Haber Girişi: 12.07.2021 - 16:26, Güncelleme: 12.07.2021 - 16:26

“Çökme”nin ekonomi politiği

 

“Çökme”nin ekonomi politiği

Sedat Peker’in ifşaatları ile birlikte “çökme” sözcüğü, günlük konuşma dilimizde daha sık kullanılır oldu. Öğreniyoruz ki “Marina”ya, “otele”, “alışveriş merkezine”, “gazeteye” vb. vb. para getiren veya başka bakımlardan işe yarayan herşeye birileri, (mafya grupları) habire el koymuş. Peker’in ifadesiyle; “çökmüş!” İfşaatlarda çokça örnek sıralanmış…
Ülkede yaratılan değerlerin bölüşümünde, “çökme” olarak ifade edilen, hiçbir “yasaya”, “kurala” tabi olmayan zorla el koymanın, böylece AKP iktidarıyla birlikte oldukça yaygın bir şekilde uygulama alanı bulmuş olduğunu öğrenmiş olduk. Tarihi olarak “çökme” “Çökme” eylemi ile yaratılan bölüşüm mekanizmasının, tarihin başlangıcında çok önemli bir rolü olmuştur. Yaklaşık 12 bin yıl önce gerçekleşen Neolitik Devrim ile birlikte insan toplumlarının refah seviyesinde büyük artışlar meydana geldi. Değişik araştırmacılar farklı rakamlar vermesine rağmen o dönemde Dünyadaki toplam nüfusun, büyük çoğunluğu Batı Asya’da ve çevresinde olmak üzere birkaç milyondan 80 -100 milyona çıktığı tahmin ediliyor. Gene yaklaşık olarak 1500 yıllık döngüsel iklim değişiklikleri (ısınma ve soğuma dönemleri) vb gibi etkenler sonucunda daha önceki onbin yıllardan farklı olarak daha büyük insan toplulukları, kitleler halinde yaşadıkları yerleri terk etmeye ve daha uygun koşulların olduğu topraklara göç etmeye başladılar.  Daha öncesinde de bu göçler oluyordu ama hem göç eden topluluklardaki insan sayısı çok azdı hem de dünyanın her tarafı “boş topraklar” halindeydi. Dolaysıyla önceki onbin yıllarda olan göçlerin herhangi bir çatışmaya yol açtığına dair bir bulgu yok elimizde. Ama yaklaşık 6 bin yıl öncesinde, yani tarihin başlangıcında yaşanan nüfus hareketliliğinde göç edenler, gittikleri yeni topraklarda, daha önceden oraya yerleşmiş ve üretim aşamasına geçmiş topluluklarla karşılaştılar. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan bu yerliler, ihtiyaçlarından daha fazlasını üretiyorlardı. Göçlerle gelen ve esas özellikleri avcılık ve hayvancılık olan savaşçı topluluklar, yerleşik tarımcı ve dolaysıyla daha barışçı olan halkların üzerine “çöktü”ler, kendilerine tabi kıldılar. Sümerlerde, Mısır’da, Hint alt kıtasında ve Ege’de gelişmenin bu şekilde olduğunu kanıtlarıyla biliyoruz. Bu “çökme”, tarihin ileriye götürülmesinde çok büyük bir rol oynadı. “Çökenler”, elde ettikleri artı ürün sayesinde devasa tapınaklar ve diğer kamusal binaları inşa ettiler, devleti var eden kurumları ortaya çıkardılar, üretimden kopardıkları ve tüm zamanını yöneticilerin hayatını kolaylaştırmak amaçlı üretim dışı etkinliklere ayıran görevliler; (yazıcılar, askerler, din adamları, zanaatçılar vb.) bilimin, yeni üretim araç ve tekniklerinin gelişmesine çok önemli katkılarda bulundular. İnsanlık, devletli toplumlar aşamasına bu şekilde geçti. Savaşçı göçebelerin, barışçı, yerleşik hayatı yaşayan toplumların üzerine çökerek, gerçekleştirdikleri sömürünün, sonuçta tarihi olarak insanlığı ilerleten rolü şu benzetmeyle anlatılır: “Ayı bal almak istediği kovanı tamamen parçalar, arı’ların artık o kovanda yeniden bal üretmesi mümkün değildir. İnsan ise balını aldığı kovanı parçalamaz, tam tersine balı üreten arı’lara da yaşayabileceği kadar bırakır. Böylece kovan hayatını sürdürür ve bir dahaki seneye insanlar için bal üretmeye devam eder.” Yaklaşık 6000 yıl kadar önce yaşanan “çökme” eylemleriyle birlikte başlayan insanın insanı sömürmesi özetle bu şekilde açıklanabilir. Bu sömürü aynı zamanda, sınıflı toplum tarihinde sağlanan ilerlemenin ve gelişmenin en önemli maddi zeminini de oluşturdu. “Çökme”nin evrimi Yaklaşık 6000 yıl öncesinde başlayan ve sonraki bin yıllarda da devam eden “çökme” eylemi, sonraki binyıllar içinde üzerine “çökülenlerin” verdiği mücadeleler sonucunda giderek belli kurallara (yasalara) bağlandı. Hammurabi yasaları, bilinen en önemli ilk yasalardandır. Bu yasalarla sıradan halk, üretenler çeşitli haklar kazandı. Artı ürün, kapitalizmle birlikte artı değer; kuralsız bir şekilde değil de, belli esaslar çerçevesinde üretenlerden hakim sınıflara aktarıldı. Bugün söz konusu esaslara “Anayasa”, “yasalar” diyoruz. İnsanlığın son beşyüz yılı, “hukuk devleti” haline gelmek için verilen mücadelelerin tarihidir. Artı değer artık o “hukuk devleti”nin yasaları çerçevesinde kamunun elinde toplanıyor veya emekçilerden hakim sınıflara aktarılıyor. Günümüzde “çökme” ne anlama geliyor? Ama bugün tanık olduğumuz “çökme” eylemlerinin o tarihteki “çökme” eylemleriyle hiçbir ilgisi bulunmuyor. Yukarıdaki benzetme ile anlatacak olursak bugün mafya aracılığı gerçekleştirilen “çökme”, ayının bal kovanını dağıtmasına benziyor. Onun için kaynakların bölüşümünde bugün yaşanan “çökme” olayı, sadece ve sadece sistemdeki tıkanmayı, yüzyılların mücadelesi içinde sağlanan yasal güvencelerin artık bir işe yaramadığını ve toplumdaki çürümeyi gösteriyor. Önemli işletmelerde ve herkesin gözü önündeki kurumlarda “çökme” eyleminin gerçekleşmesi ve bu durumun bir mafya lideri tarafından açıklandıktan sonra kamuoyu tarafından bilinir hale gelmesi, söz konusu eylemlerin sistemin başında bulunanların bilgisi dahilinde gerçekleştiğini gösteriyor. Olayın vahametini artıran da budur. Ama gelişme tersine çevrilemez. Yasal bir çerçeve içine oturtulan bölüşüm ilişkileri, binlerce yıl öncesinin “çökme hukuku”na göre yeniden düzenlenemez. Buna tevessül eden iktidar sahipleri, eylemlerinin altında kalır ve tarih sahnesinden çekilmek durumunda kalır.
Sedat Peker’in ifşaatları ile birlikte “çökme” sözcüğü, günlük konuşma dilimizde daha sık kullanılır oldu. Öğreniyoruz ki “Marina”ya, “otele”, “alışveriş merkezine”, “gazeteye” vb. vb. para getiren veya başka bakımlardan işe yarayan herşeye birileri, (mafya grupları) habire el koymuş. Peker’in ifadesiyle; “çökmüş!” İfşaatlarda çokça örnek sıralanmış…

Ülkede yaratılan değerlerin bölüşümünde, “çökme” olarak ifade edilen, hiçbir “yasaya”, “kurala” tabi olmayan zorla el koymanın, böylece AKP iktidarıyla birlikte oldukça yaygın bir şekilde uygulama alanı bulmuş olduğunu öğrenmiş olduk.

Tarihi olarak “çökme”

“Çökme” eylemi ile yaratılan bölüşüm mekanizmasının, tarihin başlangıcında çok önemli bir rolü olmuştur. Yaklaşık 12 bin yıl önce gerçekleşen Neolitik Devrim ile birlikte insan toplumlarının refah seviyesinde büyük artışlar meydana geldi. Değişik araştırmacılar farklı rakamlar vermesine rağmen o dönemde Dünyadaki toplam nüfusun, büyük çoğunluğu Batı Asya’da ve çevresinde olmak üzere birkaç milyondan 80 -100 milyona çıktığı tahmin ediliyor. Gene yaklaşık olarak 1500 yıllık döngüsel iklim değişiklikleri (ısınma ve soğuma dönemleri) vb gibi etkenler sonucunda daha önceki onbin yıllardan farklı olarak daha büyük insan toplulukları, kitleler halinde yaşadıkları yerleri terk etmeye ve daha uygun koşulların olduğu topraklara göç etmeye başladılar.  Daha öncesinde de bu göçler oluyordu ama hem göç eden topluluklardaki insan sayısı çok azdı hem de dünyanın her tarafı “boş topraklar” halindeydi. Dolaysıyla önceki onbin yıllarda olan göçlerin herhangi bir çatışmaya yol açtığına dair bir bulgu yok elimizde.

Ama yaklaşık 6 bin yıl öncesinde, yani tarihin başlangıcında yaşanan nüfus hareketliliğinde göç edenler, gittikleri yeni topraklarda, daha önceden oraya yerleşmiş ve üretim aşamasına geçmiş topluluklarla karşılaştılar. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan bu yerliler, ihtiyaçlarından daha fazlasını üretiyorlardı.

Göçlerle gelen ve esas özellikleri avcılık ve hayvancılık olan savaşçı topluluklar, yerleşik tarımcı ve dolaysıyla daha barışçı olan halkların üzerine “çöktü”ler, kendilerine tabi kıldılar. Sümerlerde, Mısır’da, Hint alt kıtasında ve Ege’de gelişmenin bu şekilde olduğunu kanıtlarıyla biliyoruz.

Bu “çökme”, tarihin ileriye götürülmesinde çok büyük bir rol oynadı. “Çökenler”, elde ettikleri artı ürün sayesinde devasa tapınaklar ve diğer kamusal binaları inşa ettiler, devleti var eden kurumları ortaya çıkardılar, üretimden kopardıkları ve tüm zamanını yöneticilerin hayatını kolaylaştırmak amaçlı üretim dışı etkinliklere ayıran görevliler; (yazıcılar, askerler, din adamları, zanaatçılar vb.) bilimin, yeni üretim araç ve tekniklerinin gelişmesine çok önemli katkılarda bulundular.

İnsanlık, devletli toplumlar aşamasına bu şekilde geçti.

Savaşçı göçebelerin, barışçı, yerleşik hayatı yaşayan toplumların üzerine çökerek, gerçekleştirdikleri sömürünün, sonuçta tarihi olarak insanlığı ilerleten rolü şu benzetmeyle anlatılır:

“Ayı bal almak istediği kovanı tamamen parçalar, arı’ların artık o kovanda yeniden bal üretmesi mümkün değildir. İnsan ise balını aldığı kovanı parçalamaz, tam tersine balı üreten arı’lara da yaşayabileceği kadar bırakır. Böylece kovan hayatını sürdürür ve bir dahaki seneye insanlar için bal üretmeye devam eder.”

Yaklaşık 6000 yıl kadar önce yaşanan “çökme” eylemleriyle birlikte başlayan insanın insanı sömürmesi özetle bu şekilde açıklanabilir. Bu sömürü aynı zamanda, sınıflı toplum tarihinde sağlanan ilerlemenin ve gelişmenin en önemli maddi zeminini de oluşturdu.

“Çökme”nin evrimi

Yaklaşık 6000 yıl öncesinde başlayan ve sonraki bin yıllarda da devam eden “çökme” eylemi, sonraki binyıllar içinde üzerine “çökülenlerin” verdiği mücadeleler sonucunda giderek belli kurallara (yasalara) bağlandı. Hammurabi yasaları, bilinen en önemli ilk yasalardandır.

Bu yasalarla sıradan halk, üretenler çeşitli haklar kazandı. Artı ürün, kapitalizmle birlikte artı değer; kuralsız bir şekilde değil de, belli esaslar çerçevesinde üretenlerden hakim sınıflara aktarıldı.

Bugün söz konusu esaslara “Anayasa”, “yasalar” diyoruz. İnsanlığın son beşyüz yılı, “hukuk devleti” haline gelmek için verilen mücadelelerin tarihidir. Artı değer artık o “hukuk devleti”nin yasaları çerçevesinde kamunun elinde toplanıyor veya emekçilerden hakim sınıflara aktarılıyor.

Günümüzde “çökme” ne anlama geliyor?

Ama bugün tanık olduğumuz “çökme” eylemlerinin o tarihteki “çökme” eylemleriyle hiçbir ilgisi bulunmuyor.

Yukarıdaki benzetme ile anlatacak olursak bugün mafya aracılığı gerçekleştirilen “çökme”, ayının bal kovanını dağıtmasına benziyor.

Onun için kaynakların bölüşümünde bugün yaşanan “çökme” olayı, sadece ve sadece sistemdeki tıkanmayı, yüzyılların mücadelesi içinde sağlanan yasal güvencelerin artık bir işe yaramadığını ve toplumdaki çürümeyi gösteriyor.

Önemli işletmelerde ve herkesin gözü önündeki kurumlarda “çökme” eyleminin gerçekleşmesi ve bu durumun bir mafya lideri tarafından açıklandıktan sonra kamuoyu tarafından bilinir hale gelmesi, söz konusu eylemlerin sistemin başında bulunanların bilgisi dahilinde gerçekleştiğini gösteriyor.

Olayın vahametini artıran da budur.

Ama gelişme tersine çevrilemez. Yasal bir çerçeve içine oturtulan bölüşüm ilişkileri, binlerce yıl öncesinin “çökme hukuku”na göre yeniden düzenlenemez. Buna tevessül eden iktidar sahipleri, eylemlerinin altında kalır ve tarih sahnesinden çekilmek durumunda kalır.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.