Köşe Yazıları (İHA) - İhlas Haber Ajansı | Haber Girişi: 02.08.2013 - 09:50, Güncelleme: 15.10.2020 - 08:19

Dünden Bugüne Kadın!

 

Dünden Bugüne Kadın!

Kadın tarih boyunca erkeğe göre beden gücü zayıf olması nedeniyle bir çok baskı, dayak, şiddet, taciz, tecavüz ve birçok özgürlük kısıtlamasıyla erkek egemenliğiyle sıkıntı yaşamıştır. Geçmişten günümüze gelen bu sınırlama dünya genelinde bakın nasıl işlenmiş;YUNAN-ROMA;Eski Yunan ve Roma geleneğinde kadın, alınıp satılan veya devredilen bir eşya hüviyetini taşıyan; kötülüğün kaynağı; yaratılışta eksik kalmış sıra dışı bir varlık olarak kabul ediliyordu. Ancak kadının asıl konumunu, cinselliği tayin ediyordu. Afrodit ya da Roma'daki adıyla Venüs, cinselliğin tanrısal bir boyuta ulaştığının açık bir göstergesidir.HİNT:Eski Hint geleneğinde kadın, erkeğin mutlak egemenliği altında yaşıyordu. Hint kadını erkeğine kayıtsız şartsız itaat ve sadakat göstermek zorundaydı. Beşerî işlemlerde kadının belirleme ve tercih hakkı yoktu. Kocası ölen kadın, çoğu yerde kocası ile birlikte yakılıyordu. Mirası, kocasının akrabaları olan erkeklere, akrabası olmadığı takdirde din adamlarına terk ediliyordu. Dul kalanlar ise, ölünceye kadar evlenemiyorlardı. Dönemin din anlayışına göre kadın, kötünün sembolüydü; gerektiği zaman tanrılar için kurban edilebilirdi.ÇİN-JAPON;Eski Çin ve Japon geleneğinde kadının değeri, kocasına ve kocasının akrabasına olan hizmeti ile ölçülüyordu. Erkek, ailede mutlak hâkimdi. Kadın, ıslah edilmesi gereken bir varlık olarak değerlendiriliyordu. "Madem karını sabahleyin dövdün, öğleyin de niçin dövmeyeceksin ki?" şeklindeki Çin atasözü, bu dönemdeki anlayışı çarpıcı biçimde yansıtması bakımından burada zikredilmeye değerdir.TÜRKİYE;Cumhuriyetten önce kadın; İslâmiyet çok eşliliğe izin vermekteydi. Erkek karısını istediği zaman boşayabiliyordu. Kız çocukları erkek çocuğa göre, ancak yarım hisse miras alabiliyordu. Mahkemede bir erkek şahide karşılık iki kadın şahit olması gerekmekteydi. Kadın eğitim imkânlarından yoksundur. Seçme ve seçilme hakkından yoksundu. Kafes arkasında, dışa kapalı bir hayat sürdürmekteydi.Oysa kadın hiçbir din kitabında bunların yapılması için bir ayet ya da bölüme yer vermezken tam tersi Kadın- Erkek eşitliğinden bahsetmiştir. "Cennet anaların ayağı altındadır" sözü, Ya ölmüş kocasıyla birlikte gömülmek zorunda kalacak kadar erkeğe bağımlı kılınarak, kocasının hâkimiyetine mahkûm edilmiş kadını anlatmıyor. Kadının, ya bütün hayatı işgücü, cinsellik, üreme gibi birtakım dar kalıplar arasında sıkıştırılarak sınırlandırılmasını da anlatmıyor. Temel nitelikleri bastırılarak, toplumdan soyutlanmış, kimliksizleştirilmiş ya da varoluş mücadelesi dâhilinde hak etmediği bir kimliği kabul etmek zorunda bırakılmayı da hak etmiyor. Ya da seçme ve seçilme hakkından yoksun, kafes arkasında, dışa kapalı bir hayat sürdürmeyi de. Ailenin temel direği kadın olduğuna göre, onun eğitilmesi, toplumda aktif bir konuma getirilmesi, gerekirdi ki bu da oldu. Kadın, her türlü zorbalığa, baskıya, dayağa, kaba kuvvete, sınırlamalara rağmen direndi. Sabırla, erkekten daha çok çalışarak. gelecek nesillere örnek oldu. Okudu, çalıştı, meclise girdi. Bunları yaparken anne oldu. Ev işlerini yaptı. Hem içeride hem dışarıda çalıştı, çalıştı ve başardı. Başarı merdivenlerini hızla tırmanmaya devam ediyor. Cumhuriyet'ten önce toplumsal alanda hiçbir varlığı olmayan, hiçbir hakkı bulunmayan, sessiz ve zavallı kadınlar şimdi meclis üyesi, belediye başkanı , millet meclisi, başbakan oldu. Kadın sadece bir çocuk doğurma makinesi değildir. Çocuk doğurmak kadın için en yüksek terfidir. Çünkü hamile olan kadın kendine Allah'a daha yakın hisseder. Şimdi  bol bol çocuk doğurmalarını telkin edilen kadın, hamile iken sokakta dolaşmamaları isteniliyor. Kadını güvencesiz, esnek ve ucuza çalışmak zorunda bırakılıyor. Ama kadın artık çok güçlü;Bu oyunlara gelmeyecek. Türkiye'nin aydın kadınları; ayrımcı politikaların, dayakçı erkeğin ve sömürücü patronun karşısına mücadeleyle dikilecek. Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet, seçme seçilme hakkını, özgürlüğünü sonuna kadar kullanacak kadar güçlü bir eğitimli kadın ordusu yetişiyor. İsteseniz de, istemeseniz de kadın artık her yerde…İşte, sokakta, hastanede, bankada, markette, berberde, manavda, pazarda, uçakta, askerde, mecliste, devletin her alanında…Kadının gücü elinde değil beynindedir. Bu zihniyet bu gücün altında ezilecektir. Sevgiyle ilerleyin…   vanhaber, van, haber, van heber bedia barak, dün, bugün, kadın, dünya, zihniyet 
Kadın tarih boyunca erkeğe göre beden gücü zayıf olması nedeniyle bir çok baskı, dayak, şiddet, taciz, tecavüz ve birçok özgürlük kısıtlamasıyla erkek egemenliğiyle sıkıntı yaşamıştır.
Geçmişten günümüze gelen bu sınırlama dünya genelinde bakın nasıl işlenmiş;
YUNAN-ROMA;
Eski Yunan ve Roma geleneğinde kadın, alınıp satılan veya devredilen bir eşya hüviyetini taşıyan; kötülüğün kaynağı; yaratılışta eksik kalmış sıra dışı bir varlık olarak kabul ediliyordu. Ancak kadının asıl konumunu, cinselliği tayin ediyordu. Afrodit ya da Roma'daki adıyla Venüs, cinselliğin tanrısal bir boyuta ulaştığının açık bir göstergesidir.
HİNT:
Eski Hint geleneğinde kadın, erkeğin mutlak egemenliği altında yaşıyordu. Hint kadını erkeğine kayıtsız şartsız itaat ve sadakat göstermek zorundaydı. Beşerî işlemlerde kadının belirleme ve tercih hakkı yoktu. Kocası ölen kadın, çoğu yerde kocası ile birlikte yakılıyordu. Mirası, kocasının akrabaları olan erkeklere, akrabası olmadığı takdirde din adamlarına terk ediliyordu. Dul kalanlar ise, ölünceye kadar evlenemiyorlardı. Dönemin din anlayışına göre kadın, kötünün sembolüydü; gerektiği zaman tanrılar için kurban edilebilirdi.
ÇİN-JAPON;
Eski Çin ve Japon geleneğinde kadının değeri, kocasına ve kocasının akrabasına olan hizmeti ile ölçülüyordu. Erkek, ailede mutlak hâkimdi. Kadın, ıslah edilmesi gereken bir varlık olarak değerlendiriliyordu. "Madem karını sabahleyin dövdün, öğleyin de niçin dövmeyeceksin ki?" şeklindeki Çin atasözü, bu dönemdeki anlayışı çarpıcı biçimde yansıtması bakımından burada zikredilmeye değerdir.
TÜRKİYE;
Cumhuriyetten önce kadın; İslâmiyet çok eşliliğe izin vermekteydi. Erkek karısını istediği zaman boşayabiliyordu. Kız çocukları erkek çocuğa göre, ancak yarım hisse miras alabiliyordu. Mahkemede bir erkek şahide karşılık iki kadın şahit olması gerekmekteydi. Kadın eğitim imkânlarından yoksundur. Seçme ve seçilme hakkından yoksundu. Kafes arkasında, dışa kapalı bir hayat sürdürmekteydi.
Oysa kadın hiçbir din kitabında bunların yapılması için bir ayet ya da bölüme yer vermezken tam tersi Kadın- Erkek eşitliğinden bahsetmiştir.
"Cennet anaların ayağı altındadır" sözü, Ya ölmüş kocasıyla birlikte gömülmek zorunda kalacak kadar erkeğe bağımlı kılınarak, kocasının hâkimiyetine mahkûm edilmiş kadını anlatmıyor. Kadının, ya bütün hayatı işgücü, cinsellik, üreme gibi birtakım dar kalıplar arasında sıkıştırılarak sınırlandırılmasını da anlatmıyor. Temel nitelikleri bastırılarak, toplumdan soyutlanmış, kimliksizleştirilmiş ya da varoluş mücadelesi dâhilinde hak etmediği bir kimliği kabul etmek zorunda bırakılmayı da hak etmiyor. Ya da seçme ve seçilme hakkından yoksun, kafes arkasında, dışa kapalı bir hayat sürdürmeyi de.
Ailenin temel direği kadın olduğuna göre, onun eğitilmesi, toplumda aktif bir konuma getirilmesi, gerekirdi ki bu da oldu.
Kadın, her türlü zorbalığa, baskıya, dayağa, kaba kuvvete, sınırlamalara rağmen direndi. Sabırla, erkekten daha çok çalışarak. gelecek nesillere örnek oldu.
Okudu, çalıştı, meclise girdi.
Bunları yaparken anne oldu. Ev işlerini yaptı. Hem içeride hem dışarıda çalıştı, çalıştı ve başardı.
Başarı merdivenlerini hızla tırmanmaya devam ediyor.
Cumhuriyet'ten önce toplumsal alanda hiçbir varlığı olmayan, hiçbir hakkı bulunmayan, sessiz ve zavallı kadınlar şimdi meclis üyesi, belediye başkanı , millet meclisi, başbakan oldu.
Kadın sadece bir çocuk doğurma makinesi değildir. Çocuk doğurmak kadın için en yüksek terfidir. Çünkü hamile olan kadın kendine Allah'a daha yakın hisseder. Şimdi  bol bol çocuk doğurmalarını telkin edilen kadın, hamile iken sokakta dolaşmamaları isteniliyor. Kadını güvencesiz, esnek ve ucuza çalışmak zorunda bırakılıyor.
Ama kadın artık çok güçlü;
Bu oyunlara gelmeyecek. Türkiye'nin aydın kadınları; ayrımcı politikaların, dayakçı erkeğin ve sömürücü patronun karşısına mücadeleyle dikilecek.
Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet, seçme seçilme hakkını, özgürlüğünü sonuna kadar kullanacak kadar güçlü bir eğitimli kadın ordusu yetişiyor.
İsteseniz de, istemeseniz de kadın artık her yerde…
İşte, sokakta, hastanede, bankada, markette, berberde, manavda, pazarda, uçakta, askerde, mecliste, devletin her alanında…
Kadının gücü elinde değil beynindedir. Bu zihniyet bu gücün altında ezilecektir.
Sevgiyle ilerleyin…
 
bedia barak, dün, bugün, kadın, dünya, zihniyet
 
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.