Köşe Yazıları Haber Girişi: 03.06.2021 - 16:17, Güncelleme: 03.06.2021 - 16:17

EKOLOJİK DENGE-MÜKEMMEL NİZAM

 

EKOLOJİK DENGE-MÜKEMMEL NİZAM

Allahü Teala insanoğlunu yeryüzüne halife kılmış ve yarattığı evreni onun emrine vermiştir.
Dünyayı imar etmek, inşa etmek, ıslah etmek, doğayı korumak, ekolojik dengenin bozulmasına mani olmak, her işte ölçülü, doğa ile ahenkli hareket etmek insanoğlunun çok önemli görevlerindendir. Herşeyin yerli yerinde olmasına adalet, yerli yerinde olmayan herşey için zulüm kavramı kullanılmıştır. Ölçülü davranmamak, ekolojik dengenin bozulmasına sebep olan her türlü faaliyet yüce ve mukaddes kitabımız Kur’an’ı Kerim’de fesat ve zulüm olarak ifade edilmiştir. Evrenin yaradılışında yerde ve gökte, yaratılan herşeyde mükemmel bir nizam vardır. Güneşin ve ayın, yıldızların, galaksilerin ölçülü yaratılması ve her birisinin kendisine ait olan bir yörüngede olması, yeryüzünün yaradılışı, yüksek dağların oluşumu, göğün yükseltilmesi, yeryüzünün canlılar için uygun yaşama ortamı olması, denizlerin içinde birçok canlı varlığın ve kıymetli mücevherlerin bulunması, üstünde ise çok büyük ağır yük gemilerinin bile kıtalar arası taşımacık için uygun olması tesadüfi olamaz. Allahü Teala madde için bazı kurallar yaratmıştır. Bu kurallara genelde fizik ve kimya kanunları deriz. İslam alimleri Allahü Teala’nın varlığının ve birliğinin ispatı için akli ve nakli deliller kullanmışlardır. Bu delillerden bir tanesi nizam ve gaye delilidir. Her varlık bir ölçü ve nizam içerisinde ve bir gaye ve nizam için yaratılmıştır. Kur’an’ı Kerim ayetlerinden bazıları insanların dikkatini, yarattığı varlıklara çevirmiştir. Dikkatini çektiği varlıklar incelendiğinde bazıları biyoloji bazıları fizik bazıları kimya bazıları jeoloji vb. ilim dallarına konu olmaktadır. ‘’(İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?’’ (Gaşiye 17-18-19-20) Ancak üzülerek belirtmek gerekir ki doğanın tahrip edilmesi, ekolojik sistemin bozulması, yine kendisinin emrine verilen insan tarafından bozulmaktadır. Yani ekolojik dengenin en büyük düşmanı yine insandır. Buyurun hep birlikte yüce ve mukaddes kitabımız Kur’an’ı Kerim’e kulak verelim. ‘’ İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.’’ (Rum-41) Büyük İslam müfessirleri bu ayetin tefsirinde genelde maddi ve manevi fesattan bahsetmişlerdir. Birincisi Allah’ın koyduğu ölçüyü kabullenmeyip kendi düşünceleriyle nizamlar oluşturması, şirkin ve küfrün yaygınlaşmasına neden olan faaliyetlerin sürdürülmesi, evrenin bir parçası hasebiyle evren ile uyum içerisinde olmaması sonucu meydana gelen bozulma, ikincisi kıtlık, salgın, kuraklık, çok sayıda yangın, zararların çoğalması, karada canlıların itilafına sebep olan biyolojik ve kimyasal ilaçlar, az bir yarar için çok sayıda zarara sebep olan faaliyetler, dünyaya hakim olan güçlerin herşeyi tekelinde tutmak için acımasızca faaliyetleri, su, toprak, hava neticesinde ekolojik kirliliğin günden güne çoğalması, bunlar birer ifsad hareketleridir. Toplumlar ve nesiller bu hareketlerden zarar görmektedir. Allahü Teala münafıklardan bir örnek vererek şöyle buyurmuştur. ‘’O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.’’ (Bakara-205) Bu ayette münafıklar haktan uzaklaşınca insanların islahatı değil ifsad için faaliyete başlarlar. Günümüzde nesillerin, türlerin ve yeryüzündeki bozgunculuğa sebep olan tiplerden bahsetmektedir. Yediğimiz ekmek, meyve, sebze, içecek ve bütün gıdalara müdahale edildiği bilinmektedir. Buda bir nevi ekolojik dengenin tahribi anlamına gelmektedir. Medeniyet tarihimizde iyi bir insanı anlatırken ‘’karıncayı bile incitmez’’ ifadesi kullanılır. ’’Tarlada, çayırda, bahçede gezerken pabuçlarına zil takar.’’ ifadesi pabuçların ucundaki zilin çıkardığı sesten otlar arasında küçücük böceklerin kaçarak zararak görmemeleri içindir. Bize çok basit gelir ama Hasani Basri döneminde İsfahan’dan Bağdat’a getirilen buğdayın içerisinde karıncıların olduğunu görünce Hasani Basri hazretleri biz bunlara zulmettik. Bu hayvanların geldiği yerdeki iklimle buradaki iklim farklı olduğundan burada yaşayamazlar, ölürler. Bunları tekrar iade etmek lazım der ve o karıncaları tekrar İsfahan’a gönderirler. Verdiğimiz bu örnekleri belki bazılarımız abartılı görebilir ama bizim medeniyet tarihimiz bunlardan bahsetmektedir. Bir zamanlar biz de millet hem nasıl milletmişiz Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz Havasını teneffüs ettiğimiz, suyunu içtiğimiz ve bir parçası olduğumuz Dünya’mızı korumak, doğayı sevmenin, yaşadığımız ülkeyi sevmenin, insanları sevmenin en büyük belirtisidir. Memleket isterim Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; Kuşların çiçeklerin diyarı olsun. Çevre ile ilgili Efendimiz’den bir demet hikmetli sözlerinden sunmak istiyorum. ‘’Benim için yeryüzü temiz ve namaz kılmaya uygun kılınmıştır.’’ ‘’Rahatsız edici birşeyi yoldan kaldırmak sadakadır.’’ ‘’Lanete sebep olan üç şeyi yapmaktan; su kaynaklarına, yol ortasına ve gölgelik yerlere abdest bozmaktan sakının’’ ‘’Birinizin elinde bir hurma fidanı varken, kıyamet kopuyor olsa bile derhal onu diksin’’ Bölgemiz ve İç Anadolu’muz kuraklık ile karşı karşıyadır. Birinci husus, kuraklığı engellemek için ekolojik dengenin bozulmaması için çaba sarfetmeliyiz. İkinci husus, rahmet peygamberi Efendimiz aleyhissalatu vesselam bu gibi durumlarda tövbe etmeyi, durumu müsait olanların oruç tutmasını, sadaka vermeyi, yağmur duasına çıkmayı, yağmur duasına çıkarken de mütevazi bir şekilde yakarış ve dualarla çıkmayı tavsiye etmişlerdir. ‘’Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık.’’ (A’raf 96) Hz. Ömer bir yağmur duasına çıkarken ‘’Ya Rab amcamoğlu Abbas’ın hürmetine bize yağmur ihsan et’’ diye buyurduğu kaynaklarda mevcuttur. Bizde kısa bir dua ile niyaz edelim. Ya Rabbi beli bükülmüş ihtiyarların, beşikte ağlaşan çocukların, anasını kaybetmiş meleşen kuzuların, kuraklıkla telef olmakla karşı karşıya kalan canlıların, bizler yağmura rahmet deriz alemlere rahmet olarak gönderdiğin Resul’unun hürmetine çoraklaşan toprakları, bitkileri, ekinleri, kuruyan dereleri rahmetinle buluştur. Canlılar kana kana rahmetinle doysunlar. Niyaz ve dileklerimizi kabul eyle.  
Allahü Teala insanoğlunu yeryüzüne halife kılmış ve yarattığı evreni onun emrine vermiştir.

Dünyayı imar etmek, inşa etmek, ıslah etmek, doğayı korumak, ekolojik dengenin bozulmasına mani olmak, her işte ölçülü, doğa ile ahenkli hareket etmek insanoğlunun çok önemli görevlerindendir. Herşeyin yerli yerinde olmasına adalet, yerli yerinde olmayan herşey için zulüm kavramı kullanılmıştır. Ölçülü davranmamak, ekolojik dengenin bozulmasına sebep olan her türlü faaliyet yüce ve mukaddes kitabımız Kur’an’ı Kerim’de fesat ve zulüm olarak ifade edilmiştir. Evrenin yaradılışında yerde ve gökte, yaratılan herşeyde mükemmel bir nizam vardır. Güneşin ve ayın, yıldızların, galaksilerin ölçülü yaratılması ve her birisinin kendisine ait olan bir yörüngede olması, yeryüzünün yaradılışı, yüksek dağların oluşumu, göğün yükseltilmesi, yeryüzünün canlılar için uygun yaşama ortamı olması, denizlerin içinde birçok canlı varlığın ve kıymetli mücevherlerin bulunması, üstünde ise çok büyük ağır yük gemilerinin bile kıtalar arası taşımacık için uygun olması tesadüfi olamaz. Allahü Teala madde için bazı kurallar yaratmıştır. Bu kurallara genelde fizik ve kimya kanunları deriz.

İslam alimleri Allahü Teala’nın varlığının ve birliğinin ispatı için akli ve nakli deliller kullanmışlardır. Bu delillerden bir tanesi nizam ve gaye delilidir. Her varlık bir ölçü ve nizam içerisinde ve bir gaye ve nizam için yaratılmıştır. Kur’an’ı Kerim ayetlerinden bazıları insanların dikkatini, yarattığı varlıklara çevirmiştir. Dikkatini çektiği varlıklar incelendiğinde bazıları biyoloji bazıları fizik bazıları kimya bazıları jeoloji vb. ilim dallarına konu olmaktadır. ‘’(İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?’’ (Gaşiye 17-18-19-20)

Ancak üzülerek belirtmek gerekir ki doğanın tahrip edilmesi, ekolojik sistemin bozulması, yine kendisinin emrine verilen insan tarafından bozulmaktadır. Yani ekolojik dengenin en büyük düşmanı yine insandır. Buyurun hep birlikte yüce ve mukaddes kitabımız Kur’an’ı Kerim’e kulak verelim. ‘’ İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.’’ (Rum-41)

Büyük İslam müfessirleri bu ayetin tefsirinde genelde maddi ve manevi fesattan bahsetmişlerdir. Birincisi Allah’ın koyduğu ölçüyü kabullenmeyip kendi düşünceleriyle nizamlar oluşturması, şirkin ve küfrün yaygınlaşmasına neden olan faaliyetlerin sürdürülmesi, evrenin bir parçası hasebiyle evren ile uyum içerisinde olmaması sonucu meydana gelen bozulma, ikincisi kıtlık, salgın, kuraklık, çok sayıda yangın, zararların çoğalması, karada canlıların itilafına sebep olan biyolojik ve kimyasal ilaçlar, az bir yarar için çok sayıda zarara sebep olan faaliyetler, dünyaya hakim olan güçlerin herşeyi tekelinde tutmak için acımasızca faaliyetleri, su, toprak, hava neticesinde ekolojik kirliliğin günden güne çoğalması, bunlar birer ifsad hareketleridir. Toplumlar ve nesiller bu hareketlerden zarar görmektedir. Allahü Teala münafıklardan bir örnek vererek şöyle buyurmuştur. ‘’O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.’’ (Bakara-205)

Bu ayette münafıklar haktan uzaklaşınca insanların islahatı değil ifsad için faaliyete başlarlar. Günümüzde nesillerin, türlerin ve yeryüzündeki bozgunculuğa sebep olan tiplerden bahsetmektedir. Yediğimiz ekmek, meyve, sebze, içecek ve bütün gıdalara müdahale edildiği bilinmektedir. Buda bir nevi ekolojik dengenin tahribi anlamına gelmektedir. Medeniyet tarihimizde iyi bir insanı anlatırken ‘’karıncayı bile incitmez’’ ifadesi kullanılır. ’’Tarlada, çayırda, bahçede gezerken pabuçlarına zil takar.’’ ifadesi pabuçların ucundaki zilin çıkardığı sesten otlar arasında küçücük böceklerin kaçarak zararak görmemeleri içindir. Bize çok basit gelir ama Hasani Basri döneminde İsfahan’dan Bağdat’a getirilen buğdayın içerisinde karıncıların olduğunu görünce Hasani Basri hazretleri biz bunlara zulmettik. Bu hayvanların geldiği yerdeki iklimle buradaki iklim farklı olduğundan burada yaşayamazlar, ölürler. Bunları tekrar iade etmek lazım der ve o karıncaları tekrar İsfahan’a gönderirler. Verdiğimiz bu örnekleri belki bazılarımız abartılı görebilir ama bizim medeniyet tarihimiz bunlardan bahsetmektedir.

Bir zamanlar biz de millet hem nasıl milletmişiz
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz

Havasını teneffüs ettiğimiz, suyunu içtiğimiz ve bir parçası olduğumuz Dünya’mızı korumak, doğayı sevmenin, yaşadığımız ülkeyi sevmenin, insanları sevmenin en büyük belirtisidir.

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Çevre ile ilgili Efendimiz’den bir demet hikmetli sözlerinden sunmak istiyorum.

‘’Benim için yeryüzü temiz ve namaz kılmaya uygun kılınmıştır.’’

‘’Rahatsız edici birşeyi yoldan kaldırmak sadakadır.’’

‘’Lanete sebep olan üç şeyi yapmaktan; su kaynaklarına, yol ortasına ve gölgelik yerlere abdest bozmaktan sakının’’

‘’Birinizin elinde bir hurma fidanı varken, kıyamet kopuyor olsa bile derhal onu diksin’’

Bölgemiz ve İç Anadolu’muz kuraklık ile karşı karşıyadır. Birinci husus, kuraklığı engellemek için ekolojik dengenin bozulmaması için çaba sarfetmeliyiz. İkinci husus, rahmet peygamberi Efendimiz aleyhissalatu vesselam bu gibi durumlarda tövbe etmeyi, durumu müsait olanların oruç tutmasını, sadaka vermeyi, yağmur duasına çıkmayı, yağmur duasına çıkarken de mütevazi bir şekilde yakarış ve dualarla çıkmayı tavsiye etmişlerdir. ‘’Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık.’’ (A’raf 96)

Hz. Ömer bir yağmur duasına çıkarken ‘’Ya Rab amcamoğlu Abbas’ın hürmetine bize yağmur ihsan et’’ diye buyurduğu kaynaklarda mevcuttur. Bizde kısa bir dua ile niyaz edelim. Ya Rabbi beli bükülmüş ihtiyarların, beşikte ağlaşan çocukların, anasını kaybetmiş meleşen kuzuların, kuraklıkla telef olmakla karşı karşıya kalan canlıların, bizler yağmura rahmet deriz alemlere rahmet olarak gönderdiğin Resul’unun hürmetine çoraklaşan toprakları, bitkileri, ekinleri, kuruyan dereleri rahmetinle buluştur. Canlılar kana kana rahmetinle doysunlar. Niyaz ve dileklerimizi kabul eyle.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.