301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Haber Detayı
21 Ağustos 2019 - Çarşamba 15:11
 
MAVİ ŞEHRİN KALEMLERİ
Vansesi Gazetesi ile Van Yazarlar ve Şairler Derneği işbirliğiyle mavi şehrin kalemleri yazıyor.
Köşe Yazıları Haberi
MAVİ ŞEHRİN KALEMLERİ

Yaşama Arzusu

Necla Arpa gülaçar

Gençlerdeki yılgınlığı, karamsarlığı hayatı yaşamada olan arzu eksikliğini, yaşlılarda ise yaşlandıkça yaşama arzularının arttığını gördükçe hayrete düşüyorum. Bu beni oldukça düşündürüyor.

Gençlerde yaptığım analiz şu; henüz kaybetmenin ne demek olduğunu bilmiyorlar, sahip olduklarının ve olacaklarının henüz farkında değiller. İşte bu yüzden gençlerde yaşam arzusu azdır, intihar olaylarına gençlikte daha çok şahitlik ederiz ve hayallerinden çabuk vazgeçiyorlar. İşte bu yüzden eğitimcileri tarafından sürekli idame edilmeleri gerekiyor.

Yaşlılarda yaptığım analiz ise ne olursa olsun yaşama arzularını kaybetmiyorlar Çünkü kaybedecekleri şeyleri çoktur. Hayati fersah fersah yaşamışlardır ve yaşadıkları vatanın, memleketin sahip oldukları düşüncelerinin, inançlarının, fikirlerinin kıymetini iyi bilirler. Bir de büyük bir aileye sahiplerse tul-i emelleri hiç bitmez. Düğünlerini, doğumlarını tüm güzel günlerini görmek isterler. Bir dahaki baharı iple çekerler. Kök salmak nasıl değerli ise kökene sahip çıkmak o nispette değerlidir onlar için.

Tolstoy yaşama arzusunu ve köklere bağlılığı 19. yüzyılın 2. yarısında Çeçenlerin efsanevi kahramanı Şeyh Şamil ve Hacı Murat'ın Rus işgaline karşı mücadelesini anlattığı romanı "Hacı Murat'a" Rusların Tatar adını verdiği deve dikeni çiçeğinin yaşama arzusunu direnme gücünü tasvir ederek başlar. Elindeki Çiçek demetine eklemek için yol kenarında gördüğü kan kırmızısı renkte iyice açmış devedikenini kopartmak isteyen Tolstoy çiçeğin gücü karşısında hayrete düşer ellerini kanatma pahasına çiçeği kopartır. Ama bunun için çiçeği lif lif ayırmak zorunda kalır.

İşi bittiğinde elinde demin imrenerek seyretti güzel bir çiçek değil parça parça olmuş ve biraz önceki güzelliğini letafetini yitirmiş bir ot parçası kalmıştır." Ne güçlü bir yaşama arzusu bu" diye düşünür. Tolstoy; "Direnmek için büyük çaba gösterip kolay lokma olmadığını nasıl da ispat etti" der. Yoluna devam eden yazarımız Birkaç adım sonra bir başka Tatar yani devedikeni görür bu sefer onu olduğu gibi seyreder dokunmaz. Bu hadise Tolstoy'un Çeçenlerin köklerine bağlı kalma mücadelesini anlattığı hikâyesine de ilham kaynağıdır.

İşte bu hikâyeden de anlaşıldığı gibi yaşama arzusu ve köklere bağlılık değerlidir Tolstoy'un "insan Ne İle Yaşar" kitabını okuduysanız orada çarpıcı hikâyelerin olduğunu görürsünüz. Manzarayı seyretmek yerine manzaranın içinde olup O manzaranın bir figüranı olmak daha gerçekçidir.

Sıcak ve soğuk savaşlar tamamen insanların yaşama arzularını ellerinden alıp onları yılgınlığa vazgeçişe zorlamak içindir. Birileri muhteşem manzarayı yok etmeye çalışarak kahraman olmak ister ne yazık ki.

Az önce yağmur yağdı yaz yağmurlarını severim serinletir. Balkondan seyre dalmış ruhumu bedenim bahçeye taşımış hiç farkında değilim. Islak çimenlere basıyorum kristal çiğ damlaları ahenkle yere düşüyor içini dökmüş bulutlar bir kez daha dolu dolu ağlamanın verdiği rahatlıkla yerlerini lacivert bir gökyüzüne bırakıyor. Tolstoy'un sorusunu kendime soruyorum "insan Ne İle Yaşar" Anasır-ı Erbaa ile mi, yani toprak, su, hava, güneş ile mi? Nisan yağmurlarında yabancı olduğum bu şehirde, yalnızlığa, rüzgâra, soğuğa ve yağmura inat parkta yürüdüğüm günleri anımsıyorum.

Hani manzarayı uzaktan seyretmek yerine manzaranın içindeki figüran olma felsefem vardı ya ben ne ile yaşamak istediğimin farkındayım. Biraz Doğa, biraz okumak - yazmak, biraz insan, ha biraz da yemek.

Toprak ile su ile hava ile ve güneş ile olan her şeyden biraz istiyorum. Yüreğimin oyuklarında olsunlar beş duyuma hitap etsin hepsi. Gözlerime bayram ettirsin mevsimlerin ahengi. Yağmur sonrası burnuma ıslak toprak kokusu gelsin. Sonra şenlensin kafamın içi ve parmaklarım kalemi tutmak için heyecanlansın klavye oradan bağırsın "yine klasik yöntemler mi?" desin. Ben de "sıranı bekle dostum, yazıların bitmeden sana peşkeş çekmem" diyeyim. Limonlu çay fincanı bana göz kırpsın, zil çalan karnım dolaptaki son tuzlu krakerlerle avunsun.

Ben ne ile yaşamak istediğimin farkındalığını bulma mutluluğuna gark olmuşken bahçıvanın tok sesi hayal dünyamdan ayırıveriyor beni; "abla kamelyadaki sandalyeler ıslak oturma"

İşte, mütevazı bir yaşama arzusu...

Vesselam.

 

 

Kâinatın Güneşi

Mustafa Ayyürek

Saat 00.01…Yeryüzü ışımak için saymaya başlıyor. Vakit gece yarısı, biz uyurken saat 00.07 oluyor ve belirginleşeceği zamana, parlayacağı ana doğru ilerliyor aydınlık. 00.25; genç ama emin, 00.40; olgun aynı zamanda kararlı ve dinç. Saniyeler birbirini kovaladı, dakikalar geçti ve saat01.03 vurdu. Gelecek pırıltılı saatlerin tamamlanmış olma halinin belirginleştiği an ve biz uyumaya devam ederken 'Kâinatın canlılığı kuşatan ziyası' vadeliden için herkese göz kırpıp...

***

Saat ilerledi ve az sonra 03.39 oldu, farkına varılmayacak bir nesne gibi...

Saat ilerledi, ilerledi, ilerledi. 03.39 değil artık, çoktan geçti… Hakikatin taşıyıcısı gözlerini açtı, tam açtı. Endişeye, kargaşaya, karışıklığa yer vermeyecek şekilde.

Saat 06.08; güneş sızarak içeriye girdi, göründü ha görünecek. Uyuyamayanlar şimdi derin uykuda ve karmaşık duygulara sahip. Güneş yeni doğdu ama huzursuz insan anlaşılan o ki, günün kalanını uyuyarak geçirecek. Bundan rahatsızlar, yazık ki umursamıyorlar. Hakikate yönelme teveccühü yok, gücü var, muhakeme yeteneği yeterli ama kendisine inancı yok.

Huzursuzluğu onu gündüz uyutacak cinsten, gece uyanık kalacak. Her şeyin öldüğü saatte canlı iken ölmüş gibi olacak.

Saat 06.10, Öğretmen… Yeni, saf ve temiz fikirlerle vasıta değiştirerek ders vereceği okulun yolunda. Bu dönemin ilk gün heyecanını öğrencileri ile paylaşma telaşında. 

Bir öğrenci tembellik etmiş, uyanmak istemiyor. 'Hastayım anne, bu gün okula gitmesem?' Diyor. Annesi kıyamıyor oğluna, odasına dönüyor. Eşinin yanına. Eşi hanımına tüm içtenliği ile 'Bırak hanım, kendi keşfetmeye koyulsun. Yılların bozgunculuğu onu çok hırpaladı, bırak uyanma vaktini bulsun ve o vakti bulduğunda da hemen uyandır onu.'

***

… Ve adam usulca hanımının hazırladığı kahvaltı sofrasına yöneldi. Beraber yiyip içtiler. Adam gerçeğe gitti, hanımı ayet ayet hayatını işlemeye…

Bir horoz gür çağrısıyla sabahın ilk nurunu müjdeledi. Peşinden kuşlar, en muazzam ötüşleriyle bu müjdenin huzurlu sesine ses verdi. 'Çoban' vakur adımlarla ilerledi. Geçen sürelerden bir tık sonra şafak horozu ve ona eşlik eden türlü türlü kuşlar düetleri ile aynı anda insan kulağına engin notalarını serpiştirdi. Yatağının içerisinde bir o tarafa bir bu tarafa dönüp duran, hakikat saatini fark edemeyişinden uyuyamamış 'İnsan' çelişkili. Musikiyi işitmek istemeyen gönlünü yastığının altına saklama telaşında. Ama nafile, hayat kısa kuşlar ötüyor…

Bir geyik önceki günün yorgunluğunu atmış olmanın içgüdüsüyle, yeşermiş otlaklar arasında bir o yana bir bu yana gidip geliyor, neşesi yerinde ve muazzam bir hakikati yakalamış gibi onurlu. Geceyi dinlenmeden geçiren 'Çoban,' sürüsünü kavalının peşine takıp dağ bayır demeden yola koyuluyor. Annesini kaybetmiş bir kuzu 'me' sesi ile sürü içerisinde etrafı dolaşıyor, kaybettiği annesini arıyor. Kuzuyu güven içerisinde htirecek 'Çoban,' kuzuyu annesine kavuşturuyor. Sarılıp koklaşıyorlar. Kuzu mutlu, anne mutlu, 'Çoban' geleceğin çığır açacak olmasının bilincinde.

Sabahın huzuru sokak aralarına işliyor, bir ışık huzmesi perde ile örtülen pencereden usulca içeri sızıyor, gün ha ağardı ha ağaracak. Fakat ışığa rağmen karanlık hüküm sürmek istiyor. Mücadelesini bu yönde veriyor. Kahrolası ölçüp, biçemiyor. Pençesine aldığı potansiyel 'Nur' adaylarını karanlığa gömüyor. Kimisi boğulup gidiyor, kimisi buna zorlanıyor, kimisi kurtuldu ha kurtulacak. Işıkla aydınlanacak gibi kimi karanlık noktalar ve bazıları gerçekten de aydınlanıyor yüzleri ak bir şekilde.

Saat 06.24, karanlık ışıkla savaşıyor ve uzun sürelerdir ilk ciddi mağlubiyetini alıyor. 06.25, karanlık tekrar kazanmayı deniyor. Kazanıyor da ama güç yettiremiyor. 06.27 karanlık debeleniyor ve ilk büyük tokadını yiyor…

Güneş açalı çok oldu, şimdi her taraftan ışık huzmeleri yayılıp karanlığı boğuyor. Horozun sabah ötüşüne vurgun gönüller mest, bir ceylan sekerek her yükseldiği noktayı kendisi ile birlikte yüceltiyor. Bunu evren tüm zerreleri ile hissediyor.

***

Şimdilerde karanlık kendisine defalarca tur bindirmiş ışığın önünde görünüyor lakin nafile huzmeler yetişti, yetişecek. Karanlık bir tur farkı daha yiyince bir daha baskın gelmek için çabalayamayacak. Bunu biliyor ve bu yüzden hile üstüne hile yapıyor. Fakat ezelden belli ebet hep ışıklı ve aydınlık olacak. Bunu bilimsel analizler bas bas bağırarak ilan ediyor. Şöyle diyor bilim insanları; 'Sonsuzlukta ışık her yere varacağı için evrendeki tüm galaksiler ve galaksiler arasındaki uzay boşluğunda bulunan bütün karanlık noktalar aydınlanacak ve karanlıktan eser kalmayacak. Her yer ışık parçacıklarının renkli görünümleri ile dolacak.'

***

Belli ki gönüller; 'Saat 00.01'i yani yeryüzünü aydınlatan ışığın ilk anını, insanların uykuda iken saatin00.07 oluşunu yani belirginleştiği zamanı, parladığı vakti hissediyor. 00.25'in genç, ama emin oluşunu. 00.40'ın olgun aynı zamanda kararlı ve dinç çabasına uyanıyor artık. Saniyeler birbirini kovalarken, dakikalar geçti ve saat 01.03 vurdu. Aslında güneşin hiç batmadığını, gelecek pırıltılı saatlerin tamamlanmış olma halinin belirginleştiği anın keşfine vardılar. Ve 'huzursuzlar' uyumaya devam ederken, 'Kâinatın canlılığı kuşatan ziyasının vadeliden için herkese göz kırptığını biliyor…

 

 

Eski

Kenan Gezici

Boğazımda yutkunamadığım hıçkırığım.

Dura kalmışım, uyku damıyım, uyanık mıyım?

Nedense eskisi gibi değilim

Yürürken elim cebimde

Taşlara tekme; atmaz oldum.

Sade ben miyim eskisi gibi olmayan.

Nerde o heybetli, sıra, sıra dizilen,

Ufukta Van gölüne batan ağaçlar.

Delisini akıllısını tanıdığım şehrim.

Artık ağaç gölgeleri serinletmez

Tek heceyle bilmediğim.

Şarkılar, şiirler, lakırdılar.

Siyah beyaz izliyoruz.

İnsanlar tek düze asparagas.

 

 

İndi Haktan Bir İlim

Metin Baykara

İndi haktan bir ilim

Düşendi zihninde bir kilim

Kırmızı ay yıldıza buyandı

Akif'in kaleminde ilim

 

İsmini peygamberden almış

Akif'le görevini anlatmış

Şufani olan dünyada

İstiklal marşıyla Ersoy'unu kazanmış

 

Hakka uzanır kalemin her an

Nice canların âşıkların adıydın

Yunus Emre gibi hakka uzanır elin

Fegiye Teyran gibidir aşkın

 

81 yıl oldu ruhun uzanmış hakka

İstiklal oldun marşıyla düşman korkutan

Mehmetçiklerin cesareti oldu lisanın

Nedenleri kayıp oldu Mehmetçiğin karşısında

 

İstiklal marşından sonra sürgün edildin

Nedenleri kayıp ettiler Azrail gibi

Müslüman yıkılmaz dimdiktin

Hz Yakup'un Yusuf'u bekler gibi sabrettin

 

Rahmana esir kılmışsın bu ruhunu aşkında

Umudunu hiç yitirmedin Bediüzzaman gibi

Muhammed aşkıyla vermedin İstiklalini

Her zaman yüreklerde yaşayan Akif idin.

 

 

Şu Kalbim

Muhammed Gürcan

İlhamın bende kurumaz dibi

Sendeki güzellik yakar gider.

Şu kalbim dağlarda Ferhat gibi

Ölümsüz ırmaklar akar gider

 

Sanma ki, sensiz bu devran döner

Işıklar bir bir kaybolur, söner…

İstersen mevcut dünyayı öner

Gözlerim ardına bakar gider…

Kaynak: Editör:
Etiketler: MAVİ, ŞEHRİN, KALEMLERİ,
Haber Videosu
Yorumlar
Haber Yazılımı