MAVİ ŞEHRİN KALEMLERİ
Haber
05 Ağustos 2020 - Çarşamba 18:31
 
MAVİ ŞEHRİN KALEMLERİ
Güncel Haberi
MAVİ ŞEHRİN KALEMLERİ

Sahiplenme Ki Emanetin Olduğu Gerçeği Canını Yakmasın

Esma Gülaçar

Planlar yapar, hayaller kurar, yaşamımızın bir sonraki adımını hep kontrol altına almaya çalışırız. Kendimizi öylesine inandırır öylesine kaptırırız ki hesaba katamadığımız, kontrolümüz dışında gelişen değişimlere adapta olamaz hale geliriz. Oysaki bütün yaratılmışların gaybı bilemeyeceği 1400 yıl önce bildirilmişti. Buna rağmen insan hayatının planladığı istikametten şaşmaksızın devam edeceğini düşünerek yapmak istediklerini büyük bir hırsla gerçekleştirmeye koyulur. Uğruna çabaladıklarımızın karşılığını bir şekilde alacağımız gerçeğini göz ardı etmemekle beraber, karşılığını bu dünyada alamadıklarımızın bize nasip olmadığı gerçeğini kabullenmemiz gerekir.

 "Her şey herkese nasip olmaz" bu söz bile hayatımızda çok şeyi değiştirebilir. Sahip olduğumuz güzellikleri görmemizi sağlayıp sahip olamadıklarımıza odaklanmaktan bizi kurtarabilir.  Emin olun ki kanaat, şükür ve tevekküllün bize vereceği rahatlığı, iç huzuru başka hiçbir şey veremez.  Tüm bunları hayatımıza geçirebildiğimizde nasibimizde olmayan şeylerin ardına düşmeyi ve pişmanlıklar girdabında geçmişte yaşamayı bırakıp yapabileceklerimizi görmeye başlarız. 

İnsan psikolojisi kaybettiklerini kabullenip tolere edebilmek için zamana ihtiyaç duyar. Zaman ezelden beri şaşmaksızın yaraları iyileştirme,  kayıpları telafi etme görevini sürdürmektedir. Zamanın, insanın biyopsikosoyal gelişimi üzerinde oluşturduğu değişim onun ihtiyaçlarının ve tercihlerinin de değişmesine neden olur. Yani bir zamanlar kaybettiklerimiz ve üzüldüklerimiz, kaybımızın üzerinden geçen zamanın etkisiyle gülüp geçebileceğimiz durumlar haline gelebilir. Ya da bir zamanlar fazlasıyla ihtiyaç duyduklarımız, ulaşmak için çabaladıklarımız zamanla ihtiyaç duymadığımız, önemsemediğimiz bir konuma düşebilir. Siz buna ister zamanın travmaları iyileştirici etkisi, ister duygu ve düşüncelerimiz üzerindeki değişimi, isterseniz de insanı olgunlaştırma işlevi deyin. Ne derseniz deyin zamanın bizi bir şekilde değişime götürdüğü bir gerçek.

 Tabi değişimimizin ne ölçüde, ne boyutta ve ne şekilde olacağı bizim yaşam tecrübelerimiz, maruz kaldıklarımız ve bilinçli çabalarımıza bağlı. Kendini olumlu yönde geliştirmek için çabalayan insanın değişimi, daha doğrusu gelişimi onun çabalarının ölçüsünde yol alacaktır. Her türlü yenilik ve gelişime kapalı kendi kalıplarından çıkmamak için direnen kişilerin değişimi ise hiç şüphesiz daha yavaş ve daha az belirgin olacaktır. Ama tercihler, hobiler, zevkler, beğeniler ve uğraşılar her yaş grubunda biyolojik ve psikolojik gelişimin etkisiyle belirgin değişimlere uğrayacaktır. 

 Zamanın üzerimizdeki değişim etkisi, hayatımızdaki her şeyin gelip geçici olduğu gerçeğini kanıtlıyor. O yüzden hiçbir zaman tamamen sahip olamadığımız hayatımızın bütününe körü körüne bağlanmamayı öğrenmemiz gerekir. Bunu başardığımız takdirde bize ızdırap olarak dönecek olan pek çok yanlışa kapılarımızı kapatmış olacağız.

"Ant olsun, sizi biraz korku, (biraz) açlık, (biraz da) mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele."(Bakara suresi - 155. ayet)  gerçeğini içselleştirebilseydik hayatımızdaki her şeye emanet nazarıyla bakıp onu körü körüne sahiplenme, tekelimize alma yanılgısına düşmezdik.      

  Birçoğumuzu derinden sarsan dünyevi musibetler neden dünyaya daha az ehemmiyet veren onun faniliğini idrak etmiş kişileri daha az sarsar, daha zor yıkar diye hiç düşündük mü? Kendimizi sorgulayabilirsek baki olmayan, zaten bize bir şekilde, bir süreliğine veya ebediyen veda edecek olan, imtihan olabileceğimiz her şeye sıkı sıkı tutunarak kayıplarımızı travmatik hale getirdiğimizi, acılarımızı yüreğimizde daha uzun süre misafir ettiğimizi, insan gibi eşrefi mahlukat olan bir varlığı fazlasıyla sahiplenmenin, bütünüyle kontrol altında ve belli kalıplarda tutmanın imkansız olduğunu, aynı zamanda büyük cürüm olduğunu çok net görmüş oluruz oysaki. Öyle ya biz kimiz ki kulluk gibi bir vazife için, büyük bir imtihan için dünyaya gönderilip her anı kayıt altına alınan, Yaradan'ı ile irtibatı devam eden, kader planını göremediğimiz bir varlığı, insanı sahiplenmek gibi bir hadsizliğe kalkışalım.   Maalesef çoğu kez bunu gafilane yapar insanoğlu.

 Yapılan her türlü hataya rağmen yaşanan travmaların zamanın akışıyla o güçlü etkisini yitirmesi,  yaşama tutunma, yeniden ayağa kalkabilme, acılarımızı unutabilme mekanizması rahmanın en güzel tecellisidir. Biz yeter ki bu mükemmel mekanizmanın işleyişini zorlaştırmayıp uzatmayalım.  Sebepleri suçlamak yerine sebeplerin hikmetlerini anlamaya çalışalım nasıl bakarsak, baktığımızın yansıma ile bir şekilde karşılaşacağımızı unutmadan.    

 Adaletsizliklere göz yummamakla beraber yaşanan musibetlere hikmet penceresinden bakmayı başardığımız, suçlamayı bırakıp affetmeyi öğrendiğimiz zaman üzerimizdeki negatif duyguların ağırlıklarından kurtulabiliriz. Aksi halde kaybettiklerimizi kocaman bir yük gibi bir ömür taşımaya devam edeceğiz. 

 Zihnimizde birer fazlalıktan ibaret olan hırs, öfke, nefret gibi yüklerden kurtulamadığımız sürece hafifleyip huzuru tadabilmemiz çok zordur.  Hırs ve hükmetme güdüsünün gerçeklere kör olmamıza yol açacak kadar gözümüzü karartarak sonumuzu hazırladığını,  haddinden fazla değer biçtiklerimizin imtihanımız olacağını unutmamalıyız.  Yaşamımızı her yönüyle kontrol altına alamayacağımızın bilincinde olarak yaptığımız planlara nasip çerçevesinde anlam yüklemeli, haksızlıklara direnirken haksız yere kaybettiğimiz haklarımızın heba olmayacağı gerçeğini düşünüp kendimiz heba etmeyerek Allah'ın rahmet deryasından üzerimize yağacak olan damlaları tevekkül ve teslimiyet ile beklemeliyiz.

 

Anam Canım Anam

Nuran Demirhan

Ana başa taç imiş,

Her derde ilaç imiş,

Bir evlat pir olsa da,

Anaya muhtaç imiş…

Analarımız, kınalı elleri öpülesi analarımız.

Sevindiğimizde gülen, üzüldüğümüzde bizden çok üzülen, hayatı boyunca hep mutlu günlerimizi gözleyen canım anam,7 evlat sahibidir anam hepsini büyüttü okuttu. Ardından iki evladını toprağa verdi. Verdi ama bihaber hasta yatağında. Gurbette evlatları, telefonunu yanından ayırmaz. Her akşam eve gittiğimde sayar bana tek tek arayanları o gün aramayanları bana sorar haberin var mı nasıllar iyiler mi diye?

Canım anam güler yüzlü, melek anam adının özelliğini hayatı boyunca taşımıştır. Kocaman yüreğine, dünyaları, sabrı, şefkati, evlat sevgisini, fedakârlığı, zor şartlarda pes etmemeyi, hayatın zorluklarına karşı direnmeyi sığdıran, Güler anam… Bana her gün bakarsın da kusurumu görmezsin, bütün gündüzler gece de olsa gözlerindeki umut ışığını hiç kaybetmezsin. Sen bana kimsenin gösteremeyeceği öyle güçlü bir sevgi sundun ki, bu sevgi ne biter ne de tükenir. Seninle acılar yaşadım, acılı günümde desteğim oldun, nefesinle bile olsa da gücüme güç kattın, anam… Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber... Nasıl dar günlerde yardıma koşup, kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin. Senin yüreğin tek benimle olmadı anam bilirim yüreğindeki 6 evladının da yerini, nasıl da zalim bir çark bu değil mi? Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde yuvadan uçacağını bile bile koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun...

Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor. Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi, kâh bir mektup, kâh bir telefon sesi... Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi... Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları... Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda...

Bakışlarla anlaştık. Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı... Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk.

Güler yüzlü elleri öpülesi pamuk anam.

Yakarış

Salih Geçken

Şikâyetimi Rabbime arz ediyorum

çaresizliğimin ardına takılan gözyaşlarımla…

sitem de yok… isyan da…

rabbim, çaresizim sana sığınıyorum…

sen'den yardım diliyorum

 

Arzın sahibi Rabbim, biçareyim

bu gece bana derman olur musun

içimdeki acıyı sevince, kederi neşeye…

sıkıntıyı sevgiye dönüştürür müsün

kalbime huzur ihsan eder misin?

sükûnete erdirir misin

seni seven kulunu zulümden kurtarır mısın, Rabbim?

 

Rahman ve rahim olan Rabbim

arza sunduğum şikâyetime cevap verir misin

hatalarımı silerek beni de huzura erdirir misin?

 

Zulmü de bilensin… zalimi de…

ihanet edeni de bilirsin…  ihanet içinde yüzeni de…

arzındayım Yarabbi…  hükmüne razı bir köle gibi…

duydum, iman ettim "Hak da sensin, Hakk'ın hakkını veren de''

kalbim elinde olan Rabbim, gücü yaratan da sensin; güç de sen

acıma dur diyecek de… kalbime huzur verecek de sensin…

 

Ey rahman biliyorsun ki, gözlerim de yorgun… sözlerim de…

aşk yorgunu kalbim niyaza duran bir yakarış içinde…

gizlinin de gizlisini bilen Rabbim, merhametine sığındım…

hüzün yüklenmiş hikâyeler de…

huzuru tüketilmiş sevgiler de ağır geliyor kalbime…

 

Ey Vedud, kapındayım…

af dilemeye, aftan dilenmeye geldim…

yine acı… yine hüsran… yine sensizlik…

tek tesellim, geçmişe dair söylenceler…

 

kötüye gidiyor her söz…

kalp, hallaç pamuğu gibi…

tersine işler çarkın arasına sıkışan duygularım, esaret altında

dörtnala sevgiye koşan umutlar tükenmek üzere…

mutluluk son demlerinde…

hayalleri, acıyla yoğrulmuş cümleler kahrediyor.

aşka döllenmiş kalpler yırtılıyor bir bir…

yalan ve ihanet köşe başlarında nöbet değişiminde…

sokak lambaları bile kan kusturuyor artık…

gerçekler suskun…

hile ve desise iş başında…

 

Acının ardında çaresizlik düşüyle uyanıyorum

kâbus, gecenin ardına diziliyor

kavgaya odaklı kelimeler namluya sürülmüş…

sevgi katili hisler iş başında…

'ben' riyakârlığı seriye bağlamış katil gibi…

konuştukça yıkıyor,  yıktıkça bencillik zehrine yeniliyor

 

Kelimeler savaş yorgunu…

aşk param parça… kalp kırık… ben çaresiz…

ey Rabbim bu gece şikâyetime ses, kalbime genişlik ver.

Van'da Eski Bayramlar

Ümit Kayaçelebi

O günleri anlatmak zor olsa da

Çok güzeldi Van'da eski bayramlar

Geçmiş günler anılarda kalsa da

Çok güzeldi Van'da eski bayramlar

 

Çikolata yoktu, alırdık şeker

Balalar yığılır kapıda bekler

Biraz harçlıkla, fındık isterler

Çok güzeldi Van'da eski bayramlar

 

Milav kazar fındıkları atardık

Tek atınca birden biz de batardık

Bazı gün de yükümüzü tutardık

Çok güzeldi Van'da eski bayramlar

 

Çok erkenden gider idik camiye

Kulak kesilirdik Hafız Hemdiye

Zaten çok yakındık Küçük Camiye

Çok güzeldi Van'da eski bayramlar

 

Dolup taşardı misafirle evler

Karşılıklı içilirdi kahveler

Derken sürüp gider tatlı sohbetler

Çok güzeldi Van'da eski bayramlar

 

Bizim mehle insanlarla kaynardı

Çocuklar melikan, kupa oynardı

Kimisi de sinemaya koşardı

Çok güzeldi Van'da eski bayramlar

 

Toprak evler tertemizdi her zaman

Hele bayramlar da görseydin aman

Misafirle kaynayıp taşardı her an

Çok güzeldi Van'da eski bayramlar

 

Nenem bize ayran aşı yapardı

Hane halkı kaşıkları kapardı

Tuzlu balık sofraya tat katardı

Çok güzeldi Van'da eski bayramlar

Nerede o seki bayramlar nerde?

Bütün güzellikler kaldı mazide

Toprak damlı bizim o eski evde

Çok güzeldi Van'da eski bayramlar

Çok güzeldi banka sokağında bayramlar.

 

Konuş Ey Yâr

Sadık Er

Bana konuş diyorsun ya ey can!

oysa ben ağzımın sürgüsünü çoktan çektim

susuyorum /sustum

konuşsam yaralı kelimeler çıkar ağzımdan

korkuyorum

o yüzden ben içim(den)le konuşuyorum

 

Anlat diyorsun fakat ey can!

kelimeler birer kurşun

kelimeler birer söz yumağı

kuyuya düştü söz yumağı

bilirsin zindanlar ses vermez be gülüm

sözün puştu gündemdedir…

 

Bana konuş diyorsun ya ey yâr!

ağzım kan, konuşursam

kimse kaldıramaz / kusar kelimelerim…

 

Yüreğim hicran yüklüdür

ve zindan kesilmiş bize

celladım baltasını bilemede

küfr-ü vahit bir âlem

gör ki söz çok ey yâr

lakin kelama yer yok

sözün puştu gündemdedir

 

Bana konuş diyorsun ya delal

yine de söyle diyorsun lakin

dilim bir prangalı mahkum

nefsimKıtmir'indir senin

bilesin yar, ak bahtım yâr

 

Biliyorum konuşursam

kelimeler dilimin ucunu ısıracak

ben kendi celladım olmak istemiyorum

Musa'nın konuşması değil midir

Firavun'a gülleri öldürten

devasız bir öfkedir benimkisi

 

Ben ki benden gafilim

ağzım benim değil / dil emanetim

gayrı ben konuşmaktan acizim…

işte ahvalim ey can

bir sır ver bana / bir ipucu, bir imge

esrarından sonsuzluğun

öz'ün puştu gündemdedir…

 

Gönül Yorgun

Zahide Kaya 

Hâlâ mı burkulur kalbin

hâlâ mı yaşlanır gözün

küllenmişkalp kırıklıkların 

hâlâmı batar ruhuna

 

O zaman

var mı oluyormuş ask?

hemde en acısıyla

unuttumalıştım 

bununlayaşamaya diyerek

neçok yanılmışsın

 

Hep bir sevgi arayışının 

peşinde koşuşunu

anladın mı şimdi?

anladın mı neden 

başka kimseyi

sevemeyişini.

 

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: MAVİ, ŞEHRİN, KALEMLERİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı