Güncel Haber Girişi: 11.06.2015 - 12:21, Güncelleme: 15.10.2020 - 08:20

“AK Parti'si ne ise, HDP'si de aynı“

 

“AK Parti'si ne ise, HDP'si de aynı“

Zaman yazarı Mümtaz’er Türköne, 7 Haziran seçimlerine ilişkin olarak, aldığı yüzde 13’lük oy oranıyla seçimde zafer ilan eden HDP’nin başarısına dikkat çekerek, “Kendi çekirdek seçmen tabanı dışına açılma yeteneği açısından 2002'nin AK Parti'si ne ise, bugünün HDP'si de aynı durumda. Parlak seçim zaferinden Türkiye'ye yepyeni bir siyasî paradigma çıkabilir” dedi.
Türköne’nin Zaman’da “Kandil'e Türk bayrağını dikmek”başlığıyla yayımlanan (11 Haziran 2015) yazısı şöyle Milletvekilliği saygın bir meslek; dokunulmazlık ve ayrıcalıkları cabası. Yoğun trafikte emniyet şeridini kullanmak, kırmızı-diplomatik pasaportla VIP salonlarından seyahat etmek gibi. Bu yüzden olsa gerek milletvekilleri yakalarına TBMM rozetini hep takarlar, görünmesi için sol omuzlarını da biraz öne çıkartarak dolaşırlar. Bir rivayete göre -hanımlar dahil- hep takım elbiseyle dolaşmalarının sebebi bu rozeti takacak bir yakanın olması içinmiş. Sözü HDP'li vekillere getiriyorum. Türk bayrağının yer aldığı bu rozet yakın zamanda Kandil'de çok sık görülecek. HDP'nin parlak seçim zaferinin Kürt siyasetine yüklediği sorumluluktan bahsediyorum. HDP artık Türkiye siyasetinin vazgeçilmez bir parçası. Kürt sorununun temel paradigması tepe taklak oldu. Demirtaş "emanet oy" itirafı ile bu köklü değişimin farkında olduğunu, Kandil'de Mustafa Karasu ise "emanet oy falan yok" itirazı ile eski paradigmada ısrar ettiğini gösterdi. Buyrun size Kürt siyaseti içinde daha ilk günden bel veren esaslı bir gerilim. Kandil dükkânın kârını düşünüyor, HDP ise pazara bütün kapıları açma telaşında. Kürt siyaseti açısından elbette ikincisi doğru. HDP gerçek anlamda bir "sol parti" olmayı başararak seçim zaferine ulaştı. 1965 seçimlerinde TİP'in elde ettiği başarının çok daha kapsamlı ve iddialı bir benzeri bu. Türkiye'de bir türlü mecraını bulamayan, kendini ifade edemeyen "sol ideoloji" HDP sayesinde siyasal sisteme taşındı, toplumla geniş temas kanalları yakaladı. Sol birikimi, Cumhuriyet Gazetesi'nde toplanmış ve birbirini kıskanmaktan başka marifeti olmayan eski tüfeklerin tekelinden çekip alma fırsatı doğdu. Bugün HDP çatısı altında yeni bir Gezi Eylemi'ne kim direnebilir? 2002 seçimleri "irtica tehdidi"ni, bir devlet yönetme tekniği olmaktan çıkarttı. Bu seçimler "bölücülük tehlikesi"nin başına aynı akıbeti getirebilir. Kendi çekirdek seçmen tabanı dışına açılma yeteneği açısından 2002'nin AK Parti'si ne ise, bugünün HDP'si de aynı durumda. Parlak seçim zaferinden Türkiye'ye yepyeni bir siyasî paradigma çıkabilir. Bu yüzden Pervin Buldan'ın Yalçın Akdoğan'a söylediği "hangi sıfatla konuşuyor" sözü, ironik göndermenin ötesinde anlam taşıyor. AK Parti artık Barış Süreci'nin yegâne aktörü değil. HDP'nin seçim başarısı, Kürt sorunu üzerindeki devlet tekelini de kaldırdı, çözümün yeri artık hassas dengelere yaslanıp esnek politikaların üretileceği Parlamento. HDP elindeki fırsatı bu sefer MHP'ye veya AK Parti'ye karşı değil, Kandil'e karşı direnerek kullanacak. Bölge konjonktürü de bu direnişe avantaj sağlıyor. İran'ın yükselişi sonrası artık Kandil'in de bir anlamı kalmayacak; Şenkal yeni karargâh olurken savunulması gereken, dolayısıyla ince diplomasiye ihtiyaç gösteren Suriye'deki özerk bölgeler Kürt siyasetinin merkezine yerleşecek. AK Parti Kürt sorunu üzerindeki hakim rolünü HDP'ye kaptırdı. Dün Kürtlerden de oy alabilen bir parti olarak devlet katında ağırlık sahibi olan AK Parti, yerini bugün Türklerden de oy alabilen HDP'ye terk etmiş durumda. İkisinin de vardığı sonuç aynı: Çözümü entegrasyonda aramak. Bu yüzden Barış Süreci'nin dizi filmi yapılsa, ne Yalçın Akdoğan'a ne de Hakan Fidan'a, 2015'in Haziran'ında sonra rol yazmak artık mümkün değil. Meclis aritmetiği HDP'yi  yasama faaliyetlerinde anahtar konuma getirdi. Parlamento şiddetli fırtınalara sahne olunca, Kandil'in silahlara yüklediği gerilim anlamını kaybedecek. Fark şurada: HDP artık sadece Kürtlerin partisi değil. Nişantaşı'ndan, Etiler'den, Çankaya'da aldığı oyların ipoteği altında. Kürt siyaseti Erdoğan'a çok şey borçlu. Cumhurbaşkanı kampanyasını HDP karşıtlığı üzerine inşa etmeseydi, bu sonuç ortaya çıkmazdı. HDP milletvekilleri Kandil'e veya Şenkal'a yakalarındaki Türk bayrağından güç alarak çıkacaklar. Şırnak'ta HDP'lilerin seçim zaferini Türk bayrağı asarak kutlamaları küçük bir işaret. Kürt siyaseti Kürt olmanın ötesine geçerek parlak bir zafer kazandı, bu arada Kürtleri bu zaferle onurlandırdı ve Türkiye'ye bağladı. Umutlar baharı görüp, silahın değeri kalmayınca MİT-Öcalan Barış Süreci'nin ne anlamı kalacak?
Zaman yazarı Mümtaz’er Türköne, 7 Haziran seçimlerine ilişkin olarak, aldığı yüzde 13’lük oy oranıyla seçimde zafer ilan eden HDP’nin başarısına dikkat çekerek, “Kendi çekirdek seçmen tabanı dışına açılma yeteneği açısından 2002'nin AK Parti'si ne ise, bugünün HDP'si de aynı durumda. Parlak seçim zaferinden Türkiye'ye yepyeni bir siyasî paradigma çıkabilir” dedi.

Türköne’nin Zaman’da “Kandil'e Türk bayrağını dikmek”başlığıyla yayımlanan (11 Haziran 2015) yazısı şöyle

Milletvekilliği saygın bir meslek; dokunulmazlık ve ayrıcalıkları cabası.

Yoğun trafikte emniyet şeridini kullanmak, kırmızı-diplomatik pasaportla VIP salonlarından seyahat etmek gibi. Bu yüzden olsa gerek milletvekilleri yakalarına TBMM rozetini hep takarlar, görünmesi için sol omuzlarını da biraz öne çıkartarak dolaşırlar. Bir rivayete göre -hanımlar dahil- hep takım elbiseyle dolaşmalarının sebebi bu rozeti takacak bir yakanın olması içinmiş. Sözü HDP'li vekillere getiriyorum. Türk bayrağının yer aldığı bu rozet yakın zamanda Kandil'de çok sık görülecek. HDP'nin parlak seçim zaferinin Kürt siyasetine yüklediği sorumluluktan bahsediyorum. HDP artık Türkiye siyasetinin vazgeçilmez bir parçası.

Kürt sorununun temel paradigması tepe taklak oldu. Demirtaş "emanet oy" itirafı ile bu köklü değişimin farkında olduğunu, Kandil'de Mustafa Karasu ise "emanet oy falan yok" itirazı ile eski paradigmada ısrar ettiğini gösterdi. Buyrun size Kürt siyaseti içinde daha ilk günden bel veren esaslı bir gerilim. Kandil dükkânın kârını düşünüyor, HDP ise pazara bütün kapıları açma telaşında. Kürt siyaseti açısından elbette ikincisi doğru. HDP gerçek anlamda bir "sol parti" olmayı başararak seçim zaferine ulaştı. 1965 seçimlerinde TİP'in elde ettiği başarının çok daha kapsamlı ve iddialı bir benzeri bu. Türkiye'de bir türlü mecraını bulamayan, kendini ifade edemeyen "sol ideoloji" HDP sayesinde siyasal sisteme taşındı, toplumla geniş temas kanalları yakaladı. Sol birikimi, Cumhuriyet Gazetesi'nde toplanmış ve birbirini kıskanmaktan başka marifeti olmayan eski tüfeklerin tekelinden çekip alma fırsatı doğdu. Bugün HDP çatısı altında yeni bir Gezi Eylemi'ne kim direnebilir?

2002 seçimleri "irtica tehdidi"ni, bir devlet yönetme tekniği olmaktan çıkarttı. Bu seçimler "bölücülük tehlikesi"nin başına aynı akıbeti getirebilir. Kendi çekirdek seçmen tabanı dışına açılma yeteneği açısından 2002'nin AK Parti'si ne ise, bugünün HDP'si de aynı durumda. Parlak seçim zaferinden Türkiye'ye yepyeni bir siyasî paradigma çıkabilir.

Bu yüzden Pervin Buldan'ın Yalçın Akdoğan'a söylediği "hangi sıfatla konuşuyor" sözü, ironik göndermenin ötesinde anlam taşıyor. AK Parti artık Barış Süreci'nin yegâne aktörü değil. HDP'nin seçim başarısı, Kürt sorunu üzerindeki devlet tekelini de kaldırdı, çözümün yeri artık hassas dengelere yaslanıp esnek politikaların üretileceği Parlamento. HDP elindeki fırsatı bu sefer MHP'ye veya AK Parti'ye karşı değil, Kandil'e karşı direnerek kullanacak. Bölge konjonktürü de bu direnişe avantaj sağlıyor. İran'ın yükselişi sonrası artık Kandil'in de bir anlamı kalmayacak; Şenkal yeni karargâh olurken savunulması gereken, dolayısıyla ince diplomasiye ihtiyaç gösteren Suriye'deki özerk bölgeler Kürt siyasetinin merkezine yerleşecek.

AK Parti Kürt sorunu üzerindeki hakim rolünü HDP'ye kaptırdı. Dün Kürtlerden de oy alabilen bir parti olarak devlet katında ağırlık sahibi olan AK Parti, yerini bugün Türklerden de oy alabilen HDP'ye terk etmiş durumda. İkisinin de vardığı sonuç aynı: Çözümü entegrasyonda aramak. Bu yüzden Barış Süreci'nin dizi filmi yapılsa, ne Yalçın Akdoğan'a ne de Hakan Fidan'a, 2015'in Haziran'ında sonra rol yazmak artık mümkün değil. Meclis aritmetiği HDP'yi  yasama faaliyetlerinde anahtar konuma getirdi. Parlamento şiddetli fırtınalara sahne olunca, Kandil'in silahlara yüklediği gerilim anlamını kaybedecek. Fark şurada: HDP artık sadece Kürtlerin partisi değil. Nişantaşı'ndan, Etiler'den, Çankaya'da aldığı oyların ipoteği altında. Kürt siyaseti Erdoğan'a çok şey borçlu. Cumhurbaşkanı kampanyasını HDP karşıtlığı üzerine inşa etmeseydi, bu sonuç ortaya çıkmazdı.

HDP milletvekilleri Kandil'e veya Şenkal'a yakalarındaki Türk bayrağından güç alarak çıkacaklar. Şırnak'ta HDP'lilerin seçim zaferini Türk bayrağı asarak kutlamaları küçük bir işaret. Kürt siyaseti Kürt olmanın ötesine geçerek parlak bir zafer kazandı, bu arada Kürtleri bu zaferle onurlandırdı ve Türkiye'ye bağladı. Umutlar baharı görüp, silahın değeri kalmayınca MİT-Öcalan Barış Süreci'nin ne anlamı kalacak?

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.