap almıştım. -Van'da Hakkâri'de oturuyorum demişti. Amca nasıl olur Van ayrı Hakkâri ayrı deyince;-Oğlum biz tam 80 hane birden Şemdinli'yi bırakıp Van'a, Hacıbekir Mahallesine yerleştik deyiverdi. Hemen anlamıştım. Amca aslında Hakkâriliyim ama Van'da oturuyorum demek istemişti. Bir an gözü dalıp gitti. Bende tekrar sohbeti açtığımda bana şunları söylemişti: ''Benim tam beş yüz koyunum vardı. Güzel yaylalarımız ve bol ürün veren arılarımız vardı hepsini elden çıkarıp göçtük. Şimdi de kahırdan Parkinson hastası oldum. O eski günleri hatırladıkça üzüntüm daha çok artıyor…''Bunları, hüzünlü bir yüz ifadesiyle anlatırken aslında bugünlerinde elbet bir gün biteceğini söylemekten de geri kalmamıştı. Yani umutlarını hiç kaybetmemişti. Bu amca hem eski huzur dolu günlere hem de acı dolu yıllara şahit olmuş yaşlı neslin temsilcisiydi. Vanlı Kamuran ise hiçbir zaman barış ortamını solumamış son neslin temsilcisiydi. Fakat ikisinin de ortak noktası, her şeye rağmen umutlarını koruyor olmalarıydı. Çünkü barışa, huzura en çok ihtiyacı olan onlardı ve ancak beklentisi olan insanlar umut taşır. Şimdi, Ankara'nın ötesine geçmemiş, buraları hiç bilmeden ahkâm kesen, hüküm veren insanlara inat, çözüme dair büyük bir umut belirdi ufukta.Süreci anlatmaya çalışan Akil İnsanlar tüm Türkiye'yi gezedursun, bir yandan da Genç Siviller diye bir STK'nın hazırladığı '' İçimizdeki Akil İnsan Kamuran'' adlı kısa film, bugünlerde oldukça ilgi görüyor…Genç Siviller, toplumsal uzlaşının aslında ne kadarda kolay sağlanabileceğini göstermesi açısından güzel düşünülmüş bir işe imza attılar. Altı ay önce Van'da vuku bulmuş hepimizin bildiği gerçek bir olayı başarılı bir şekilde ele almışlar.Olayın kahramanı ''Vanlı Kamuran''.Filmin sonunda samimi bir konuşma yapıyor Kamuran, diyor ki; polislere ''biz seni kurtaracağız ama sende bize su atma'' dedim ve aracı kurtardık onlarda bize müdahale etmeden gittiler…Ve ardından ekliyor ''içimde barış umudu olmasaydı zaten bölücü olurdum''.Bu nasıl sözler, bu nasıl içtenlik?İnanın koca koca enteller, gedikli üniversitelerden mezun aydınlar, onca siyasetçi bir araya gelseler hiç bu kadar yalın ve özet olarak anlatamazdı bölge halkının bu sürece olan inancını ve isteğini. Açtım defalarca izledim videoyu, keşke galasına da gitseydim filmin.İşin özünde Van'da, yani bölgede meydana gelmiş gerçek bir olay var. Bu yüzden çok güçlü ve çok etkileyici bir tablo ortaya koyuyor...Bitmez tükenmez gibi görünen büyük kavgalar aslında açılan bir kapıdan, söylenen iki yumuşak kelimeden ve karşılıklı edinilen iki taraflı kazançla bir anda bitiverir.Çok özlediğim o huzur dolu turuncu ufuklu Van akşamlarına kavuşmak dileğiyle barışla kalın...   vanhaber, van, haber, van haber huzur, memleket, özlemek, kavuşmak, erdal orman
Bizim neslimiz azda olsa bu coğrafyanın huzur dolu günlerini yaşamıştı.
Mis kokan dağlarındaki engin yaylalarının sabah ayazını ve kızgın öğlen güneşini tüm şiddetiyle ensemizde hissetmiştik biraz...
Oysa bugün yaylanın ne demek olduğundan bihaber koca bir nesil yetişti.
Bu neslin bir diğer şanssızlığı da yaşadıkları bölge itibariyle, asla normal bir günün sabahında uyanamamış olmalarıdır.
Türkiye'nin nispeten en huzurlu olduğu seksenli yılların başlarında, belki bölgede bunca yatırım ve modern imkânlar yoktu ama o yıllardan sonra anladık ki huzur, güven, sükûnet her şeye bedelmiş.
Hiç unutmam, o zamanlar Van Gölü sahilleri (Edremit, Kadembas) turistlerin günlerce konakladıkları, çadır kampinglerle dolardı hep.
O yıllarda elime geçen eski bir takvim yaprağının arka yüzünde ''Van kentinin güzelliği'' adlı bir yazı okumuştum. Yazıda uzun uzun Van'ın güzellikleri anlatıldıktan sonra Fransız bir fotoğrafçının her yıl yaz aylarında Van'a gelip çektiği 'Van manzaralarını' kartpostala dönüştürüp Avrupa da sattığından bahsediliyordu…
Yine o yıllardan aklımda kalan ilginç bir şey de Van caddelerinde çift katlı otobüslerin otellere turist taşımasıydı.
Bu insanları onca uzak diyarlardan Van'a çeken temel etken, muhteşem doğasının yanında içinde bulunduğu huzur ve güven ortamıyla sıcak misafirperver halkıydı. Öyle ki Beşiktaş bile o yıllarda sezon hazırlık kampını Van'da yapmıştı.
Ne yazık ki çok uzun sürmedi, süremedi o güzel günler…
Huzursuz geçen yıllara ait dile getirilen istatistikler gerçekten korkunç. Fakat beni en çok düşündüren şey, telaffuz edilen 600 milyar dolar! Yeniden inşa edilen Van'a bile 5 milyar lira harcanmışken bu rakam gerçekten bölgenin ve genelde de ülkenin neler kaybettiğinin sadece maddi boyutun anlatması açısından çok önemlidir.      
Bu kaos ortamının şüphesiz tüm bölgeye zararı oldu fakat Van' a, sanılandan yada hissedilenden çok daha fazla darbe vurdu. Bölgeden göç eden 3 milyonu aşkın insan hep batıya göç etmedi. Nispeten daha sakin ve iş bulma olasılığının daha fazla olduğu Van'a da bir daha geri dönmemek üzere yerleşenler oldu. Böylece bir zamanlar üretici olan büyük bir insan güruhu, hem tüketici oldu hem de işsizliğin, gurbetin, sosyal handikapların pençesinde kıvranıp durdular.
Size başımdan geçen bir olay anlatayım. İki yıl önce bir görev vesilesiyle bulunduğum Ankara'da, otogarda aynı otobüse bindiğimiz ve tesadüfen yan yana oturduğumuz bir amcayla hem şaşırtıcı hem de üzücü çok ilginç bir sohbetimiz olmuştu.
Yaşlı amcanın elindeki poşette İpekyolu Devlet Hastanesi yazdığını görünce, Van'dan geldiğini anlamış ve sormuştum;
- Amca Vanlı mısın?
-Evet dedi Vanlıyım, hastayım tedavi olmaya geldim Ankara'ya. Şimdi de Kocaeli'ye oğlumun yanına gidiyorum.
-Peki, amca Van'ın neresinde oturuyorsun? Diye sorduğumda ise ilginç bir cevap almıştım.
-Van'da Hakkâri'de oturuyorum demişti. Amca nasıl olur Van ayrı Hakkâri ayrı deyince;
-Oğlum biz tam 80 hane birden Şemdinli'yi bırakıp Van'a, Hacıbekir Mahallesine yerleştik deyiverdi. Hemen anlamıştım. Amca aslında Hakkâriliyim ama Van'da oturuyorum demek istemişti.
Bir an gözü dalıp gitti. Bende tekrar sohbeti açtığımda bana şunları söylemişti: ''Benim tam beş yüz koyunum vardı. Güzel yaylalarımız ve bol ürün veren arılarımız vardı hepsini elden çıkarıp göçtük. Şimdi de kahırdan Parkinson hastası oldum. O eski günleri hatırladıkça üzüntüm daha çok artıyor…''
Bunları, hüzünlü bir yüz ifadesiyle anlatırken aslında bugünlerinde elbet bir gün biteceğini söylemekten de geri kalmamıştı. Yani umutlarını hiç kaybetmemişti.
Bu amca hem eski huzur dolu günlere hem de acı dolu yıllara şahit olmuş yaşlı neslin temsilcisiydi. Vanlı Kamuran ise hiçbir zaman barış ortamını solumamış son neslin temsilcisiydi. Fakat ikisinin de ortak noktası, her şeye rağmen umutlarını koruyor olmalarıydı. Çünkü barışa, huzura en çok ihtiyacı olan onlardı ve ancak beklentisi olan insanlar umut taşır.
Şimdi, Ankara'nın ötesine geçmemiş, buraları hiç bilmeden ahkâm kesen, hüküm veren insanlara inat, çözüme dair büyük bir umut belirdi ufukta.
Süreci anlatmaya çalışan Akil İnsanlar tüm Türkiye'yi gezedursun, bir yandan da Genç Siviller diye bir STK'nın hazırladığı '' İçimizdeki Akil İnsan Kamuran'' adlı kısa film, bugünlerde oldukça ilgi görüyor…
Genç Siviller, toplumsal uzlaşının aslında ne kadarda kolay sağlanabileceğini göstermesi açısından güzel düşünülmüş bir işe imza attılar.
Altı ay önce Van'da vuku bulmuş hepimizin bildiği gerçek bir olayı başarılı bir şekilde ele almışlar.
Olayın kahramanı ''Vanlı Kamuran''.
Filmin sonunda samimi bir konuşma yapıyor Kamuran, diyor ki; polislere ''biz seni kurtaracağız ama sende bize su atma'' dedim ve aracı kurtardık onlarda bize müdahale etmeden gittiler…
Ve ardından ekliyor ''içimde barış umudu olmasaydı zaten bölücü olurdum''.
Bu nasıl sözler, bu nasıl içtenlik?
İnanın koca koca enteller, gedikli üniversitelerden mezun aydınlar, onca siyasetçi bir araya gelseler hiç bu kadar yalın ve özet olarak anlatamazdı bölge halkının bu sürece olan inancını ve isteğini.
Açtım defalarca izledim videoyu, keşke galasına da gitseydim filmin.
İşin özünde Van'da, yani bölgede meydana gelmiş gerçek bir olay var.
Bu yüzden çok güçlü ve çok etkileyici bir tablo ortaya koyuyor...
Bitmez tükenmez gibi görünen büyük kavgalar aslında açılan bir kapıdan, söylenen iki yumuşak kelimeden ve karşılıklı edinilen iki taraflı kazançla bir anda bitiverir.
Çok özlediğim o huzur dolu turuncu ufuklu Van akşamlarına kavuşmak dileğiyle barışla kalın...
 
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.